Sızıntı Arşivi

Şubat 1992 · s. 24 · 4 dakikalık okuma

Murakabe

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

sub92

MURÂKABE

Gözetme, mülâhazaya alma, intizarda bulunma, kontrol etme ve kontrol edildiği şuuruyla yaşama ma'nâlarına gelen murakabe; hâl ehlince Allah'tan gayrı her şeyden alâkayı keserek kalben Cenabı Hakka yönelmek, İlm-î İlâhî'nin her şeyi kuşatmış olduğu inanç ve mülâhazasıyla nefsini menhiyâta karşı gemleyip ve hayâtını Allah'ın emirleri ışığı altında dizayn edip yaşamaktan ibâret görülmüştür. Murakabeyi; her zaman Hakk'ın murâdını ta'kîb etme ve Cenâb-ı Hakk tarafından ta'kîb edilme mülahazasıyla iç ve dış bütünlüğü içinde, hayat ve davranışlarımızı ciddî bir çizgide sürdürme şeklinde de yorumlayabiliriz. Bu da, Cenâb-ı Hakkın, insanın her hâline nazır bulunduğuna; yani onun sözlerini duyar ve işitir, ahvâlini bilir ve değerlendirir, yaptıklarını görür ve kaydeder olduğuna inanmakla mümkündür. Kur'ân-ı Kerîm " sub92 sub92 -Sen ne halde bulunsan ve Kurandan ne tilâvet etsen, sizler de amelden ne işlerseniz, ona dalıp gittiğiniz esnâda mutlaka Biz üzerinizde nigehbân bulunuruz..." nûrefşân beyânıyla bu gerçeği ihtar etmektedir.

Murâkabe, Hakk'ın hoşnut olmadığı uygunsuz hâtıralara, huzurdan uzaklaştıran yaramaz düşüncelere, davranışları baskı altına alan sevimsiz mülâhazalara karşı kalbin kapanması ve rûhun sonsuza açık bütün kanallarının İlâhî varidâta göre ayarlanması ise, bize, menfî-müsbet bu açıp-kapama işini çok iyi değerlendirmek düşer.. Allah'ın değer verip öne aldığı şeyleri, en içli, en derin arzularımız dâhil, her kıymetin üstünde tutma; O'nun büyük gördüklerini büyük görüp başlarda gezdirme, değer vermediği şeyleri de hatırdan, gönülden çıkarıp atma, bu mevzûda ilk adım sayılır. Hakk rahmetinin enginliğinin düşünülmesi, insanda Allah sevgisini ve ibâdet aşkını coşturur; O'nun mehâfet ve mehâbetinin mülâhazası ise, ma'siyet istihâsını kaçırır ve insanı dikkatli yaşamaya zorlar; murâkabeye gelince, ibâdet-ü tâatı, bir kısım cisimlerin tülbentten geçirilmesi gibi. Öyle bir eler ki, onların içinde Hakk mülâhazasından başka bir şey kalmaz; zîrâ murâkabe, aynı zamanda ferdin yapayalnız anlarında dahi, her an görülüp-gözetildiği şuuruyla duygu ve düşüncelerini bulandırmama gayretidir.

Murakabe yolu, mürşid ve rehbere ihtiyaç hissetmeden, gidip Hakk'a ulaşan kestirme yolların en önemlilerindendir.. ve velâyet-i kübrâ çeşnilidir. Bu yolun bahadırları, her zaman ve her yerde, acz-ü fakr nağmeleriyle Cenâb-ı Hakk'a yönelebilir ve ihtiyaç tezkeresiyle halvethâneye alınabilirler. Bunlar, hayatlarının her ânında tabiatı süzerken, Allah'ın kendilerini kontrol ettiğim hisseder ve her türlü ağyar mülâhazasından uzaklaşır; eşyâyı dinlerken, O'nu söylemeyen bütün seslere karşı kapanır, O'na âit nağmeleri duymaya çalışır; varlığı konuşurken, O'nun güzelliklerini şakıyan bir bülbül olur ve O'nunla irtibatlandıramadığı her şeyi mâlâya'nî sayar ve onlara karşı da ebkem (dilsiz) kesilir. Zaten, göz, O'nun görmesini, kulak O'nun işitmesini, dil de O'nun beyânını hatırlatmıyorsa, bu uzuvların birer et parçasından farkı ne..? "Cenâb-ı Hakk, Kendi'ne 'Basîr' dedi ki, seni fenâlıklara karşı her zaman korkutucu.. O Kendi'ne Semi'' dedi ki, dudaklarını fenâ şeylere karşı kapatıcı.. ve O Kendi'ne 'Alîm' dedi ki, seni bildiğini bildirip fesat düşüncesine karşı kararlı olasın." diyen Hz. Mevlânâ da, murâkabeyi, fena duygu, fenâ tutku ve fenâ davranışlara "karşı koruyucu bir sütre ve Cenâb-ı Hakk'ın hukûkunu görüp gözetmede de biricik te'mînât saymaktadır.

Murâkabenin başlangıcı ve birinci merhalesi, Allah'ın hâzır ve nâzır olduğuna ve her hâlimize şâhid bulunduğuna yakın hâsıl ederek O'nun İrâde ve Meşîet'ine kalben teslim olup, dileklerimizden daha çok, dileklerini kollayarak "sub92Allah her şey üzerinde rakîb ve gözetleyicidir" ufkunda seyâhat etmektir.

sub92

İkinci merhalesi, sâlîkin huzûr-u kalble Cenâb-ı Hakk'a yönelip, İlâhî feyizlerin kalbine akmasını sabır, temkin ve teyakkuz içinde beklemektir. Böyle bir yönelişte, mürşid, zikir ve râbıtaya da ihti-yaç yoktur. Ancak şer'î âdâba muvâfakat kaydıyla bunların bulunması "nûrun alâ nûr" olur. İster birinci merhale olsun ister ikinci merhale, Hakk yolcusu, bütün benliğiyle " sub92 sub92 ile ifâde edilen 'ihsân' rûhunu tam temsil edebildiği ve bu mülâhazada herhangi bir kopukluk olmaması için de her zaman kendini kolsuz, kanatsız, âciz, fakîr ve muhtaç gördüğü ve "Tut beni Allah'ım, tut ki, edemem Sen'siz" iz' anıyla sâdece O'nu nokta-i istinâd ve nokta-i istimdâd bildiği ölçüde sağlam bir murâkabe yolunda ve dolayısıyla da emniyette sayılabilir.

Hayâtını sürekli bu çizgide sürdürenlerin rûhunda zamanla bir meleke hâsıl olur ki -buna huzûr-u kalb de diyebiliriz- bu meleke sâyesinde vicdân sürekli İlâhî vâridâta açık kalır ve Hazret-i Ehadiyet'ten ona devamlı feyizler akmaya başlar.

Murâkabenin en önemli vâsıtalarından biri "muhâsebe"dir. -Müstakil tahlil ister.- İnsanın kendi kendini kontrol edip hesâba çekmesi, günah, hatâ ve benliği baskı altına alan daha başka duyguların şuurunda olunması ma'nâsına gelen muhâsebe yoluyla ferd, kalbinde doğruvu bulabilir, onu davranışlarıyla temsîl edebilir.. ve ruhunda "sub92 -tesbîh ve takdis ederim beni göreni, görüp mekânımı bileni ve konuşmalarımı işiteni" sırrı bütün vuzûhu ile belirir.. bütün benliğiyle İlim ve Meşîet'çe yakın ta'kîbe alınmış olduğunu hisseder ve ürperir.. ve derken, gözlerini açar-kapar her yerde O'nun murâdını arar...