Mayıs 1992 · s. 14 · 7 dakikalık okuma
Mucitlerin Dünyası - 1

Selim Uzunoğlu
Durmadan ortaya çıkan yeni problemler karşısında, milletlerin, hürriyet, refah ve saadetlerini sürdürebilmesi mucid ruhlu insanların yetiştirilmesine bağlıdır.. Amerika'dan İsrail'e kadar bilim ve teknolojide üstünlüğü elinde tutan milletlerde hem dâhi olabilecek kapasitedeki fertleri seçme ve yetiştirme, hem de (yüksek zeka + zengin hayal gücü + hızlı problem çözebilme) değerlendirme konularında yoğun ilmi araştırmalar yapılmaktadır.
1950'li yıllardan beri, Amerika'nın ve gelişmiş bazı batı toplumlarının üzerinde durduğu bir çocuk tipi vardır. Bu belki de, zaman zaman rastladığınız, işe yaramayan tahta, bez, kağıt, tel, kutu vb. parçalarından oyuncaklar, vasıtalar, bebekler, şehirler yapan, ev ödevlerini bitirmek yerine yeni bir "deniz altının" desenlerini çizen çocuklardan biridir.
Biz "Yetişkinlere" göre, apaçık şeyler hakkında bitip tükenmek bilmeyen sorularla insanı bıktırıp perişan eden, hadiselere bazen alışılmamış yorumlar getiren, günlük hayatımız için (ne olduğunu anlayamadığımız veya anlamak istemediğimiz) yeni düzenlemeler teklif eden, dünyaya farklı açılardan bakabilen, hayalinde icat ettiği makinaları anlatan, ebeveynlerinin pek övünemediği ve hakkında fazla ümit beslemediği, öğretmenlerinin de davranışlarından memnun olmadığı çocuklar, mûcidlik psikolojisi sahasındaki yaygın görüşe göre bir memleketi parlak bir geleceğe götürecek belki de tek imkandır. Başta Amerikalılar olmak üzere batı dünyası, iddialı oldukları milletlerarası yarışın talep ettiği sivil ve askeri yüksek teknolojinin seviyesini düşürmemenin hatta artırmanın sancısı içindedirler. Bu ülkeler sosyal ve fen bilimlerinde ve diğer bütün disiplinlerde bilgi seviyesini yükseltmek için yoğun bir gayret sarfetmektedirler. Bu ülkeler, dünyamızı kontrol edecek ilmi, teknik ve ekonomik imkanlara sahip olmayı istedikleri gibi, şimdiden fezayı da parsellemeye başlamışlardır. Bu arzularını tatmin edecek olanların da yine İnsanlar arasından çıkacağını bildiklerinden dikkatlerini bu büyük işi yapabilecek dâhi kafaları keşfetme ve yetiştirme projesi üzerinde toplamışlardır. Çünkü bilim, teknik ve ekonomide büyük ilerlemelerin (son derece katı toplumlarının aksine) "Hayal Gücünün" (bilim-kurgu) ve bunun gibi zihni kabiliyetlerin eseri olduğunu çok önceden farkeden bu ülkelerin bilim ve fikir adamları yıllardan beri araştırma yapmaktadırlar. Bu düşüncelerin akis uyandıracağı ve anlaşılabileceği çeşitli mesleklerden bir aydın grubuna sahip olmaları da onlar için ayrı bir talih olmuştur. Zaten Almanların 41; Amerikalıların 40; İngilizlerin 32 Nobel mükafaatı kazanmalarına karşılık Müslüman milletlerin bir tane Nobel mükafaatı vardır.
