Sızıntı Arşivi

Mart 1984 · s. 8 · 4 dakikalık okuma

Nikotin Yeniden Mahkemede

İsmail Özer · Zooloji

1828'de bugünkü mânâsıyla bilinmeye başlanan nikotin o tarihten günümüze kadar muhtelif cihetleriyle İncelenmiştir. Tedavi edici bir fonksiyonu olmadığından hiç bir ilaç şirketi merakedip de tesirlerini etraflıca inceleme lüzumunu duymamıştır. Sadece farmakolojik bir madde olan nikotinin sinir hücreleri üzerindeki tesirleri üzerinde durulmuş ve bu yolla muhtelif bilgiler elde edilmiştir.

Tütünde aktif bir madde olan ve tabiatta bulunan nikotin,renksiz ve uçucu bir "alkoloid"dir. Oksijenle temasa geçmesiyle birlikte kahverengi bir görünüm alır ve yanan tütüne benzeyen bir koku çıkarır. Kullanan kimselerin sinir sisteminde gittikçe tesirini arttırır ve onu kendine öyle bağlar ki, kullanan kişi artık onu bir ihtiyaç olarak görmeğe başlar. Batının Nasreddin Hoca'sı Mark Twain, "sigarayı bırakmak çok kolaydır; çünkü hayatımda çok denedim." der.

Nikotin, siyanür gibi çok çabuk tesirini gösterdiğinden, insanların kullandığı en zehirli maddelerden biri olarak kabul edilmektedir. 60 miligramlık dozu bir insanı öldürmek için kâfi gelmekte ve bu dozun alınmasından birkaç dakika sonra ölüm vuku bulmaktadır. Bir puro, insanı öldürecek dozun iki katı kadar nikotin ihtiva eder ama; bu miktarın hepsi bir defada yutulmamakta ve bir kişiyi öldürebilmesi için gerekli olan süratte vücuda yayılmamaktadır.

Sigaralardaki nikotin seviyesi her ne kadar tedrici olarak azaltılmakta ise de, tipik filtreli sigara 20 ile 30 miligram nikotin ihtiva eder. Sigara içen ve dumanını içine çeken kişi bunun yaklaşık % 10'unu emmektedir. Bir adet sigaranın doğurduğu fizyolojik tesirler, damara enjekte edilen 1 miligram nikotinin tesiriyle aynıdır. Ciğerlere çekilen dumanla vücuda giren nikotinin % 90'ı zararlı tesirini göstermektedir.

Fizyolojik tesirleri

Nikotinin, merkezi sinir sistemi dışında kalan tesirleri iyi bir şekilde incelenmiş, aynı zamanda sinir hücrelerinin (nöron) "sinaps"adı verilen, bir sinir impulsunu bir nörondan öbürüne nakleden noktalar üzerine çok açık tesirleri olduğu da anlaşılmıştır. Nikotin, sinir hücreleri arasında asetilkolin gibi aracı madde rolü oynar. Lâkin asetilkolin, impulsların nörondan nörona taşınmasında müspet yönde çalışırken nikotinin tesirleri menfi yöndedir. Sinapsda nöronlararası haber alışverişini bloke eder. Böylece nikotin, sinaps önce uyarmış , hemen arkasından da vazifesini yapmasına mani olmuştur.

Aşırı zehirlenmelerde ölümün sebebi solunumda vazife gören kasların felç olmasından kaynaklanan boğulmadır. Felç ise, kasların normal çalışmasını temin eden kolinerjik sisteme nikotinin yaptığı durdurucu tesirinden ileri gelir. Daha düşük dozda solunum nisbetinde farkedilebilecek bir artış olur. Çünkü nikotin, şah damarındaki oksijene hassas olan duyu alıcılarını uyarır. 6 ila 8 miligramlık dozlarda, adrenalin ifrazı sonucu, kalb ve kan damarları üzerinde de tesirleri olur. Adrenalin ifrazı, kan damarlarının daralması ve tansiyonun yükselmesiyle birlikte kalbi besleyen damarlarda kan akışının hızlanmasına yol açar.

Sigara yoluyla alınan nikotinin tesirleri :

Sigara içen kişide nikotinin kolayca farkedilebilecek kadar çok tesirleri vardır.

Sigaranın yakılmasıyle nikotin tütünden dumana geçer. Dumanı içeriye çekilerek içilen sigaranın, midenin açlıktan doğan kasılmalarına bir saata kadar mani olduğu günümüzün bilinen mevzuudur. Bunun yanında açlık hissinin sigara ile azalmasının sebebi kandaki şeker seviyesinin hafif artması ve tad duyusunu ileten papillanın zayıflamasıdır. Bundan dolayıdır ki, eskiden beri sigara içenlerin sigarayı bırakınca kilo aldıkları görülür. Bazı araştırmacılar bunun tek sebep olmadığını ve kilo almanın sigara içmeyenlerde ki metabolizma faaliyetlerinin içenlere göre daha düşük nisbette olmasından ileri geldiğini söylemektedirler. Bir araştırmacı, günde bir paketten fazla sigara içenler sigarayı bıraktıkları zaman kalp atışlarında dakikada üç atış, oksijen sarfiyatında da % 10 azalma olduğunu tesbit etmiştir. Kalb atışlarındaki düşüş, vücudun enerji ihtiyacının kısmen azalmasına sebep olur. Kalb atışlarıyla kandaki besinlerin oksijenle yanması temin edilir. Kalb atışlarındaki düşme besinin yanma oranını düşürür ve dolayısıyle oksijen tüketimi azalır. Bundan sonra alınacak fazla besin yağ halinde vücudda depolanır ve neticede kilo alma meydana gelmiş olur.

Her gün aynı miktarda ve belirli zamanlarda içilen sigara, deri sıcaklığında düşüş ve tansiyonda artışla beraber kan damarlarının daralmasına sebeb olur. Kandaki "karboksihemoglobin" miktarı normalden daha da fazlalaşır. Zira, sigara dumanıyla alınan zehirli karbonmonoksit gazı (CO) kana kırmızı rengini veren ve oksijen taşıyan hemoglobinin oksijeniyle birleşir. Karbonmonoksit nisbeti sigarada % 1, pipoda % 2 ve puroda % 6'dır. Karbon-monoksitin hemoglobindeki oksijenle birleşmesiyle kanda oksijen açığı meydana gelir. Sigaranın bu tesirindendir ki, kanın oksijen tasıma kapasitesinin azalması, sigara içenlerin kendilerini bir işe zorlamaları ânında nefes kifayetsizliği olarak kendini gösterir.

Kanın oksijen taşıma kapasitesindeki azalma sebebiyle sigara içen hamile kadınların, doğmamış çocuklarını büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bıraktıklarını gösteren bir çok müşâhedeler tesbit edilmiştir. Hamilelik devresinde içilen sigara erken doğum, düşük ve ölü doğumların sayısında 2 - 3 misli artışa yol açmaktadır. Başka bir araştırmada da doğumdan önce veya hemen sonra ölen çocukların % 20 sinin ölüm sebeblerinin annelerinin hamilelikte sigara içmeleri olduğunu göstermektedir.

İsmail Özer