Kasım 1979 · s. 16 · 2 dakikalık okuma
O'na İşaretler
B.N. · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

ONUNCU İŞARET
Gel ey bir parça insafa gelmiş arkadaş! On beş gündür biz buradayız. (On beş gün sinn-i teklif olan, yani erginlik zamanı olan on beş seneye işarettir.) Eğer şu âlemin nizamlarım bilmezsek, padişahını tanımazsak; cezaya müstahak oluruz. Özrümüz kalmadı. Zira 15 gün (güya mühlet verilmiş gibi) bize ilişmiyorlar. Elbette biz başıboş değiliz. Bu derece nazik sanatlı, mizanlı, letafetli, ibretli masnular içinde; hayvan gibi gezip bozamayız; bize bozdurmazlar. Şu memleketin Haşmetli Maliki’nin elbette cezası da dehşetlidir. 0 Zat ne kadar kudretli, haşmetli, bir zat olduğunu şununla anlayınız ki; Şu koca âlemi bir saray gibi tanzim ediyor; bir dolap gibi çeviriyor. Şu büyük memleketi; bir hane gibi, hiçbir şey noksan bırakmayarak idare ediyor. İşte bak, vakit bevakit, bir kabı doldurup boşaltmak gibi, şu sarayı, şu memleketi, şu şehri, kemal-i intizamla doldurup, kemal’i hikmetle boşalttırıyor. Bir sofrayı da kaldırıp indirmek gibi, koca memleketi baştanbaşa, çeşit eşit sofralar (sofralar ise, yazda zeminin yüzüne işarettir) ki, yüzer taze taze ve ayrı ayrı olarak matbaha-i rahmetten, yani rahmetin mutfaklarından çıkan rahmani sofralar serilir, değişirler. Her bir bostan bir kazan, her bir ağaç bir tablacıdır. Bir dest-i gaybı tarafından kaldırır, indirir tarzında mütenevvi (çeşit çeşit), yemekleri sıra ile getirip yedirir. Onu kaldırıp başkasını getirir; sen de görüyorsun ve aklın varsa anlarsın ki, o dehşetli haşmet içinde hadsiz sahavetli bir kerem var. Hem de bak ki, o gaybı zatın saltanatına, birliğine, bütün bu şeyler şahadet ettiği gibi; öyle de; kafile kafile arkasından gelip geçen, o hakiki perde perde arkasından açılıp kapanan bu inkılâplar bu tehavvülatlar (değişmeler); o Zatın devamına bekasına şahadet eder. Çünkü zeval bulan eşya ile beraber sebepleri dahi kayboluyor. Hâlbuki onların arkasından, onlara isnat edip nispet ettiğimiz şeyler, tekrar oluyor. Demek o eserler, onların değilmiş; belki zevalsiz birinin eserleri imiş. Nasıl ki, bir ırmağın kabarcıkları gidiyor, arkasından gelen kabarcıklar, gidenler gibi parladığından anlaşılıyor ki, onları parlattıran, daimi ve yüksek bir ışık sahibidir. Öyle de: Bu işlerin süratle değişmesi, arkalarından gelenlerin aynı renk alması gösteriyor ki; zevalsiz daimi bir tek Zatın cilveleridir, nakışlandır, ,ayineleridir, sanatlarıdır...
B.N.