Bu yazı, yaptığı şehirlerin, feza araçlarının, olağanüstü bir kabiliyetle meydana getirdikleri desenlerin, söze döktüğü "farklı" düşüncelerinin yüzünden "boş şeylerle neden uğraşıyorsun" azarlarıyla buruşturulup çöp sepetine atılan çocuk veya gençlerin küskünler veya yabancı ülkelere göçenler sınıfına itilmemesi ve memlekete ve insanlığa yapacakları büyük hizmetlerden alıkonmaması için yapılacak çalışmalara bir basamak teşkil etmesi için kaleme alındı. Ayrıca, bir memleketin muasır insan ailesi içinde kalıcı bir yere sahip olmasına ve dünya dengesinin ve huzurunun temininde rol oynamasına, giden yolun, dâhi olma kapasitesindeki çocukların eğitimi konularının "dergahta, çarşıda, meclisde ve üniversitede" devamlı olarak görüşülüp tartışılmasından geçtiğine inanmaktayız. Bunu tartışan, mucicllik konusunda araştırmalar yapan ve halen çalışmalarına devam eden toplumların gereksiz işlerle uğraşan aptallar topluluğu olduğunu söyleyebilir miyiz? Çünkü, evvela şu soruların cevaplarını bulmak gerekmektedir. Bu toplumlar niye insan unsuruna bu kadar önem veriyorlar? Zamana, emeğe, paraya o kadar kıymet veren bu toplumlar niçin dâhi kabiliyetleri keşfetmeye ve yetiştirmeye bunca emek ve para sarfediyorlar? Niye işi şansa, talihe bırakmak istemiyorlar? Refah ve ilerlemede, üstün zekalı ve mucid ruhlu kabiliyetlerin büyük payı olduğuna mı inanıyorlar? Neye dayanıyor bu inançları? Acaba kuduz aşısının keşfinden kutupların ve ayın fethine kadar yüzbinlerce büyük işi başaranlar aptallar olabilirler mi?
Yeni durumlara, ihtiyaçlara ve yeni problemlere karşı en uygun en başarılı tedbir ve çözüm üretenlerin, keşif ve icadlarıyla hayat seviyesini yükseltenlerin, benzersiz sanat ürünleri verenlerin, bugüne kadar zeka kavramı içinde ele alınan kabiliyetlerden farklı bir zihni güce sahip olduğu ve bu potansiyellerini kullanabilme imkanları olduğu ortaya çıkarıldı.. Hedef, mucidlik olarak tarif edilen bu zihni gücün veya güçlerin, ilmi tarifini yapabilmek, temel mekanizmalarını, şartlarını ve bu bilgilere dayanarak geliştirilme yollarını ortaya çıkarmaktır. Kendi insanları arasında dâhi potansiyeli olanları seçmesini, yetiştirip geliştirmesini ve teşvik etmesini en iyi bilen ve bunu uygulayan milletler, dünya devletleri arasında çok avantajlı bir duruma sahip olacaklardır. Her toplumda sayıları sınırlı olan bu mucid zihne sahip dâhiler, bir milletin hayat damarlarından birini teşkil ederler.

Eğer milletlerarası seviyede kendimizi temsil etmek ve bunu devam ettirmek istiyorsak milletimizin hayati İnsan gücü problemine getirebileceğimiz en ümit verici çözüm, çeşitli sahalarda önemli insan gücü kaynaklarının belirlenmesini teşvik ve desteklemek olacaktır. Bunlardan biri de her bir sahada dâhi olabilmeye istidatlı çocuklardır. Bilim sahasında böyle dâhi birkaç insan yetiştirmek bile, ilmi faaliyetlerdeki yerimizin en önde olmasını sağlayacaktır. Bilhassa bu konuda İsrail devletinde 20 yıldan beri planlı ve sistemli çalışmalar yapılmaktadır. İstidatlı öğrenciler Tel Aviv'deki "Sanat ve Bilimde İlerlemek İçin Gençlik Enstitüsü" nün "Dâhileştirme Kursları"na alınmakta ve bu kursta soru sorabilme ve mucidlik kabiliyetleri geliştirilmektedir. Mesela, matematikden biyolojiye, fıkradan haberciliğe kadar geniş bir sahayı kaplayan 8 basamaklı kurslar "Mucid çocuk yetiştirme faaliyetleri " içinde düzenlenmektedir. Çocuklar bu kurslarda sözel ve sözel olmayan zeka testlerine göre değerlendirilmektedir. Wechsler Zekâ Testinin 140 zeka katsayısı puanını alan çocuklar kurslara kabul edilmektedir. Aynı zamanda gelişimlerinin takip edilmesi maksadıyla çocuklara mucidlik, anksiete, otonomi (kendi kendine güvenebilme ve karar verme kabiliyeti, motivasyon ve ben-imajı testleri uygulanmaktadır. İmkanları sınırlı, kültürel bakımdan fakir çevrelerden gelen problemli ailelerin çocukları yahut psikolojik problemleri olan çocuklar, zeka katsayısı puanlan 140 olmasa bile kurslara kabul edilmektedir.
