Sızıntı Arşivi

Mayıs 1991 · s. 159 · 7 dakikalık okuma

Öğle Uykusu(Kaylule)

Aydın Boz · İnceleme

Günboyu çalışan ve sürek­li faal durumda olan in­sanın belli vakitlerde, özellikle öğleyin uyuması yaradılışından gelen, tabiî bîr hâldir. Acaba insanın-hele be­ton yığını, elektrik ağı ve gü­rültünün arasında yorgun dü­şen günümüz insanının-günboyu yoğun bir şekilde ça­lıştıktan sonra geceleyin rahat bir şekilde uyuması sağlık açı­sından yeterli midir?! "Ha­yır!" diyor Max Planck Ensti­tüsü Uyku Araştırma Dalı uzmanları ve psikologlar...

"Araştırma saha­sı olarak öğle uykusu ha..! Yakın tarihe ka­dar Avrupa'da pek çok tıb uzmanı, biyolog ve diğer bilim adamları bu konu hakkındaki araştırmaları gördüklerinde kaşlarını çatı­yorlardı. Uzun bir za­man sadece gece uykusu muhtelif cihetleriyle ilmen yazıldı, çizildi. Doğu kütüpha­nelerinde yıllar önce bu ve buna benzer mevzular üzerimle pekçok araştırma yazıları mevcut olduğu halde bu ihmalkârlığımız, bizim gibi bi­lim ve teknolojide ilerlemeler kaydetmiş toplumlar için tıp adına ciddi bir eksikliktir..!" diyor Dr. Jürgen Zulley. Üze­rinde yoğun çalışmalarda ve gözlemlerde bulunan ilim adamları nihayet şu ortak kanaate vardılar: Fıtriliği kat'i olarak anlaşılan öğle uykusu, insan sağlığı ve zindeliği açı­sından büyük rol üstlenmekte­dir...

Vakit öğleden sonra iki civarıydı.. Öğle tatili gelip geçmişti. Ülke genelinde tanınmış ilmî ve edebî bir dergi­nin iş merkezinde, yaz sıcağı ve öğle yemeğinin de vermiş olduğu bir gevşeme ve mah­murluk hâli personellerin yüz­lerinden okunmaktaydı. Göz kapakları hafif hafif kapanma eğilimi göstermekte ve esne­menin de önü alınamamaktaydı. Bazı dergi yazarları; "Bu vakitlerde sanki harfler gözü­müzün önünden kayıp gidiyor, dikkatimizi toplamakta zorla­nıyoruz, acaip bir ağırlık çöküyor üstü­müze..." diyerek, öğle uykusunun bu vakitler­de insanın yorgunluğu­nu giderici, vücut aktivitesini düzenleyici ve beyin mekanizmasına canlılık verici bir huzur iklimi olduğunu ifâde ediyorlardı. Bi­nâenaleyh, vücut me­kanizmasını böylesine harikulade bir şekilde hazırlayıp düzenleyen çok yüksek bir kudre­tin varlığı mevzu­bahistir ki, O da Al­lah'tır..!

Max Planck Enstitüsünde uyku araştırmacısı vazifesini yürüten Dr. Zulley, iş yerlerinde çalışanlar üzerin­de yaptığı gözlemlerinin ışı­ğında laboratuvarda da aynı ortam muhafaza edilmek sure­tiyle öğle uykusu üzerinde araştırmalarda bulundu. Bu araştırma ve gözlemlerin geli­şimini Dr. Zulley'den dinleye­lim: "Laboratuvarda son de­rece sessizlik hâkim. Gözlemimiz için kullanılan şa­hıs gürültüden uzak, rahat ve derin bir şekilde uyumakta, böylece öğle yorgunluğunu gi­dermeye çalışmaktadır. Bura­da çalışır durumda olan sadece EEG (Elektroensefalografi) cihazıdır.

Deneğin vücudunun belli merkezlerine bağlanan ölçüm cihazı kasların gerilimini, ha­reketlerini ve tansiyonu kont­rol etmekte, elektrotlar ise be­yin dalgalarını ve göz hareketlerini kaydetmektedir.Vücut ısısı da bir taraftan izlenmektedir.İki saat kadar süren bu gözlemin neticesinde elde edilen 80 m.lik kompüter dökümanları bize şunu fısıldıyordu:Öğle uykusu insanın kalbini, beynini,ruhunu,hasılı umum vücut mekanizmasını ayarlayan ve yoluna koyan tabii bir hadisedir...İşte bunlar,fıtriliğini kat'i olarak kabul ettiğimiz öğle uykusunun uyku ritimlerinin temelini oluşturmaktadır...

Gözlem yapılan vakitte uykuyu kaçırıcı veya bozucu haller,yani kitap okuma,sigara,alkol,kahve vs. kesinlikle mevcut değildir. Uykudan uyanan deneğimiz: "Ooh! Kendimi kuş gibi hafif hisse­diyorum..." diyerek dinçliğini ve zindeliğini dile getirir. Öğ­le uykusunda gece uykusuna nazaran daha düzenli ve sükûnetti bir ritim hâkimdir. Beynimiz bu zaman zarfında sakin ve dinlenmiş bir hâl alır, ancak bu uyku esnasında da aktivitesini devam ettirir".

