Ekim 1992 · s. 3 · 3 dakikalık okuma
Minik Canlılar ve İklim
Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · Tabiat

Doç. Dr. Arif Sarsılmaz - Ömer A. Ergi
Okyanuslardaki gıda zincirinin birinci basamağını teşkil eden ve fitoplankton olarak adlandırılan mikroskobik yeşil bitkiler, taşıdıkları klorofil maddesiyle güneş ışığını kullanarak gıda maddesi sentezlerler. Diğer bütün canlıların beslenebilmesi için gerekli zincirin ilk halkası böylece başlamış olur. Mikroskobik yeşil bitkilerle beslenen, biraz daha büyük hayvanlar, zincirin ikinci halkasını, bu hayvanlarla beslenen daha büyük hayvanlar ise üçüncü halkayı teşkil eder. Böylece gıda zinciri en büyük hayvanlara kadar ilerler. Gıda zincirinin en sonu ise insanın hizmetine sunularak neticelenir.
Fitoplanktonların denizlerdeki gıda zincirinin ilk halkasını teşkil etmeleri yanında çok enteresan ve önemli bir vazifelerinin daha olduğu son zamanlarda tesbit edilmiştir.
Hindistan'ın batısındaki Arap denizinde araştırmalar yapan Hintli okyanus araştırıcısı Shube Sathyendranath'a göre bu mikroskobik bitkiler, cesametlerinden umulmayan büyük vazifeler yüklenmişlerdir. Araştırıcının tesbitine göre, güneş ışınlarını emerek çevresindeki suyu ısıtan mikroskobik yeşil bitkiler bu şekilde iklim şartlarında tesirli olmaktadırlar. Gökyüzündeki peykler vasıtasıyla çekilen fotoğraflarla, önce bu mikroskobik yeşil bitkilerin kesif olduğu bölgeler tesbit edilmiştir.
Denizlerin rengi bu mikroskobik yeşil bitkilerin taşıdığı klorofilden dolayı değişebilir. Bu bitkilerin kesafetine göre denizlerin rengi maviden yeşile doğru çeşitli tonlarda olabilir. En bol bitkinin bulunduğu bölgelerde daha fazla yeşillik hakimdir. İşte denizlerdeki bu renk değişiklikleri peyklerden çekilen fotoğraflarla tesbit edilerek çalışmaların ilk safhası başlatılmıştır.
Daha sonra da bu mikroskobik bitkilerin hava şartlarına tesir edip etmediğini tesbit için okyanusun bir bilgisayar modeli çıkarılarak bu model üzerine okyanuslardaki her ay meydana gelen ısı değişiklikleri düzenli olarak işlenmiştir. Hakikaten, önceden de tahmin edildiği gibi fitoplanktonların ısı üzerindeki tesirlerinin mevsimlere göre değiştiği açıkça görülmüştür.

Mikroskobik yeşil bitkilerin az ve dolayısıyla seyrek bulunduğu ocak ayında deniz sathına gelen güneş ışınları daha az emilmiş ve dolayısıyla fazla bir ısı tutulamamıştır.
Fakat yaz aylarında çoğalan ve eylülde en yoğun ve kalabalık nüfusa sahip olan fitoplanklonlar güçlü güneş ışınlarını emerek deniz ısısında 7 °C'lik bir yükselmeye sebep olmuşlardır. Ancak okyanus sathında meydana gelen buharlaşma ve çeşitli akıntılar ısı kaybına yol açtığından fitoplanktonların sebep olduğu ısı yükselmesi çok açık olarak kendini gösterememektedir. Bununla beraber geniş çapta yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen bilgilere göre, dünyanın sürekli olarak değişen hava şartları ile bu minik yaratıkların nüfusu arasında çok sıkı bir münasebetin bulunduğu açıkça görülmüştür.
İnsanoğlunun çıplak gözle göremediği bu minik yeşil canlılar yaptıkları fotosentezle, hem gündüzleri okyanus suyuna bol oksijen vermekte ve gıda maddesi sentezlemekte, hem de geceleyin karbondioksit vererek suların karbonikasit dengesini temin ederek çeşitli biyo-kimyevî hâdiseler için uygun vasat temin etmektedirler.
Fitoplanktonların mikro seviyede yaptıkları bu faaliyetler ise makro seviyede bir netice vererek okyanus sathındaki havanın yükselmesine ve nemlenmesine büyük katkıda bulunmaktadır.
Çok hassas mekanizmalarla belirlenen dünya ikliminin kontrolü ve dengesindeki faktörlerden birinin de bu minik yeşil canlılar olduğu birçok kişiyi oldukça şaşırtmış olabilir. Ama belki de ileride bu bitkilerin, iklim dengesinde daha çok ve daha mühim vazifeler aldığı ortaya çıkabilir. Bu yüzden genellikle fizikçilerden meydana gelen iklim ve meteoroloji uzmanları bundan sonra hesaplarına fitoplankton adı verilen bu mikroskobik bitkileri de katmaya mecbur olacaklardır. Zira son araştırmalar bunların karadaki iklim üzerinde, yağmur ve rüzgarlarda bile tesirli olduğunu düşündürmektedir.
Bütün bu çalışmalar gerek ekolojik ve gerekse biyolojik araştırmaların birbirinden kopuk ve bağımsız bir şekilde yürütülmemesi gerektiğini ve kainata holistik (heptenci, küllî) nazarla bakılmasını; bir hücreli bitkiden balinaya kadar bütün canlı dünyasının çok kompleks ve ahenkli bir nizam teşkil ettiğini göstermektedir.
Bu harika nizam içindeki canlılardan birini hakir ve gereksiz görerek diğerine daha fazla değer vermek bu dengede arızalara sebebiyet verebileceğinden ilmî çalışmaların çok yönlü ve alternatifleri hesaba katarak planlanması gerektiğini bir kere daha göstermektedir.