Eğitimcilerin ortaya çıkardıkları ideal öğrenci tipi "Fikir ve kanaatlerini cesaretle ortaya atan, mütecessis, düşünce ve hükümlerinde bağımsız, uğraştığı işe tam manasıyla kendini verebilen, eline aldığı işle devamlı meşgul olan, sezgileri kuvvetli, ısrarlı, otoriter, öyle söylüyor diye herşeyi kabul etmek istemeyen, tehlikeleri göze alabilen (cüretkar), fertlerdir.
Lisanı kutlanan herkes, sebep-netice münasebetlerini keşfetme veya tahminde bulunma ve netice çıkarmada prensipleri doğru bir şekilde kullanma kabiliyetinde değildir. Prensipleri öğrenme ve öğrenilen bu prensiplerden sebepleri çıkarma ve neticeleri kestirme kabiliyeti, insanlar arasında genel olarak, normal dağılım eğrisi (Çan Eğrisi) verecek biçimde dağıtılmıştır. Yani pek az kimsede üstün kaabiliyet bulunmakta, diğer deyişle çoğunluk ortalama bir seviyeye sahip bulunmaktadır. Bu da prensipleri kullanabilme ve doğru tahminde bulunabilme kabiliyetleri düşük seviyede olanların; ancak basit problemleri çözebilecekleri, buna karşılık, üstün kabiliyetli (mucidliğe aday) olanların ise hayli karmaşık problemleri çözebilecekleri anlamına gelmektedir. Mucidlik, ferde farklı ve üretici düşünce zincirlerini kullanarak alışılmış yaklaşım ve problem çözme yollarından kopma gücü veren, neticeleri ferde ve muhtemelen başkalarına da tatminler sağlayan, fikirlerdeki esneklik, orijinallik ve duyarlılığın bir toplamıdır. Orijinal olmayı öğrenme dahileşme yollarından biridir. "Yeni fikirleri düşünme" kabiliyeti olarak da tarif edilen mucidlik ve orijinallik aslında, bilinen vak'aları ve prensipleri, isteklerin daha verimli bir şekilde tatmin edilebileceği, yeni münasebetler içinde bir araya getirme işlemidir.
Yaratıcı'nın doğuştan insan zihnine adeta bir tohum olarak yerleştirdiği ve bizlerden onları İnkişaf ettirmemizi istediği iki farklı düşünme tarzı vardır. Çoklukdan teke doğru gidiş ve tekde mutabık kalma anlamına gelen konverjant ile tekden yola çıkıp, çokluğa ulaşma ve sürekli çeşitlilik ve dallanma gösterme anlamındaki diverjant kelimelerinin zihnin işleyişi bakımından farklı anlamları vardır. Konverjant düşünce yalnız tek bir doğruya bağlı olarak ve mevcut bilgilerden çıkarılan geleneğe dayalı neticelere götüren düşünce tarzı yani, Yaratıcı'nın bize din, ahlak, kültür konularında kullanılması için verdiği bir düşünce tarzıdır. Diverjant düşünce ise mevcut bilgiden yola çıkılarak, yeni orijinal değişik alternatif ve çözümlerin üretilmesinde iş görür. Daha çok fen bilimleri ve teknolojide hayati öneme sahip olan bir düşünce tarzıdır. Konverjant düşünme, ekseriya zeka testlerinin ölçtüğü ve sınıfta öğretmenlerin sorduğu sorularda olduğu gibi tek bir doğru cevabın arandığı düşünme tarzıdır. Bu tip düşüncede, öğrenciye verilen bilgi yalnız bir doğru cevabı bulabilmek için kullanılır. Muhakemesi yalnızca konverjant düşünceye dayanan şahıs hayal ve tasarım gücü olmayan biridir.