Uyku araştırmacısı Jim Horne ise vücut ritminin bir işareti olarak vücut sıcaklığını kullandı. Deneğin vücut sıcak­lığı, zihnî kabiliyete paralel olarak gündüz yükseliyor, ge­ce düşüyordu. Öğleden sonra zinde ve hafif, sabahın erken saatlerinde ise yarı uyur du­rumda oluyorlardı.

Zürich Üniversitesinin Farmakoloji (Eczacılık) Ensti­tüsünde uyku ritmi, davranış­ları ve psikolojik yönleriyle memeli hayvanlar üzerinde araştırma yapan İrene Tobler; köpeklerin, farelerin, may­munların ve atların öğle vak­tinde, hemen yemek sonrasın­da 15-20 dk. hatta yarım saat kadar uyukladıklarını (kestir­dikleri) müşahede etmiştir. "Ancak hayvanların bu uyku hallerini engelleyici ve strese sebebiyet verici durumlar da mevcuttur, o da açlık, korku ve huzuru kaçırıcı gürültüler­dir'" diyor araştırmacı Tobler. Biz insanlar için de benzer du­rumlar geçerlidir. Binâenaleyh öğle uykusunu zoraki bastıran bu stres yüklü ve konsantras­yonu bozucu hâdiselerin yani-sıra yoğun çalışma, iş-güç hâli ve bu kısacık boş vakti başka şeylerle doldurma (yeme-içme, gezme, dedikodu vs.) gibi hususlar da aksi tesirini göstermektedir.

Öğle uykusu ritmi ve ha­reketler bebekler ve küçük çocuklar üzerinde daha kolay müşahede edilmektedir. Çün­kü bunlarda henüz düzenli ge­ce veya gündüz uyku ritimleri oturmuş değildir. Hususiyle süt çocuklarının-her ne kadar anne-babalar ıstırab duysalar da -geceleri düzenli bir şekil­de uyumamaları, buna muka­bil ise gündüzleri sık sık uyuklamaları normal kabul edilmektedir. Zamanla çocu­ğun yaşı ilerledikçe gece uykusu düzenliliğine kavuşur, ancak gündüz uykusunun (öğ­le uykusu) peşini de bırakmaz; bu, öğleleri sürekli esneme, hırçınlık, göz dalması, gevşe­me gibi tabiî reaksiyonlarla kendini belli eder.

Bu teze aynen katıldığını açıklayan Florida Üniversitesi Psikoloğu Wilse Webb, devamla: "Çocuk büyüdükçe de­vamlı uyumayı, yâni uyku müptelâlığını terketmeye baş­lar. Eğer çocuk ilk zamanlar gündüzleri iki-üç defa uykuya dalıyor idiyse, artık zamanla bunu günde bir defaya indir­mesini öğrenir ki, zaten insa­na, yaratılırken doğumundan ölümüne kadar katettiği ömrü­nün her zaman diliminde vuku bulacak bütün güzel-çirkin, müspet-menfi hâdiseler bir program dahilinde takdim edilmiştir...” diyor. Her bir hâdisede de mutlak bir hikmet vardır. Bu zaviyeden baktığı­mızda kainatta, yeryüzünde, insanda, hayvanda, hâsılı canlı-cansız herşeyde alabildiğine bir güzellik, harikuladelik, ahenk ve ibretlerle dolu nizam-intizam olduğunu aynelyakin müşahede edebiliriz.

İnsan ihtiyarlık devresin­de gece uykusuna az, gündüz uykusuna daha çok eğilim gösterir. Bu devrede uyku sü­resi kısa olmakla beraber, sık aralıklarla vuku bulur. Günboyu azamî üç-dört defa uyku bastırıverir. Uzmanlar bunun iki sebebi olabileceğini savu­nuyorlar: Yaşlılarımız ya çok kötü bir gece geçiriyorlar veya hiç uyku uyuyamıyorlar ki, dolayısıyla öğle uykusuyla bu­nu düzeltmeye çalışıyorlar; ya da hayatları boyunca iş veya başka şeyler yüzünden vakit bulamadıkları ve karşı koy­dukları öğle uykusunun lezze­tini doyasıya almak istiyorlar. Ancak şunu hemen belirtelim ki, "Rüyalarımızın Esrarı" ad­lı bir yazıda da ifâde edildiği gibi gece uykusunda yaşlılar­da solunum ve kan dolaşımı düzensizliği ortaya çıkmakta­dır. Zaten bundan dolayı gece­leri az, gündüzleri de normal uyku haliyle hemhal oluyor­lar...

