Ağustos 1987 · 2 dakikalık okuma
Ölçü veya Yoldaki Işıklar
Hakiki cumhuriyet, yükselmiş ruhların idare şekli ve insan şerefine de en uygun olanıdır.
Henüz olgunluğa erememiş veya insanî kemalât yollarını sezememiş ham ruhlar için ise o, çölde bir serâp ve içinde barınma imkânı olmayan ireti bir çardak gibidir.
* * *
Cumhuriyet, hürriyetin anası veya mürebbîsi mesâbesindedir.
Hürriyet âşıkı nesilleri o besler, o büyütür.
O besler o büyütür ama; Cumhuriyet katiyyen bir "serseri-hürriyet" idaresi değil; bir fazilet ve ahlâk hürriyeti hükümetidir.
* * *
Cumhuriyet, insanı yükselten değerlerle insanın yükselmesine zemin hazırlar; sonra da onu, yüksek ahlâkı ve uyanık vicdânıyla başbaşa bırakır. Artık her fert, evinde ve işinde bir irâde insanı olarak hep iyiyi ve fazileti düşünür ve yüksek insânî değerleri takib eder.
* * *
Ruh, özündeki hürriyet arzusuyla, üzerinde herhangi bir hâkim güç arzu etmez.
Dolayısıyla da, düşünce davranış ve beyanlarına konacak sınırlandırmaları reaksiyonlarla karşılar.
Bu itibarladır ki; cumhuriyete sahib çıkanlar, bir taraftan fertlere geniş hak ve hürriyetler tanırken, diğer taraftan da onları ahlâk, fazilet, düşünce ve irâde insanı olmaya yükseltmelidirler.
* * *
Cumhuriyet, halkın intihâb ve meşveret hakkı olan idare demektir ve onu kusursuz olarak ilk tâlim eden kitap da Kur'ân-ı Kerim'dir.
Cumhurî idareyi Kur'ân'a zıd göstermek maksatlı değilse bir bilgisizlik eseri; cumhuriyete tarafdâr olup da onun kaynağını görmemezlikten gelmek ise înâtdan başka birşey değildir.
* * *
Dinî duygu ve dinî düşüncenin korunup kollanması cumhuriyetin gereği ve onun lâzımıdır.
Bu itibarla da, böyle bir idarede insanları dini duygu ve dinî düşüncelerinden ötürü tahkir etmek, onlara tecavüz edip onları karalamak dolayısıyle cumhuriyeti tahkir ve cumhuriyete tecavüz demektir.
* * *
Cumhuriyet, onu tam duyup hisseden, düşünüp kavrayan insanlara muhtaçtır.
Onun meclisi, hikmet adamları ve düşünürler meclisi gibi vakûr, icraatı da kılı kırk yaran mahkemeler gibi hakperest ve adaletli olmalıdır.
* * *
Peygamber (A.S.), krallık iddiasında bulunmadığı gibi, O'nun gözde ve güzide halifeleri de kendilerine melik ve sultan dedirtmediler.
Krallık islâm ruhundan uzaklaşmakla ortaya çıktı ve uzaklaşma ölçüsünde de zulüm ve istibdât vasıtası oldu.
* * *
Hakiki hürriyet ve adalet anlayışına dayanan cumhuriyet, yüksek ve emniyetli bir idare şekli olmasının yanında, fevkalâde nazik bir sistemdir.
Ona, bilhassa, bu yanı da görülüp gözetilerek sahib çıkılmazsa, bağrında ilhâd ve anarşinin çimlenip gelişmesi kaçınılmaz olacaktır.