Sızıntı Arşivi

Haziran 1984 · s. 28 · 4 dakikalık okuma

Muafiyet Sistemi

Mustafa Erdemir · Stj.Dr. · Tıp

Bir cemiyette herhangi bir hastalık salgın hâline geldiğinde, bazıları ölmekte, bazıları hafif atlatmakta, bazıları da hiç yakalanmamaktadır.

Güney ülkelerinde ısı-nem gibi faktörlerden dolayı enfeksiyon hastalık â-milleri daha çoktur. Kuzey Ülkelerinde yaşayan bir insan güneye gittiğinde bulaşıcı (sâri) hastalıklara yakalanma nis-beti artar. Fakat Güney'de yaşayan şahısta o hastalık görülmeyebilir.

Kızamık, boğmaca, çiçek gibi hastalıkları geçiren insanlar bir daha ömür boyunca bu hastalığa yakalanmamaktadırlar.

Az görülmekle beraber bazı insanlara küçük bir doz penisilin enjeksiyonu daha enjektörü çekmeden onlarda ölüme kadar varan hâdiselere sebebiyet verebilmektedir;

Doku ve organ nakli bazı insanlarda gerçekleşmekte, bazılarında ise organizma reddetmektedir.

Organizmada kanser hücreleri her-gün oluşmasına rağmen yine bazı insanlar kansere yakalanmakta, bazıları ise yakalanmamaktadır.

Niçin böyle? Bütün bunlardan tutun da aşı ve bağışıklık (muafiyet) serumlarının hazırlanmasına, insanlarda görülen hemolitik (kan yıkım) kan hastalıklarına kadar rolü bulunan mekanizma nedir? Bugün tıpta muafiyet diye geçen mekanizmanın esası; organizmanın kendi yapısına yabancı olarak tanıdığı moleküllere karşı gösterdiği reaksiyondur. Antijen diye isimlendirilen bu yabancı maddeler umumiyetle protein yapısındadırlar. Bunlar organizmaya adale, deri ve damar içi enjeksiyonları veya solunum ve sindirim yoluyla girerler.

Hangi yoldan gelirse gelsin organizmaya ilk defa giren bir antijeni karşılayan ilk hücreler makrofajlardır. Esas kaynağı kemik iliği olan bu hücreler yabancı maddeyi sarıp içlerinde eritmeye çalışırlar (fagositoz, pinositoz). Bu faâliyet esnasında organik maddeler hemen sindirilir. Organik olmayan ve değerlendirilmeyen maddeler ise, endoplazmik retikulum adlı hücre içi sistemde çöp misâli toplanırlar. Bu depolama işi umumiyetle bu hücreleri çokça bulunduran ve bu ameliyeyi fazlasıyla yerine getiren dalak, karaciğer, lenf düğümü ve kemik iliğinde gerçekleşir. Böylece makrofaj, antijenleri muafiyet sistemi faâliyetlerine hazırlar: Çevresine gelen ve asıl vazifeleri vücutta hususi müdafaa mekanizmalarında rol oynamak olan lenfositlere sitoplazmik köprüler oluşturarak antijen hakkında bilgi aktarır. Akyuvarların bir kısmını teşkil eden T-Lenfositlerden hücreye ait muafiyet mekanizması meydana gelir. B lenfositler de müdafaanın ikinci cephesini oluşturan ve sıvıya ait bağışıklıkta yer alan antikorları meydana getirecek plâzma hücrelerine dönüşmektedir. İşin enteresan yanı bu antikorların yabancı maddeye tam uymasıdır. (kilit anahtar münasebetinde olduğu gibi). "Y" şeklinde ve gammaglobulin yapısındaki antikorlar vücûda giren yaklaşık bir milyon değişik yabancı maddenin büyüklüğüne ve şekline göre meydana getirilmektedir. (1)

10 Mikronluk bir hücrenin bugün en gelişmiş güvenlik teşkilatlarını da aşan "muazzam müdafaa sistemi" nasıl oluyor da böylesine düzenli bir şekilde çalışıyor? Evet dikkat edilirse mikro-âlemden makro-âleme kadar düzenleyici bir gizli eli görmemek mümkün değil.

