Sızıntı Arşivi

Mart 1987 · 2 dakikalık okuma

Ölçü veya Yoldaki Işıklar

Sızıntı · ÖLÇÜ

Şiir, şâirin bakış ve duyuşuna tesir eden inanç, kültür ve düşünce tarzlarına göre doğar ve şekillenir.

Ne var ki, onu derinleştirip , idrak üstü seviyeye ulaştıran tek kaynak, yalnız ilhamdır

İlhamla coşan bir gönülde zerre güneş, damla da derya olur.


* * *

Şiirde, akıl ve düşüncenin rolü ne kadar büyük olursa olsun, insan gönlünün kendine göre derin bir yönü vardır.

Ve Fuzuli'nin ifadesiyle "gönlün sözü şuarâ leşkerine mîr-i livâdır." (*) gönülde yeşeren düşünceler bir de hayâlle kanatlanınca, gider sonsuzun kapılarını zorlamaya başlarlar.

(*) şâirler ordusuna bayrak emîridir.


* * *

Şiir, hâl-i hâzin aydınlatan bir şu'le, ilerilere ışıklar salan bir projektör ve öteler kaynaklı bir aşk ve heyecan bestesidir.

Gerçek şiirin ikliminde gözler aydınlığa eren uzaklar yakın olur ve ruhlar sönmeyen bir azm ve şevke ulaşır.


* * *

Şiirler de tıpkı yakarışlar gibi, insanın iç dünyasındaki iniş-çıkışları, şevk-hüzün hallerini dile getirir ve ferdîn yüce hakîkatle konsantre olması ölçüsünde de, lâhûtî soluklar hâline gelirler.

Aslında her münâcaat bir şiir, her şiirde bir münâcaatdır.

Elverirkî şiir sonsuza doğru kanat açmasını bilsin.


* * *

Sonsuzluk düşüncesinde yeşerip, kalbin kanatları ve rûhun gücüyle saf düşüncenin semâlarında pervâz eden şiir, ilimler gibi pozitif düşünceye fazla itibar etmez.

O, müşahhasla, sadece bir vâsıta olarak meşgul olur.

Onun bütün hedefi mücerredi bulup onu avlamaktır.


* * *

Şiir, kâinatın ruhunda saklı bulunan güzellik ve tenâsübün, varlığın çehresindeki tebessüm ve dilrubâ keyfiyetin şâirâne ruhlarda ifâde edilmesinden başka birşey değildir. Bu yüksek ruhlar arasında öyleleri vardır kî, kalbi bir hokka, ruh-ul kudüsün solukları da onun mürekkebi olmuştur.


* * *

Şiir, öteleri kurcalama yolunda duyulan "hay-hû" veya bu uğurdaki cehdin iniltileridir.

Şiirdeki ses ve nağmeler, yaşanılan ruh haleti ve iç derinliğe göre bazen gürül gürül bazen de incelerden ince çıkar.

Bu itibarla da, şiire aid her ses ve söz, ancak dile geldiği andaki ruh hâletiyle tam kavranabilir.