Sızıntı Arşivi

Mart 1979 · s. 26 · 1 dakikalık okuma

Okuyucu Mektupları

Sızıntı · Edebiyat

İşte, böyle bir sızıntıyla başlar herşey baştan.. O yalçın kayaların arasından, o aşılmaz tunç gibi, memba’ın önüne geçen kayaların arasından zuhuriyle... Düşünülür müydü yumuşak su, eritiversin erimez taşları, balyozla zor parçalanan kayaları. Ama yaradan dilemişti... Bu sızıntı da, eritecek kayaları, hem ilerde yemyeşil gülistana dönüştürecek... Koca ovaları sulayacak, susuz çöllere can götürecek. Ummanlaşmak da var be sapta. Ama şimdi bir sızıntı. Olsun, herşey zaten böyle başlar. Çam ağacının evvel bir tohum. Öyle bir tohum ki ağaca göre görülmeyecek kadar küçük. Ya kâinatta ki en güzel yaratık insan, üzerimizi pisleten bir nutfe değil miydi baştan? Doğuşun, zuhurun ve sızıntının hikâyesi bu Göz çukurundaki sızıntı, kalplerdeki sızıntı ve cemiyet içindeki sızıntı.

Ergenekon’dan çıkışın temini için bir ateş olan sızıntı. Cemiyeti mahveden pisliği götürüp, ardından rahmetin, bereketin, paklık ve güzelliğin çağlayacağı sızıntı. Karanlık gecelerin sabahında ufukta parlayan güneşin evveli olan sızıntı. Rahmeti sonsuz Allah’ın, insanlığın kalbine iman hüzmeleri göndermesi, şefkatinin tecellisi... Dileriz ki sızıntı, kasvetli bulutların ardından bir güneş gibi doğsun... Çorak çölleri gülistana, geceyi gündüze, zemherir kışımızı bahara çevirsin... Hürmetlerimle.

Fikri Çendel İstanbul Hukuk Fak.