Sızıntı Arşivi

Haziran 2003 · s. 234 · 6 dakikalık okuma

Nefis-1

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE


Nefis-1
Nefis, zatında maddeden mücerred, ama iş ve icraatında her zaman maddeye mukarin bir cevherdir ki, herhangi bir şeyin özü, esası, kendi demektir. Onu; ruh, kalb, ceset, heva, heves ve şeytanın insana nüfuz sistemi; hatta zaman zaman akıl yerinde de kullananlar olmuştur. Şeriat örfünde nefis; şehvet, gazap, öfke, kin, nefret, hiddet... gibi hal ve kuvvelerin esası, merkezi, beden ve cismaniyet edalı kabil-i tahavvül ve terakki bir mekanizmadır.
Nefsin, insan bedeni ile ruhu arasında, o alanla alakalı, tecrübe ile duyulup hissedilen mütemadi bir irtibatı söz konusudur. İnsanın zahiri ihsaslar muhassalası ve batıni ihtisaslarla mavera-i tabiata (fizik ötesi) ıttılaı, hep bu irtibat sayesinde gerçekleşir. Yine bu irtibat sayesinde ruhta meydana gelen herhangi bir hal, bir zevk, bir mevhibe, bir varid beden üzerinde bir iz bırakır ve onda infiale sebebiyet verecek bir tesir icra eder. Böylece ruhtaki her teessür beden üzerinde bir çeşit kendini hissettirdiği gibi, bedende hasıl olan herhangi bir hal ve infialin de mutlaka ruh ufkunda bir tesiri görülür.

Mesela, bazen insanda bulantı hasıl eden bir nesnenin düşünülmesi onda istifrağ hissi hasıl eder. Hatta bazen insana sıkıntı veren ve ruha dokunan bir kısım hadiselerin onun bedeninde -psikosomatik rahatsızlıklar gibi- rahatsızlıklara sebebiyet verdiği de olur.. tatlının zikredilmesiyle zaika sisteminin onu tatmış gibi olması, acının anlatılmasıyla kuvve-i zaikanın tepki göstermesi hep böyle bir tesir ve teessüre verilebilir.. bunun gibi, bedende meydana gelen değişik durumların da her zaman ruhta bir kısım akisleri duyulur ve adeta bu iki sistem arasında sürekli bir teati yaşanır.

Fena tasavvurlar, sevimsiz tavırlar, olumsuz davranışlar, "tabiri caizse" ruhta bazı takallüsler meydana getirdiği gibi, nezih mülahazalar, Hak hoşnutluğunu hedefleyen planlar, projeler, kalb ve lisanın "Allah Allah" diye gürlemesi de ruhta inşirah ve inbisatlar hasıl eder/etmektedir. Çok defa biz farkına varmasak da bu hal nuraniyete inkılap ederek "latife-i rabbaniye" yolu ile bütün ruh ufkunu sarar; sırrı tenbih edip harekete geçirir ve insanın metafizik derinliklerinde değişik şekilde yankılanmaya başlar. Bunun gibi beden de ne zaman, ibadet ü taatle Hakk'a inkıyadını ifade eder, yaratılışının gayesine (ma hulika leh) uygun yaşar, imanını diyanetle derinleştirir ve ibadetini ihsan şuuruyla taçlandırırsa, bu defa da ruhta adeta bir şölen havası hissedilmeye başlar. Ümit ve reca o insanda Hakk'a iştiyak duygularını kamçılar; mehafet ve haşyet mülahazalarına kapı aralayan davranışlar da onun ruhunda saygı, temkin ve teyakkuz hissi uyarır. Böylece, denizlerin tebahhur edip buluta yürümesi, bulutların yağmurlaşıp arzın başına boşalması, sonra da çağlayıp ummanlara akması.. gibi bedenden ruha, ruhtan da bedene sürekli böyle bir dolup boşalma söz konusu olur.

Bu şekilde karşılıklı bir tesir ve teessür sayesinde cismaniyetin galebesi sonucu insanın başaşağı "esfel-i safilin"e sukutu mukadder olduğu gibi; iman, İslam ve ihsan yörüngesinde hareket etmesi sayesinde de -bi iznillah- insani tamamiyete ve "ala-yı illiyyin"e yükselmesi söz konusudur. Seyr ü süluk dediğimiz şey de işte böyle bir teati ve alış verişle Hakk'a vuslatın ayrı bir unvanı ve insan-ı kamil olmaya yürümenin de önemli bir yoludur.

Bütün bu alış verişler, mütemadi teatiler, yürüyüşler ve varışlar, hep bu nefs-i insani biniti, sefinesi ve peyki vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu hakir görünümlü merkubun pusulası iman, rotası İslam, kaptanı Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enam (aleyhissalatü vesselam) ve bu uzun yolda durmadan yol almanın dinamiği de zikr ü fikirdir. Ne var ki, bu binit, bu sefine ve bu peykin belli maksatlar için mahiyetine yerleştirilmiş bulunan zahiri bir kısım muzır hususiyetler de vardır ki, şayet nefis umumi bir tezkiye ile tadil edilmemiş/edilememişse, ruh-beden veya beden-ruh arası inip çıkan, çıkıp inen manaların, mazmunların, ilimlerin, marifetlerin, zikirlerin, fikirlerin ulaşacakları noktaya ulaşmaları esnasında bir kısım türbülanslara maruz kalmaları, hatta ciddi alaboralar yaşamaları kaçınılmazdır.

