Ocak 1984 · 2 dakikalık okuma
Ölçü veya yoldaki Işıklar
![]()
DÖNEKLİK VE SEBAT
Hakikati bulma ve ona gönül verme ne kadar ehemmiyetli ise, bulduktan sonra vefalı olup o yolda sebât göstermek de o kadar önemli ve üzerinde titizlikle durulmaya değer bir husustur. Vâkıa, ruhunda hakikatin aydınlığına ermiş birisinin kolay kolay yol ve yön değiştireceği de düşünülmez ya..! Sabah-akşam durmadan mihrab değiştirenler ise, hakikati bulamamış bir kısım talihsizler veya onun kıymetini kavrayamamış idraksizlerdir.
* * *
Gönüllerini hakikat ummânına sahil yapmış bahtiyarlar, doyma bilmeyen bir arzu ve iştiyakla, o deryadan gelen dalgaları bağırlarında eritir ve ''daha var mı?" diye ün ederler. Bunlar, aramayı bitirmiş, mihrabını bulmuş ve ruhta oturaklaşmış kimselerdir. Devamlı dalgalanıp duranlara gelince; Onlar, ya arama usûlünü bilmeyen bir düzine görgüsüz, ya da arama ile bulmayı birbirine karıştıran muhakemesizlerdir. Sadece arayanlar bulur; Bulanlar yerinde kalır; Bulduğunu zanneden sergerdanlar, bütün hayât boyu aynı, hep döner durur.
* * *
Yerinde durup mevziini koruma, düşmanını altetme ve hedefe varmanın en birinci vesîlesidir. Cepheyi terk edip ayrılanlar ise, yerlerinden ayrıldıkları andan itibaren kaybetme yoluna girmiş sayılırlar. Her cephe firarisi, evvelâ kendi vicdanında, sonra tarih ve gelecek nesiller karşısında kendini mahkûm etmiş, dolayısıyla da maksadının aksiyle tokat yemiş sayılır. Her yüce davâda, yerinde sebat edip cepheyi koruma bir yiğitlik nişan esidir. Esintilere göre yüzüp-gezen nefsin âzât kabul etmez kulları, bunu anlamasalar, anlamak istemeseler bile, insan olan insan bir kere hakikati anlayıp idrak ettikten sonra, menfaatleri onun ayağına zincir vuramaz; korku,yolunu kesip onu engelleyemez; şehvet,onun önünü alamaz. O, havada uçar gibi aşar gider bunların hepsini..
* * *
Durmadan, düşünce ve yer değiştirenler, kendilerine karşı îtimat ve güven duygusunu sarstıkları gibi, dâva arkadaşları adına da hep ümit kırıcı olmuşlardır. Nasıl ki; aşk u şevk içinde yürüyen bir cemaatten, bir şahsın kayıp sıradan çıkması birliğin hareket ritmini bozarak onda karışıklığa sebebiyet verir; öyle de, birbirine kenetlenmiş bir mefkure kadrosundan bazılarının kopup gitmesi, dostları sarsıntı, bedbînlik ve inkisara; düşmanları da sevince garkeder.
* * *
Sık sık ahd ü peymânını bozarak kararsızlığa düşenler, gün gelir kendilerine karşı da güven hissini kaybederek yavaş yavaş başkalarının tesirine girerler. Zamanla bütün bütün şahsiyetlerini de yitiren bu mefluç ruhların, artık ne kendilerine ne de cemiyete hiçbir yararları olamaz.
* * *
Bugün bir kısım küçük hesaplar altında kalıp ezilenler ve makâm, mansıp, şöhret, şehvet gibi şeylere takılıp kalanlar, menfaatlerin gökkuşağı gibi ufkumuzu saracağı, korku ve endişelerin iradelerimize kement salacağı bir yakın gelecekte, bilmem ki ne yapacaklar..?
* * *
Beşer tarihi; kalelerin, şehirlerin, binlerce levent ve serdengeçtinin. kan-ter içinde mücâdelesi ile elde edildiğini; çok defa da, bir hâin ve bir nâmerdin kahbece davranışlarıyla ebediyyen kaybedildiğini gösteren vak'alarla doludur. Bunların sadece bir millete âit olanı bile, kâmuslara sığmayacak kadar çoktur...
* * *
Âh, katil şöhret, imânsız şehvet, nâmert tamahkârlık!... Nice ruhlar semtinize bir kere uğramakla sararıp soldu. Nice gönüller sizin ikliminizde hazân vurmuş gibi yaprak yaprak dökülüp gitti. Ve nice selvi kâmetler, sizin şûh kahkahanızla mabetten ayrılıp meyhâneye düştü. Evet, atmosferinize uğrayan yiğitler kılıbıklaştı; erkekler avratlaştı; civanlar civârınızda pîr olup gitti!..
* * *