Nisan 1987 · 1 dakikalık okuma
Ölçü veya Yoldaki Işıklar
Şiir, bir yürek hoplaması, bir rûh heyecanı ve bir göz yaşıdır.
Aslında göz yaşları da kelimelere baş kaldırmış saf şiir demektir.
* * *
Her yüce ideal ve yüksek mefkûre sistemli düşünce ve sıhhatli bir plânda varlığa erer, tarafdar bulur ve günde birkaç defa müntesiplerinin talihine tebessüm eden mihrap haline gelin.
Bu destek ve kaideyi bulamıyan dava ve düşünceler ise, daha doğmadan ölüp giderler.
* * *
Şiir, şâirlere aid bîr kısım solmayan çiçekler ve bu çiçeklerin çevreye saldıkları kokular demektir.
Toprağı temiz, suyu duru, tohumu da belli olduktan sonra bu çiçeklerin renk ve kokusuna doyulmaz..!
* * *
Anlamadan söyleyen, söylemeyip de anlayan şairlerin sayısı hiç de az değildir.
Birincilerin lâf-u güzâfına bedet, ikincilerin şairane bakış ve düşünüşleri, kelime ve cümlelere ihtiyaç duyulmadan dahi insana çok şey anlatabilir.
* * *
Şiiri, sadece mevzûn söz şeklinde anlamak yanlıştır.
Ruhu cezbeden, mazmûnu ve ifâdesi gönüllerde hayret ve hayranlık uyaran nice mensûr sözler vardır ki, herbiri başlıbaşına birer şiir abidesidir.
* * *
Şiirde, her duyulup düşünülen şey tasavvur edilebiliyor, tasavvurlar firesiz olarak muhakemeden geçirilebiliyor, sonra da şâirin iç dünyasında birer esinti halinde beliren bu gizli unsurlar, kelime ve cümlelerle soluklanacakları âna kadar mevcudiyet ve canlılıklarını koruyabiliyorlarsa, o şiir hep tâze ve canlı kalmaya namzetdir.
Aksine şiir diye ortaya koyduğumuz şeylerin zeberced taşlı bir bakır yüzük veya kömür kakmalı bir elmas gerdanlıktan farkı kalmaz...
* * *
Şiir, "O bilinmez mevcuc"u aramayı hedef seçtiği için, düşüncede buğu buğu esrâr, geçilen yollarda aiaca karanlık ve çok yönleriyle kapalı bir iklime aid zor anlaşılır çok buudlu bir sestir.
Bu itibarladır ki, gerçek şiirin her kelime ve cümlesinde, esrârengiz bir şatoda her ses ve görüntüyle irkilen fevkalâde hassas bir seyyahın müşâhede ve duyuşları sezilir.