Kasım 1992 · s. 7 · 6 dakikalık okuma
Milli Eğitimimizde Biyoloji
Arif Sarsılmaz · Doç.Dr. · Eğitim

İnsanoğlu kendisi de bir canlı olması bakımından gerek husûsi yaratılışındaki ve gerekse diğer canlılardaki, harika ve sırlı hâdiselere karşı daima merak duymuştur. Elini göğsünün üzerine koyup (uyuduğunda bile) hiç durmadan çalışan kalbinin vuruşlarını işittiğinde, beyin hücrelerindeki sırlı düşünce dünyasını tefekküre daldığında, hayvanlar âlemindeki harika Sevk-i İlâhi hâdiselerini incelediğinde hep aynı hayret ve takdir hisleriyle dolan genç insanlar, daha sonra nasıl oluyor da bunların arkasındaki gerçek Sanatkârı ve esas fâili göremez hale gelebiliyor? Yaratıcıya imanla dolup taşması gereken gönüller, insanlığı sevgi ve şefkatle kucaklaması gereken sineler, katı, merhametsiz ve inkârcı birer canavar haline geliyor? Tabiatın esrarını araştırmak için şevkle ve aşkla laboratuara girip, bu harika nizamın dilini anlamaya çalışması gerekenler niçin laboratuardan ve derslerden kaçıyor, sıkılıyor ve biyolojiyi sevmiyor, hiç düşündük mü?
Ders ve laboratuarlarda daima "nasıl" sorusuna cevap arayıp duran "niçin", "neden" ve "kim" sorularını düşündürmeyen eğitim sistemimizin yetiştirdiği nesillerden bugüne kadar kaç tane dünya çapında mütefekkir ve ilim adamı yetiştirdik?
Devamlı olarak ecdadımızın eğitim sistemini kötüleyerek nereye vardık? En zayıf olduğumuz Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerinden bile daha kötü nesillerin yetiştiği eğitim sistemimizdeki eksiklik acaba neydi? Batı'daki son teknikleri getirme, bilgisayarlar ve modern cihazlar ithal etme, yabancı dil öğrenme gayretleri gibi birçok takdir edilecek hamle acaba niçin ümid edilen neticeleri vermiyor; aslında bilhassa son yıllarda görülen eğitim faaliyetlerindeki canlanmayı inkâr etmemiz mümkün değil, ama nasıl bir hata yapılıyor ki geleceğimizin teminatı olan genç neslimiz yine anarşinin ve bunalımın, intiharın ve uyuşturucunun, kalitesizliğin ve şahsiyetsizliğin elinden kurtulamıyor.
Bu hastalığın sebebini kanaatimizce Milli Eğitim sistemimizin temelindeki materyalist ve pozitivist felsefe anlayışında aramak gerekir. Belki birçok kişi mecburi okutulan din derslerini göstererek "hiç böyle şey olur mu" diyebilir. Fakat din derslerini haftada iki saatten yirmi saate bile çıkarsanız, diğer derslerin işlenişini ve müfredata bakışınızı değiştirmeden bu vahim hâdisenin düzelmesi mümkün değildir. Ortaöğretim programındaki dersler İçinde bilhassa biyoloji eğitimi ve öğretimi en önemli problemlerden biridir. Gerçi on sene öncesine nazaran evrim ve yaradılışın her ikisinin de eşit ağırlıkta anlatılmasına karar verilmiş ve bunun müsbet neticeleri de görülmüştür. Bununla beraber sadece hayatın orijini mevzuundaki bu hamle yarım kalmış, diğer konuların içine uygun şekilde nüfuz ettirilerek kainata bakış değiştirilememiştir. Bu durum bile birçoklarını çileden çıkarmış ve bazı üniversitelerimizden zamanın Milli Eğitim Bakanı'nı alaya alıcı ve gayri ilmîlikle, çağdışılıkla suçlayan beyanlarda bulunulmuştur. Meselenin Biyoloji Felsefesi bakımından bile tartışma zeminine girmesine tahammül edemeyenler, maalesef batı'daki son gelişmelerden de habersizdirler.
Biyolojinin ahlâki değerlerle ve içtimai hayatla olan kesin münasebeti ve bunların dünya görüşleri olarak tezahür etmesi neticesinde zaman içinde birçok felsefî akımın tesirleri daima gündemde olmuştur. Hatta bu yüzden bir yerde okuyan ve düşünenlerin metafizik ve mânevî ihtiyaçlarını dine dönmeden tatmin etme maksadıyla 'Biyoloji Felsefesi'ni bir çıkış ve rahatlama yolu olarak ihdas ettiklerini bile söyleyebiliriz. Fakat niyetleri ne olursa olsun, bu iki tarafı keskin kılıç gibi olan sahada eninde sonunda inançlı ve dini düşüncelere açık insanların da boy göstereceği kaçınılmazdı. Bir zamanlar, Mekanistik Materyalizm, İdealist Mekanizm, Vitalism, Animizm ve Organisizm gibi felsefi akımlar şeklinde süren mücadelelerin sonunda Descartes, Bergson ve Teii-hard de Chardin gibi hakikatin kenarlarında dolaşıp içine tam nüfuz edemeyen akl-ı selim sahiplerinin bıraktığı sahalar, artık dine inanan, yaşamasa bile saygı gösteren, Allah'a (c.c.) iman eden biyologlarca doldurulmaya başlanmıştır. Bu durum da biyolojiye hâlâ Darwin'in, Monod'un ve Lyssenco'nun tesadüflere dayalı materyalist ve evolüsyonist fikirleriyle bakmak insanımız için büyük haksızlıktır.
