Sızıntı Arşivi

Aralık 1987 · s. 28 · 5 dakikalık okuma

Nüfus Gerçeği Batı ve Biz

Halid Aslan · İnceleme

ar87-39.jpg

Asrımızın güçlü silahlarından birisi olan propaganda ile kitleler istenilen istikametlere yöneltilmekte ve çıkar mihraklarının uşağı haline getirilmektedir, ülkemizde de belli bazı fikirlerin kamuoyuna kabul ettirilmek istendiğini, muhalif düşüncede olanlara ise. gayri—akli,gayri—mantıki ve çağdışı intibaının verilmeye çalışıldığını müşahede ediyoruz. Bunlardan biri olan nüfus plânlaması, halka sanki bütün dünyaca kabul edilmiş ve aksi iddia edilemeyecek bir ilmi uygulamaymış gibi intikal ettirilmektedir. Halbuki bugün, batı dünyasında ve hususan ABD'de radikal ve modernist zihniyete muhalif olarak, bazı sebeble-re binaen toplumların nüfusunun gitgide azaldığı görüşünde ve arttırılması gerektiği yönünde ittifak eden güçlü bir kamuoyu vardır. Söz sahibi ilim adamı ve politikacılar meseleye ciddiyetle eğilmektedirler.

Amerikan Teşebbüs Enstitüsü'nden Ben Wattenberg ve araştırma görevlilerinden Karl Zinsmeister, 1986 başlarında enstitünün yayın organı "Public Opinion"da yayınladıkları bildirilerinde, batı demokrasilerinde nüfus azlığını büyük bir tehlike olarak gördüklerini ifade etmişlerdir.

Wattenberg ve Zinsmeister. bu makalelerinde, Amerika'da doğum nisbetinin son on yıldır kadın başına 2.1 doğum olarak seyrettiğini, Batı Avrupa ülkelerinde ise bu nisbetin çok daha düşük olduğunu bildirmektedir. Buna karşılık Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku ülkelerinin nüfuslarında artış kaydedilmesinden endişe duyduklarını belirtiyorlar. Wattenberg ve Zinsmeister'e göre bugün dünya nüfusunun yedide birini teşkil eden batı, 2060 yılına kadar onbeşte bire kadar düşecektir. Ve yazarlar bu nüfus açığının süper güçler muvazenesini bozma ihtimali üzerinde ciddiyetle durmaktalar. Dönüp dolaşıp ısrarla sordukları soru şudur: "Ya Sovyetler birgün gitgide nüfusu azalan batı ülkelerine saldırırsa?" Görüldüğü gibi; batı, nüfus meselesini didik didik tetkik etmekte, mizanlar kurmakta ve milimetrik hesaplar yapmaktadır.

Wattenberg ve Zinsmeister'in raporunda, batıyı "nüfusun artmaması" problemiyle karşı karşıya bırakan faktörler şöyle sıralanıyor: Doğum kontrol sistemlerinin yaygınlaşması, evliliğin azalması ve geciktirilmesi, kürtajın serbest olması ve kadın unsurunun bir iktisadi anlayışla ele alınması. Ayrıca kadınların 20 yıl Önce çalışma hayatına daha geniş ölçüde katılmasıyla, doğum azlığı probleminin zuhur etmesinin aynı zamana tekabül ettiğine parmak basılıyor.

Yazarlar, batıyı bu krizden kurtarmak için şöyle teklifler ileri sürüyorlar: Kadın için vergilerin, aldıkları maaş ve yetiştirdikleri çocuk sayısı arasında makul bir denge sağlayacak şekilde tekrar düzenlenmesi, günlük ek ödemelerin arttırılması, vs. Hatta vaziyetten fazla haberdar olmayan nesli uyandırmak için kampanyalar açmayı dahi teklif ediyorlar.

Evet, durum gerçekten de Zinsmeister ve Wattenberg'in endişelendiği kadar batı için tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Nitekim F. Almanlar, NATO'ya vaadettikleri askeri kontenjanı doldurmada güçlük çekmekteler. ABD'nin de gençlerden müteşekkil gönüllü bir ordu oluşturmada zorlanma ihtimali üzerinde duruluyor.

Yukarıda arzedilen vaziyet, nüfus azlığı probleminin sadece askeri sahadaki menfi tesirlerini gösteriyor. İktisadi ve ictimai sahalarda zuhur edebilecek diğer problemlerin farkında olan bazı ilim ve devlet adamları, meseleyi daha geniş bir platformda değerlendirmektedirler. Bunlardan biri olan Amerikan Rockford Enstitüsü Başkanı Allan C. Carlson'a göre Birleşik Devletlerin demokrasi ile hayatını idame ettirmesi, nüfus artış meselesine karşı takınılacak tavırla yakından alakalıdır.

