Şubat 1988 · 2 dakikalık okuma
Ölçü veya Yoldaki Işıklar
Aşık, hiçbir mes’elede ma’şukuna muhalefeti düşünemez. Hele, başka şeylerin ona gölge etmesini, önüne geçip onu unutturmasını katiyyen istemez. Hatta ondan bahsetmeeyn her sözü abes ve faydasız sayar, onunla alakalı olmayan her işi de ona karşı nankörlük ve vefasızlık bilir.
Aşk, kalbin alakası, iradenin meyli, duyguların ağyardan arınması ve insan latifelerinin, ma’şukun rüya ye hülyalarından gayri hiçbirşey hissetmemesi haletidir ki; aşıkın her avranışında sevgiliye ait bir mana parıldar: Kalbi, ona olan iştiyakla atar, dili hep onu mırıldanır, gözleri onun hayaliyle açılır-kapanır... Aşık, esen yelde, yağan yağmurda, çağlayan ırmakta, uğuldayan ormanda, ağaran sabah ve kararan gecede hep dostunun kokusunu duyup canlanır; onun, çevreye akseden güzelliklerinin görüp coşar; her esintide ona ait solukları hissedip neşelenir ve yer yer de onun sitemlerini sezip inler... Ma’şuka ait emarelerin şafağına uyanan aşıklar, dudaklarında kıpkızıl kan, sinelerinde alev alev bir tufan kendilerini bir ateş çemberi içinde bulurlar. Bir daha da bu zevkli cehennemden dışarı çıkmak istemezler. Aşkı, fasıkların şehevani sevgilerinden ibaret saymak bir yanlışlık ve hakiki aşkı bilememenin ifadesidir. Vakıa, bazan mecazi aşkların dahi hakiki aşka inkılap ettiği olmuştur; ama bu, katiyyen mecazi aşkın zati bir değer ve kıymet ifade ettiği manasına gelmez; aksine onun eksik,kusurlu ve ebediyet ifade etmediğine delalet eder. Gerçek aşıklar, tutuldukları aşk hummasıyla, iç dünyalarını daima bir yanardağ gibi dumanlı ve inim inimdir. Duyup sezebilenlerce, onların her iniltileri sinelerinden kopup gelen öyle “lavlar” dır ki; düştüğü her yeri yakar yıkar ve yangınlar çıkarır. Aşkın sözlerle anlatılması oldukça zor, hatta imkansızdır. Bu itibarladır ki, aşk adına anlatılan şeylerin büyük bir kısmı, onun dışa aksetmiş eserleri olmadan öteye gitmez. Zira, o, bir haldir ve onu beyan edecek dil de sadece aşıkın kendisidir. Aşık, hak sevgisini mezhep edinip ömrünü hayret, hayranlik ve sevdiğine takdir hisleriyle donatmış öyle bir sermestdir ki ancak kıyamet sur’uyla kendine gelebilecektir. Fanilik elemini dindirecek, hazanla oturup kalkan ruhların ızdırap ateşini şöndürecek tek şey hakiki aşktır. Ve yıllardan beri bütün dertlerimize, onulmaz zannettiğimiz hastalıklarımıza, korku ve endişelerimize, kargaşa ve buhranlarımıza yegane çare ve biricik deva da yine aşktır.