Aralık 1987 · s. 35 · 3 dakikalık okuma
Ölümsüzlik Hakkında Düşünceler

"Ölüm güzel şey budur perde ardından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber."
N.F.K.
Faniliğimizin gerçeğiyle yüzyüze gelmek cesaretini her zaman kendimizde bulamayız. Ölümün oturup bizi beklediği karanlık uçuruma dolambaçlı yollardan ve korkarak yaklaşırız... Hiç şüphe yok ki, ölümü hiç düşünmemek suretiyle bu korkudan kurtulamayız, bilakis, ona alışarak, onu benimsemeyi öğrenerek kurtulabiliriz. Bu suretle, onun bize karsı kullandığı en büyük silahı, yabancılığını, elinden çekip almış oluruz. Ölüme hazırlanmakla, kendimizi hürriyete hazırlamış oluruz.
Montaigne bu mevzuda çok isabetli söylemiştir: "Bir gün yaşadınızsa, herseyi görmüşsünüzdür. Bir tek gün diğer bütün günlere müsavidir. Ne başka ışık, ne de başka türlü bir gece var, Ölümden korkulmamalı. Ölüm bir dosttur. Saati gelmeden hiç bir insan Ölmez. Arkada bıraktığınız zaman, sizin değildir ve sizi alâkadar etmez; tıpkı siz doğmadan önceki zaman gibi... Size nasıl başkaları yer verdiyse, siz de başkalarına yer veriniz. Yemiş, doymuş bir misafir gibi rahatınıza çekilin... Hayatın kazancı mekânda değil, kutlanıştadır. Kısa ömürlü bazı insanlar, uzun ömür yaşamışlardır... Şu halde, bu dünyaya nasıl korkusuzca geldinizse, o süratle dünyadan gidiniz. Ölümden hayata geldiğiniz yoldan dönerek, hayattan Ölüme gidiniz... Ölümünüz dünya nizamının bir parçasıdır, fakat dünya hayatının bir yığınıdır."
Çok kere düşünürüm ki, ölüm hayatın düşmanı değil, dostudur. Çünkü hayatımızın mahdut olduğunu bilmek onun kıymetini artırır. Zaman bize emanet edilmiş bir vediadır; bu hakikati bildiğimiz için hayat yıllarımıza bir emanet nazarıyla bakarız...
Hayatın büyük parkında geçirmemize müsaade edilen gün her insan için bir değildir; fakat bu saatlerde daima güzellik, sevinç ve neş'e de bulunacaktır, eğer kıymetini bilirsek... Sonra her birimizin hayatında, bir dakika gelir ki, ölüm denilen büyük sütnine, insanoğlu denilen çocuğu elinden tutar ve ona yavaşça der ki: "Eve gitmek zamanı geldi. Gece yaklaştı. Ey insanoğlu yatma zamanın geldi. Gel, yorgunsun, tabiatın sakin koynuna gir de artık uyu. Allah rahatlık versin. Gün bitti. Ebediyet göklerinde yıldızlar pırıl pırıl parlıyor."
Ölümün her an hazır olması bütün hayat değerlerine daha büyük mânâ verir. Ölüm bir hocadır, bize beşer hülyasının asıl ve nazik mahiyetini öğretir. Bu dünyadaki hayat tecrübesinin bir nihayetinin geleceğini kabul etmek genç ve olgunlaşmamış kimseler için güçtür. İçimizde isyan fırtınaları koptuğu zamanlarda, düşünürüz ki, şu dünyanın planını yapmak kudreti bizim elimize verilmiş olsaydı, insana daima yenilenen bir gençlik pınarı verirdik; dünyada ölümün hiç yeri olmaz, hayatın sonu da gelmezdi. Fakat bu hissi tahlil edince, görürüz ki, bu çılgın bir çocuğun sınırlı ve düşüncesizce bir arzusudur. Çünkü, hakikatte, durup dinlenme bilmeden, bu fırtınalı hayattan ayrılıp uykuya ve ebedi istirahate kavuşup kurtulmak imkânı olmadan, şu varlık çarkına ebediyen bağlı kalmayı gerçekten ister miyiz?
"Bu insanlar için nihayetsiz bir hayat mümkün olsa bile, arzu edilecek birşey değildir " diyen Eflâtun herhalde çok haklı idi. Çünkü, hiç sonu olmayan bir mevcudiyette ne yükseklikler, ne derinlikler, ne hayat musikisinin tedricen yükselen veya alçalan ahenk notaları, ne meydan okumalar, ne de başarılar olurdu. Böyle bir hayat aynı tarzda, sıkıcı ve bunaltıcı olurdu. Heine hakkında yazdığı bir şiirde Louis Untermayer, son nefeste bulunan bir şaire şu sözleri söyletiyor:
"Ebedi olmak, bütün bir ebediyet boyunca kuru bir hayat yaşamak...
Böyle ebediyetler bana göre değil!...
Allah, beni böyle bir belâdan korusun!"
Derken manâsıyla, iyiki güneşin parlak şuaları ebediyen başımıza vurmuyor, ve aksamın alaca karanlığı, sükûn verici serinliği ve benliğimizi saran huzuruyla imdadımıza yetişiyor. Bundan büyük nimet olur mu? Cismani ölmezlik insanlar için kaçınılmaz bir kader olsaydı, çalışıp çabala malarım ızdak'ı zevk ve emelimizde-ki heyecan kaybolmaz mıydı? Esasen bize bunları kıymetli yapan şey arızi olmaları değil midir?
Hakikaten hayatta olgunlaştıkça, tabiat plânındaki isabeti daha iyi anlarız.
Bu dünyada ölüm meleği, daha öğlen güneşini selamlamaya bile vakit bulamadan bizi kapıp götüren bir hırsız gibi değil, uzun bir günün nihayetinde, akşamüstü, kemale ermiş olgun bir hayatın şarkıları henüz havayı titretirken bizi eve götürecek bir dost gibi gelmesi dileğiyle...
"Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun,
Ölümü öldüren Rabb'e secdeler olsun"
(N.F.K.)
Zehra Topaloğlu