Kısaca mekanizmasını özetlediğimiz "immun sistem" bugün hâlâ tam mânâsıyle açıklanamamaktadır. Ancak yukarda saydığımız hâdiselerin bu mekanizmanın temelinde yattığı açıklığa kavuşmuştur.

Çiçek, kızamık, boğmaca gibi hastalıkları geçirenlerde, bu hastalık müessirlerine karşı meydana gelen antikorlar yıllar sonra tekrar bu müessirlerle karşılaşınca faâliyete geçmektedirler. Kuzey'den güney'e geçen bir şahısda o bölgenin mikrop çeşitlerine alışık olmadıklarından bulaşıcı hastalık görülmekte, güneylide ise daha önce karşılaşıp muafiyet oluştuğundan görülmemektedir.

Allerjik astma, saman nezlesi, kaşıntı ve kızarıklıkla karakterli kurdeşen, çocuk egzeması hep anaflaksi temeline dayanır.

Canlılar kendi yapısına karşı normalde antikor oluşturmazlar. Ancak muhtelif anormal sebeplere bağlı olarak kendi yapılarında meydana gelen bazı değişiklikler neticesinde bunlara karşı da antikor oluşur. Böylece otoimmün (kendine cevab) hastalıklar meydana gelir. Bazı böbrek ve tiroid guddesi iltihapları, akut mafsal romatizması ve romatoid artrit gibi bazı romatizmal hastalıklar, hemofilik anemiler gibi kan hastalıkları bunların misâlleridir.

Yine doku naklinde, aktarılan doku antijenlerinin aktarıldıkları organizmada meydana getirdikleri immunolojik hâdiseler büyük ehemmiyet taşımakta ve naklin başarılı olup-olmayacağı bu immunolojik hâdiselere bağlı bulunmaktadır. Bugün en başarılı doku nakli kan aktarımıdır. Aynı veya benzer grup ve Rh'da verilen kanlar reaksiyon yapamazlar. Bir kişinin derisini bir bacağından alıp diğer bacağına aktarmada (otogreft) başarılı olunmakta, fakat bu başarı tek yumurta ikizlerinden uzak akrabalıklara ve irsi açıdan farklı ferdlere gittikçe düşmektedir. İrsi yönden farklı ferdler arasındaki doku nakli o doku yahut organın atılmasıyla neticelenmektedir. Bugün uygun alıcı ve vericiler arasında kemik, kemik iliği, kornea (gözün dış tabakası), deri, böbrek, akciğer ve kalb nakli gerçekleşebilmektedir.

Gelelim kanser immünolojisine: Tümör hücrelerinde bir mikrop antijeninden farklı antijenler vardır. Tümör spesifik (hususi) antijenleri olarak adlandırılan bu antijenlere karşı da bir muafiyet kontrolü mekanizması vardır. Bazı araştırmacılara göre (Thomas ve Burnet) hergün organizmada yeniden 1014 yeni hücre oluşmaktadır. Kanser teşekkülü üzerinde en revaçta olan nazariyeye göre yeni oluşan bu hücreler içinde en az milyonda bir ihtimâlle başkalaşmış

hücreler meydana gelmekte ve bunlar kansere yol açabilmektedir. Çoğalmakta olan normal hücrelere virüs, kimyevi maddeler, kozmik ışın veya herhangi bir uyancı tesir ederek o hücreyi normal yapısından saptırtmakta, dolayısıyla vücûd muafiyet sisteminde yabancı cisim reaksiyonu vermektedir. Ancak tümör, hususi lenfositler tarafından umumiyetle yok edilmektedir.

İşte normâl organizmada bulunan bu kanser kontrol mekanizmasının bozulması kansere sebep olmaktadır. Bugün kanserle mücadelede muafiyet sisteminin güçlendirilmesi ön plâna geçmiş bulunmaktadır. Meselâ, verem aşısı olan BCG aşısı immun cevab uyancı tesiri yüzünden kullanılmaktadır.

Stj. Dr. Mustafa Erdemir