Sızıntı Arşivi

Ocak 1981 · s. 16 · 2 dakikalık okuma

Onu Arayan Seyyah

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

O’NU ARAYAN SEYYAH

ÇIKAN KISMIN ÖZETİ: Seyyah, yeryüzündeki intizam ve mükemmeliyeti gördükten sonra semaya bakar. Semadaki muazzam büyüklükteki yıldızların ve sistemlerin çarpışmadan, intizamla hareketlerine, gece ve gündüzün, kış ve yazın meydana gelişlerine hayret eder ve ciddi bir araştırmaya koyulur.

Sonra, dünyaya gelen o yolcu adama ve misafire, “Gökyüzü” denilen ve acaib mahşer olan feza gürültü ile konuşarak bağırıyor:

“Bana bak! Merakla aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bulabilirsin’’ der.

O misafir, onun ekşi, fakat merhametli yüzüne bakar. Müthiş fakat müjdeli gürültüsünü dinler, görür ki yer ile gök arasında muallakta durdurulan bulut, gayet hikmetli ve merhametli bir tarzda zemin bahçesini sular ve yeryüzü ahalisine ab-ı hayat (su) getirir ve harareti yani yaşamak ateşinin şiddetini tadil eder ve ihtiyaca göre her yerin imdadına yetişir. Bu vazifeler gibi çok vazifeleri görmekle beraber, muntazam bir ordunun acele emirlere göre görünmesi ve gizlenmesi gibi. Birden semayı dolduran o koca bulut dahi gizlenir. Bütün eczaları istirahata çekilir, hiçbir eseri görülmez. Sonra ‘‘Yağmur başına arş!” emrini aldığı anda; bir saat belki birkaç dakika zarfında toplanıp boşluğu doldurur, bir kumandanın emrini bekler durur.

Sonra o yolcu, havada rüzgâra bakar, görür ki; hava o kadar küçük vazifelerle gayet hakimane ve kerimine hizmette kullanılıyor ki, güya o ruhsuz havanın şuursuz zerrelerinden herbir zerresi; kâinat sultanından gelen emirleri dinler, bilir; ve hiçbirini geri akmayarak o kumandanın kuvvetiyle yapar ve intizamla yerine getirir bir vaziyetle yeryüzünün bütün canlılarına nefes vermek ve canlılığa lüzumu bulunan hararet, ziya ve elektrik gibi çok külli vazifelerde ve hizmetlerde, gizli bir el tarafından gayet şuurluca bilerek ve hayatı besler tarzda hizmette kullanılıyor..

Sonra yağmura bakıyor, görür ki: O lütuf ve berrak, tatlı ve hiçten ve gaybi bir rahmet hazinesinden gönderilen damlalarda o kadar rahmani hediyeler ve vazifeler var ki; güya rahmet, cisim haline gelerek damlalar suretinde İlahi hazineden akıyor manasında olduğundan, yağmura ‘rahmet’’ namı verilmiştir.

Sonra şimşek bakar ve gök gürültüsünü dinler, görür ki, pek acib ve garib hizmetlerde çalıştırılıyorlar.

Sonra gözünü çeker, aklına bakar, kendi kendine der ki: Atılmış pamuk gibi bu cansız şuursuz

bulut; elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdadımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez; belki gayet kudretli ve merhametli bir kumandanın emriyle hareket eder ki, bir iz bırakmadan gizlenir ve bir anda meydana çıkar, iş başına geçer ve gayet faal ve yüce ve haşmetli bir Sultanın fermanıyle ve kuvvetiyle vakit be vakit hava ülemini doldurup, boşaltır ve mütemadiyen, hikmetle yazar ve paydos ile bozar tahtasına ve mahv –ı isbat levhasına, haşir ve kıyamet suretine çevirir; ve son derece lutfedici, ihsan edici, ikram edici ve terbiye edici bir Hâkimin bu işleri yaptırmasıyla rüzgara biner ve dağlar gibi yağmur hazinelerini bindirir, muhtaç olan yerlere yetişir. Güya onlara acıyıp ağlayarak, göz yaşlarıyle, onları çiçeklerle güldürür, güneşin ateşinin şiddetini serinlendirir; ve sünger gibi bahçelerine su serper; ve zemin yüzünü yıkar, temizler. .

BN.