Muhakeme ve problem çözmede rol oynayan birçok faktör dâhice düşüncede bulunur. Ama dâhi düşüncede farklı bir faktör vardır. Bu öğrencinin bilgileri organize ederken her zaman kullandığı gelenekçi yolları terk etmesi ve daha önce öğrendiği şeylerden alışılageldiği biçimde hiç değiştirmeden transfer ettiği hipotezleri reddetmesi şartıdır. Mucid öğrenci, bunun için önemli problemleri elindeki bilinen malzemelerle fakat yeni ve orijinal yollarla çözmesini öğrenmek zorundadır. Daha önce hiç aklına gelmeyen benzersiz bir faaliyetin içine "dalıvermelidir". Bu faktörü, sonradan çok büyük bir matematikçi olan Gauss'un(*) çocukken bir problemi nasıl çözdüğünü inceleyerek daha iyi açıklayabiliriz. Gauss ilkokuldayken öğretmen sınıfa şu soruyu sorar : "Bakalım hanginiz daha önce -1+2+3+4+-5+6+7+8+9+10 - un neticesini bulacak? "Çok geçmeden, diğer öğrenciler daha hesapla uğraşırken, Gauss elini kaldırır ve problemi çözdüğünü söyler. Şaşıran öğretmeni Gauss'a nasıl bu kadar çabuk neticeye ulaştığını sorar. Gauss'un bu soruya verdiği cevabı tam olarak bilmemekle beraber, tecrübelerimize dayanarak şöyle bir cevap verdiğini söyleyebiliriz: "Eğer 1 ile 2 yi toplayıp sonra 3'ü ilave etseydim ve daha sonra bu toplama 4'ü, 5'i ve diğerlerini ilave etseydim bu işlemler çok uzun bir zaman alırdı ve işlemleri çabuk bitirmeye çalıştığım için pek çok hata da yapabilirdim. Fakat 1 ile 10'un toplamı 11 eder, 3 ile 8'in toplamı da 11 etmelidir. Diğerleri için de bu böyledir. Bu şekilde 5 çift vardır. 5 ile 11'in çarpımı 55 eder. Yani çözüm 55'dir."
Gauss bununla, o yaşta, önemli bir teoremin özünü teşkil eden bir keşifte bulunmuş oluyordu. Bu örnekten anlaşılacağı gibi Gauss gelenekçi yoldan ayrılmıştır. Bu dâhi düşüncenin gerekli şartını teşkil eder.
Gelecek yazımızda da mucidleri ortaya çıkarıcı testler üzerinde durmak istiyoruz.
KAYNAKLAR
(Karl Friedrich Gauss Alman Matematikçi ve Astronomu)
1-ARIK, İ.A. (1990). Yaratıcılık, Kültür Bakanlığı Yay. No: 790. Ankara
2- ENÇ. M. (1979). Üstün Beyin Gücü, Eğitim Fak. Yay. No:83, Ankara Üniv. Ankara
3- Baysal,J., İPŞİROĞLU.N. ve ark. (1990). Y.T.Y. Çağdaş Eğitim. Cem Yayınevi, İstanbul
4- UZUNOĞLU, S VE YALÇINELİ, M. (1991). Ö. Yamanlar Lisesi. T. Bilimler Araştırma ve Geliştirme Grubu Çalışma Raporu. Örnekköy-İzmir.