Aslında bunları da kendi kendine meydana gelen hadiseler şeklinde yorumlamak doğru değildir. Bu kabil olumsuzluklar bazen, insanların günah, gaflet ve temkinsizliklerinden kaynaklanır; bazen muvakkat kabz girdapları gelip pusulaya, dümene dokunur; bazen cismani neş'e ve inşirah anaforlarıyla rota kaymalarına maruz kalınır; bazen de böyle bir seyahat adabına uymayan hataları görememeden veya sevaplarla fahirlenme ve küstahlaşmadan meydana gelir. Eğer insanlar, bu hususları ruhu öldüren/öldürecek olan birer virüs gibi görür ve onlardan uzak durabilirlerse; ezkaza bulaştıklarında da hemen tevbe, inabe, evbe kurnaları altına koşarak ciddi bir arınma gayreti gösterirlerse, " - Allah onların seyyielerini haseneye tebdil eder." ve şer kabiliyetlerini hayır istidatlarına çevirerek onlara yeniden dirilme fırsatı verir.

Nefis, kibir, gurur, bencillik, haset, haksızlık, düşmanlık.. gibi ruhun kolunu-kanadını kıran/kıracak olan şeytani hususiyetlerine rağmen özünde ruh refakatine yükselecek seviyede kıymet ifade eden önemli bir potansiyeli de haizdir. Eğer konumunun, Hakk'ı tanıyıp anlamaya bir vasıta olduğunu kavrar, iddiayı bırakır, duaya yönelir ve mahiyetindeki potansiyel fenalık hislerinden ötürü Rabbine sığınır, Hakk'a vuslat yolunda kalb ve ruhun arkasında durursa, o da refikleriyle beraber "ala-yı illiyyin"e yürüyebilir.

Aslında nefis, insanda metafizik gerilim adına da çok önemli bir unsur sayılır. adeta o, potansiyel insanın hakiki insanlığa yükselmesi adına bir zemberek gibidir. Uğraştırır insanı ve fırsat vermez onun uyumasına. Biler sürekli insandaki mücadele azmini ve beynini kullananlara beyin fırtınaları yaşatır. Nihayet mahiyet-i insaniye, yaratılışıyla hedeflenen kıvama erince o da kalb melikinin memlukü haline gelir ve ona her zaman "Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var!" der gibi bir tavır alır. İsterseniz siz buna; " - Her bir nefse ve onu düzenleyene; ona hem kötülüğü, hem de ondan sakınma yolunu ilham edene yemin olsun ki: nefsini maddi ve manevi kirlerden arındıran felaha erer." fehvasınca, tezkiye imbiklerinden geçmiş ve fücuru aşarak takvaya ulaşmış "müzekka nefis" de diyebilirsiniz. Ne derseniz deyiniz artık bu haliyle o, ruhun bir dublesi haline gelmiştir.. ve hep kaçar şerden, yürür hayra.. tiksinti duyar seyyieden, koşar haseneye.. ve bir an gelir ki, misyonunu asab, hassasiyet ve beşeri diğer garizelere tevdi ederek ömrünü ruh mihmandarlığında geçirmeye başlar.

Sofilerin, seyr ü sülukta, zevken duyup yaşadıkları bu konuyu biz, nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i mutmainne, nefs-i raziye, nefs-i marziyye, nefs-i mülheme, nefs-i zekiyye veya safiye unvanlarıyla daha önce arz etmeye çalışmıştık. Nefis bu kademelerden birer birer geçip yukarıya doğru yükseldikçe, mahiyet-i insaniye üzerindeki cismaniyete ait zulmetler de arka arkaya yırtılır. Herkesin derecesine göre dört bir yanda ruhaniliğe ait şualar parıldamaya başlar ve salik kendini melekuti ufuklarda sanır.

Bu mertebelerden her birinin kendine göre bir varidi, bir mevhibesi, bir zevki, bir ufku, bir şivesi, bir ihsası ve bir de ihtisası vardır. Bunlar bazen mürşidin işaretleriyle, bazen de kendini bilen, ruhunu dinleyen yüksek murakabe ve muhasebe insanlarına özel bir teveccühle ihsas edilir veya açıktan açığa bildirilir.

Aslında, nefis nefistir; ama iyi bir tezkiye sayesinde hevasına muhalefeti ve Rabbine muvafakatı sağlanabilirse insani ufukta, ışığı güneşten, tıpkı bir dolunay gibi o da pırıl pırıl bir ziya kaynağı haline getirilebilir. Aksine, eğer tezkiye görmezse er-geç ufkunu heva ve hevesin sisi-dumanı sarar, derken cismani düşüncelerin tesirinde yamuk-yumuk hale gelir ve varlığın perde arkasını sezemeyecek kadar da körelirse, katiyen ruha refakatini devam ettiremez ve münkerata açık tabiatının gereği insan mahiyetinde adeta bir fenalık girdabına dönüşür. Sonra da insanoğlunun zayıf yanları sayılan bir kısım boşlukları kullanarak bir anda pek çok cepheden hücumla -hafizanallah- bir hamlede onu yere serebilir. İstiğfar ve dua ona karşı birer önemli sütre; seyr u sülukta esas kabul edilen disiplinler ilahi sıyanete fiili birer çağrı ve Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enam'ın vesayeti de onun için en emin bir sığınaktır. Beşeri ihtiyaçları gereklilik miktarına bağlamak, meşru dairedeki zevk, lezzet ve keyiflerle onun sesini kesmek, gayrimeşru arzu, istek ve iştihalarının ürperten akıbetleriyle sürekli ona tenbihte bulunmak da onu zapturapt altına almanın bir başka yolu olsa gerek...