Peki, yaşlılarımızın "vazgeçilmez şekerleme" dedikleri, işyerlerinde çalışanların gafletten kurtulamadıkları ve yavrularımızın hiç vazgeçe­medikleri bu öğle uykusu aca­ba nereden kaynaklanmakta­dır? "İnsandaki biyolojik iç saat!" diyor uzmanlar. Öğle­den sonra saat iki-dört arasın­da, vücut ısısının azamî dere­ceye ulaştığı vakitte insan yorgun düşer ve gaflet bastırı­verir. Bu vakitte mutlak istirahate ihtiyaç vardır. Uyku şart değildir, diyen ilim adamları da mevcuttur. Hiç olmazsa ça­lışanlar işlerini bir müddet bı­rakıp, bu monotonluktan kur­tulup, uyumasalar da sessiz bir ortamda istirahat edip, te­fekkür etmeliler ki, yeniden ilk zindeliklerine ve dinamik­liklerine kavuşabilsinler. Öğleyin iki saat kadar uyuyarak istirahat eden kişi dinçleşmiş ve azamî oniki saate denk olan uyku eğilimini ve gafleti bastırmış olmaktadır.

Dikkat edin! Trafik ka­zalarının riski bu vakitlerde daha yüksektir, trafik canavarı bu saatlerde daha çok kol ge­zer. Kazaların % 23'ü hep bu esnada vuku bulmaktadır. İş kazaları, hatalar ve daha bir­çok riskler, zararlar bu vakit­lerde daha yoğun olmaktadır; mesleğinde en mahir ve usta olan bir marangoz, mimar, bankacı, ressam, spiker ve aş­çı bile yanlışlıklar ve hatalar yapabilmektedirler. Binâena­leyh insan, fıtrî sese kulak vermeli; yorgunluk çöktüğünde kısa süre de olsa istirahat et­melidir ki, sağlık ve ekonomik açıdan menfilik zuhur etme­sin! Uzmanlar, en büyük riski taşıyan pilotların, doktorların ve nöbetçilerin öğleyin az da olsa kestirebildiklerinde, kaza riskinin çok çok azaldığını gözlemlemişlerdir.

Kavurucu, sıcak bir iklîmin hüküm sürdüğü Ortadoğu ve Asya ülkelerinde güneş tam tepede olduğu vakitte (öğ­le vakti), iş ve ticaret hayatı en düşük seviyeye inmektedir. Özellikle Ekvatorun hemen kuzeyinde ve güneyinde 45 C'ye varan bunaltıcı sıcakla­rın hâkim olduğu ülkelerde yaşayan yaklaşık dört milyar insan için Öğle uykusu artık hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olmuştur.

Öğle uykusu, beden ve ruh sağlığı açısından gece uy­kusuna göre daha müessirdir. Öğle uykusu, gece kalkmaya yardımcı olduğundan sünnet olduğu gibi, aynı zamanda hem ömrün, hem de rızkın art­masına vesile olmaktadır. Çünkü yarım saat öğle uykusu (kaylûle) iki saat gece uykusu­na denk gelmektedir. Demek, ömrüne her gün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalış­ma müddetine yine birbuçuk saati ölümün kardeşi olan uy­kunun elinden kurtarıp yaşatı­yor ve çalışma zamanına ilâve ediyor (1).

Batılı bilim adamlarının yeni keşfettiği bu hakikat Yü­ce Rehber'in (sav) hayatında yer almaktadır. O'nun (sav), gece kalkmayı kolaylaştırmak için ümmetine öğleyin bir miktar uyumayı tavsiye ettiği­ni (2) ve kendisinin de devamlı olarak öğleden sonra bir mik­tar uyuduğunu (3) hattâ çoğu kez askerî harekât esnasında bile öğle uykusunu terk etmediğini (4) görmekteyiz.

Demek âlemlere rahmet olarak gönderilen O Zât (sav), beşeri ihtiyaçların giderilme­sinde bile İlâhî mesajlarla ha­reket ediyor, rahmet olarak gönderildiğini bütün davranış­larında isbat ediyor. İnsanlığın saadeti O'nun sünnetine uy­makla mümkün olacaktır. Bu hususta Yüce Yaratıcının "Sizin için Resûlullâh'ın hayatı en güzel nümûne-i imtisaldir" (5) teminâtı yetmez mi?

Hasan-ı Basrî gündüzle­ri, çarşıda milletin patırdı ve gürültülerini duyunca : "Bun­lar gündüz uykusuna yatmı­yorlar, bu gece hayır gecesi olamaz" derdi (6). Herhalde az-çok batı biliminin ne kadar ileri seviyede (!) olduğu müşa­hede edilebilmektedir. Ümit ediyoruz ki ,kendi dinamik ay­dınlarımız ve ilim adamları­mız da batılılara "aman du­run, sizin eriştiğiniz noktalara ulaşamıyoruz, yardımcı olun..!" dedirtecek en ileri se­viyeye ulaşacaklar ve en üstün vasfa sahip çıkacaklardır...

DİPNOTLAR:

1. Büdiüz-zaman, Lemalar, sh. 258.

2. İbn Mâce, Sıyam, 22, No: 1693.

3. Buhârî, İstizan kısmı, 16,41; Müslim, Cuma, 30.

4. Müslim, fezâil kısmı, 13, no: 843; Ahmed b. Hanbel, 3/311.

5. Ahzâb(33),21.

6. M. Sofuoğlu, S. Buhârî ve Terc. 13, sh. 6226.