Temmuz 2000 · s. 299 · 3 dakikalık okuma
Öbür Taraf
Her şeyi bu tarafta elde etme isteğidir, bizi çileden çıkaran... Elden uçan bir rüzgar, parmaklardan süzülen bir su, bakışlardan geçip giden bir ışık gibi fena ve fani olan şeyler. Ele avuca sığmaz bu dünyanın, mutantan nimetleri. Kararında durmuyor. Çekip gidiyor. Esip geçiyor. Akıp yok oluyor.. Kararı yoktur. Zararı çoktur. Çizer geçer kalbi.. Ruhu yaralar, vicdanı hasta eder ve kaybolur...
Yanağa konan bir öpücük gibi.. Tatlı ama fani... Bir daha. Bir daha mı? Ses yok, seda kesik.. Öbür taraf gelir secdeye baş koyanların gönlüne.. Kalbi rüku ritmiyle çarpanların özlerine. Ama ya böyle bir derdi olmayanlar: "Hepsini, hepsini isterim" diyenler. Birden elleri bomboş kalanlar. 'Öte taraf, öbür cihet' diye bir boyuttan anlamayanlar. Bilmelerine rağmen idrak edemeyen ve iman edemeyenler.. Şaka gibi gelir onlara beklemek düşüncesi.. "Sabret, bir gün hepsini elde edeceksin; erkekçe sabret" tavsiyeleri şaka gelir.. "Öte taraf da ne?" derler.. "Ne varsa bu dünyada var, gerisi hikaye!" derler.. Evet, hikayelerin içlerinde bile hakikat çekirdekleri bulunduğunu idrak edemezler..
Öteler.... Elle dokunulamayan, gözle görülemeyen, hayalle yakalanamayan bir menzil.. Böyle gözden ırak, hayalden uzak olan menzile bel bağlamak.. Hele hele orada en büyük nimetleri tadacağını ummak, yiğitçe bir iman işi.. Polatça, zevk ü sefaya elinin tersiyle bir 'hayır' çekebilmek kuvveti ve iradesi..
Bir bakış, bir gülüş, bir eda, bir seda ile iki büklüm olmamak kuvvet ve kudreti.. Boşuna dememiş Nebiler Nebisi, "Nefsini yenen en büyük pehlivandır" diye.. Bu, pazu gücüyle olacak bir iş değildir. Vücut kuvvetiyle elde edilecek bir zafer asla değil.. İçteki potansiyelle ve mavera ufkuna gözü ve gönlü çevirmekle ve sadece Mecnun gibi Leyla terennümüyle bir ömür geçirmekle elde edilecek bir muvaffakiyettir.
Ruhu her gün aldığı yanlış gıdalar ile yağ bağlayan ve kımıldayacak hali kalmayan kişiler, elbette metafizik diyetin ne olduğunu bilmezler. Bir oda ve orta yerde odanın tamamını dolduran bir yağ tulumu.. İşte onların ruhu ve kalbinin öz durumu.. Öte taraf demesi için, önce incelmesi ve bütün kirlerden temizlenmesi gereklidir o kalbin.. Önce odasının içinde elif gibi vücuduyla, istediği yeri tercihi istikametinde işleyebilme, görebilme ve temaşa edebilme elastikiyeti kazanmalıdır ki, daha sonra dışa bakabilsin. "Öbür taraf" diyebilenler, önce madde sarayının içinde rahat hareket edebilenler ve o sarayın zincir ve prangalarından kurtulabilenlerdir. Bu zincirler aslında maddede yoktur, o sarayda mevcut değildir. Biz yanlış beslenme ile, diyetten uzak ruh gıdalanması ile kendimiz oluştururuz bu durumu. Yağ bezleri, cerahat, kan ve irinle kaplı bir vücut gibi, ruhun da zamanla kımıldayacak hali kalmaz. Bütün menfezler tıkanmıştır o anda.. Artık 'öte taraf, öbür yön, metafizik cihet!' diyecek hali kalmamıştır kalbin ve ruhun..
'Bu taraf, bu taraf' diye diye, her şeyi bu üç boyutlu alemde bulmak arzusu ve bunun için çalışılması, elde ettiklerini hemen mideye ve nefse içirişi, insanı bir azman haline getirmiştir. Doktor kontrolünden başka hiçbir şey; ciddi gayret ve cehdden başka hiçbir hamle ve aksiyon; şahsi kıpırdanma, davranma ve gerçeğe dönmekten başka hiçbir unsur bu kötü ve amansız durumdan onu kurtaramaz.. Bakışına ödem gibi oturan körlük, kulağına dolan sağırlık, bütün hücrelerini dolduran ve şişiren günah, onu bir gulyabani haline getirmiştir.
Ama o bunun farkında değildir. O kendini zinde ve mesut bir kalbe ve ruha sahip zanneder. Bilmez ki zindeliği, zillet çukuruna düşüş; saadet bildiği şey, gerçekten uzaklaşmaktan başka bir şey değildir.
Evet öbür taraf insanın, hakikata uyanmış insanın belki de en son, bıçak kemiğe dayandığında teslim olduğu bir tesellidir. Yoksa en küçük bir ızdırapta veya sabır gerektiren nefis cedelleşmesinden kaçarak 'öbür taraf' demez. İçine gömer acılarını, ızdıraplarını. Minik kavgalar ve küçük iç mücadeleleri onu dilgir etmez. Belki son anda, canına tak ettiği zaman, öbür tarafa havale eder halini acılı insan. Izdıraplı muvahhit 'öte taraf' der; 'orada alırız ecrini' der ve teselli paratonerinin altına geçer; amansız şimşeklerden ve acımasız yıldırımlardan bu şekilde kurtulur...