Carlson; USA Today, International Herald Tribune ve The Public Interest dergilerinde yayınlanan makalelerinde bu mevzudaki fikirlerini beyan etmiştir. Amerika Başkan adaylarından Pat Robertson'un doğum azlığı hakkında ilk yorumu şöyle: "Genetik intihar"

Beyaz Saray'a Carlson tarafından takdim edilen "Aile Amerika'nın İstikbalini Koruyor" isimli rapor üzerine Reagan Yönetimi'nin de dikkatleri doğum azlığı meselesine çekilmiştir.

Carlson'un raporunda, Amerikan toplumunu tehdit eden düşük nüfus artış hızı gibi problemlerin ana sebebi "aile maaş sistemi"nin çöküşüne bağlanıyor. Raporda, aileleri daha çok çocuk sahibi olmaya sevk-etmek için de vergi kanununda bazı değişiklikler yapılması teklif ediliyor. Bu değişiklik teklifleri arasında, çocuk yapan aileye çocuk başına 5000 dolar vergiden muaf tutmak dahi var.

Yine başkan adaylarından Jack Kemp'in, bu meseledeki beyanı şöyle; en değerli kaynağı azalmakta olan bir millet, dünyada gücünü koruyamaz... Batı dünyasındaki milletlerin çoğunun genç nüfusu, bugün gitgide azalmaktadır. Allan Carlson gibi mühim ilim adamları ayrıca akıldan çıkmayacak şu soruyu da sorar oldular: Kendi evlatlarımız düşmanlarımız mı olsun" (The New Republic, 19 Ocak 1987).

Aynı soruyu Türkiye için de sormamak elde değil. Haklarında yapılan herbir menfur hesaptan habersiz hala bazı fasit dairelerde dönüp duran şu nesilleri gelecek nesiller nasıl yâd edecek acaba?

Burada nüfus unsurun devletler arası politikalarda nasıl kullanıldığına ve nesiller-arası miras olmasına dair enteresan bir misal verelim. Michael Teitelbaum ve Jay M. Winter "the Fear of Population Decline" (nüfus azalma korkusu) isimli eserde anlatıyorlar:

"1870 —1940 arasında Fransız politikası, artan Alman nüfusuna karşı Fransızların yüksek nüfus artışına ulaştırılması gayesinde odaklaşmıştır. Hatta ikinci Dünya Savaşı'nda Vichy rejimi, Fransa'nın Almanların eline geçmesinde Fransızların düşük doğum nisbetlerini mesul tutmuştur. Vichy'nin "İş, Aile, Ülke" sloganı, bireyci cemiyet yapısını, aile ve milleti öven bir yapıya büründürmeyi hedefliyordu. 1941'de bir anneler günü festivalinde beşten fazla çocuk doğuran kadınlara bronz, gümüş ve altın madalyalar verildiği de vakidir."

Avrupa ve Amerika'da doğum nispetlerinin bu derece azalmasının en büyük sebeblerinden biri şüphesiz, İkinci Dünya Savaşı'yla birlikte bilhassa 1960'dan sonra cinsî serbestiyetin yayılması ve kadının evinin hanımı olmaktan ziyade dışarıda çalışan, egosunu tatmin eden ve her türlü hayat tarzına kendini uyduran bir şahsiyete büründürülmesiyle evlilik müessesesinin eski verimliliğini yitirmesidir. Kadın, artık evlenip çocuk sahibi olmaktan çok kendi parasını kendi kazanan ve binbir şahsi zevklerini yaşamaya çalışan bir tip haline getirilmiştir. İşte doğum azlığının ardında yatan asıl faktör, temelde kadının doğumdan kaçınma isteğinden kaynaklanan kürtaj, doğum kontrolü ve bilumum ahlaksızlık sistemleriyle, "çalışan kadın" gerçeğidir.

Amerika'daki nüfus artışını özendirme kampanyasının bir maksadı en azından kendi isteğiyle evinde oturmak isteyen kadınlara gerekli destek ve kolaylıkları sağlamaktır.

Batı, nüfus unsurunun ehemmiyetini bilmekte ve politikasını bu yönde yürütmektedir. Bu politikanın bir uzantısı olarak hükümranlığını tehdit edebilecek milletlerin yüksek doğum nisbetlerini azaltmaya çalışmaktadır. Bu milletlerden biri olan müslüman milletimiz hakkında da çeşitli senaryolar yazılmakta ve tatbik sahasına konulmaktadır. Bu amaçla, ABD nüfus plânlama bürosu milyonlarca dolar değerinde doğum kontrol malzemesi dağıtmaktadır.

Bu mevzuda "Evleniniz, çoğalınız; çünkü ben ahir zamanda ümmetimin çokluğuyla övüneceğim." diyen Yüce Rehberin (s.a.v) sunduğu hakikatlerin, neslimize rehber olması dileğiyle...

Halid Aslan