Hayatı ve insanı maddenin tesadüfi karışımı olarak gören, hayvanlarla aynı mahiyete indiren materyalist ve evolusyonist biyolojik anlayışların eğitiminden geçen gençlerin zaman içinde nasıl anarşist, huzursuz, bunalım içinde ve intiharlara kadar varan davranışlar gösterdiğini cemiyetimiz çok görmüş ve maalesef görmeye devam etmektedir.
Şayet yaratılış ve evrim mevzûunda Milli Eğitim'ce başlatılan müsbet hamle yarım kalmayıp biyolojinin bütün konularına aşağıda misallerini vereceğimiz farklı yorumlar ve bakışlar uygun dozda işlenebilseydi, gençliğimizin bunalımlarına çare olabilecek zemin ve tedavi yolları daha kolay bulunabilirdi.
Biyoloji, Kudret-i Sonsuz Yaratıcı'nın bütün isimlerinin kendini gösterdiği ve her güzelliğin ancak onunla mânâ kazandığı "Hayat" denen hâdiseyi inceleyen ilim dalıdır.
İnsan doğumundan ölümüne kadar içinde bulunduğu biyolojik alemin sırlarını ve hâdiselerin içyüzünü, asıl sebebini daima merak eder.
Hayatın başlangıcındaki sırlar ve sonunda ihtiyarlayan vücudunun ne olacağı, vücudundaki organların harika yapıları ve işleyişleri kâinatla olan münasebeti, diğer canlılardaki fevkalade ahenkli faaliyetler ve nizam, devamlı olarak zihnini meşgûl eder; sorular sorar, cevaplar ve tatmin yolları arar. Bunlar bir milletin ve insanlığın bütün bir hayatını alâkadar eden küçümsenemeyecek ve sonunda bir dünya görüşüne yol açacak sorulardır.

Şimdi, biyolojinin çeşitli konularına nasıl bir perspektifle bakılması gerektiği hususuna kısaca temas ederek meseleyi biraz daha açalım. Bu hususta ilk anlatılması gereken, hayatın ve canlılık hâdiselerinin "tesadüfen" veya "kendi kendine" programsız ve bir Sanatkâr'sız olamayacağının belirtilmesidir. Daha sonra bu temel üstünde her hâdisede bir ahenk, nizam, sonsuz bir ilim ve kudretin hükümferma olduğu misallerle gösterilmelidir. Tesadüfen bir protein molekülünün bile kendi kendine meydana gelemeyeceğinin matematikî imkânsızlığı açık bir şekilde gösterilerek, Darwinizm'in eksik, yanlış ve çarpıtılmış yönleri belirtilmeli ve sadece bir teori olduğu, diğer bütün teoriler gibi tartışılabileceği anlatılmalıdır. Anatomi ve Fizyoloji konularında hayvanların organları anlatıldıktan sonra insanın, varlıkların en şereflisi olduğu nazara verilerek göz. beyin, burun, kulak gibi organlarımız ile boşaltım, dolaşım, solunum ve sinir sistemlerimizdeki akıllara durgunluk veren müthiş sanat ve güzellik, tedbir ve ilim, işleyişlerindeki ahenk ve incelikler anlatılarak, bunları bize ücretsiz ihsan eden Kerîm Zât'a nazarlar çevrilmelidir. Bunun için de herşeyden önce hâdiselere teleolojik yaklaşımla bakılmanın gereği öğretilerek, her organın şeklinin belli bir gayeye matuf inşa edilişinin hikmetleri ve şekil ile fonksiyon arasındaki müthiş ilim ve ince nakışlar gösterilmelidir.
Hayvan davranışlarında, hayretengiz mânâlar gizleyen faaliyetlerin sırlarına değinmek üzere, arının bal yapması, örümceğin ağ örmesi, göçmen kuşların ve yılan balıklarının şaşırmadan yollarını bulması gibi, materyalistlerin "iç güdü" ile tarif ettiklerini zannettikleri hâdiselerin birer, "Sevk-i İlâhi" olduğu ve bu akılsız, şuursuz mahluklara DNA perdesinin arkasında ilham edildiği anlatılmalıdır.
Canlılar ve Kâinat arasındaki ekolojik dengenin hassasiyetinden bahsederken, hiçbir canlının abes ve başıboş yaratılmadığı, bir vazifesi olduğu, herşeyde bir güzellik ve hikmet olduğu ve bunu "Tabiat Ana" gibi ne olduğu belli olmayan bir mefhuma dayandırmanın imkansızlığı ve çirkinliği gösterilerek, tabiatın bir sanat eseri ve kanunlar manzumesi, asıl Sanatkâr ve Hakîm'in ise ne kadar sonsuz bir güç ve kudret sahibi olduğu nazara verilmeli ve zihinler doyurulmalıdır.
Kısaca değindiğimiz bu ana meselelere bakış açısının değişmesi çok kısa sürede müsbet tesirlerini gösterecek ve önceleri dünyayı başıboş ve gayesiz gören talebeler, mevcudiyetlerinin mânâsını ve gayelerini idrak ederek, derslere severek girip dinlemeye başlayacaklardır. Hiçbir faydası olmayan kuru malumatın birden nasıl lezzetli bir bilgi kaynağı olduğunu hisseden ve bunun şuuruna varan birçokları ise laboratuarlarda aşk ve şevkle çalışmaya başlayacak, kapalı olan birçok ilham kapıları açılacak, bilemedikleri de kendilerine bildirilecek, bu zevk içinde yeni yeni mânâ iklimlerine açılacaklardır.
Hümanist geçinen, biyolojik silahlar yapan, çevreyi öldüren ve insanlığa bir demet yeşilliği bile çok gören batı, ancak o zaman gerçek insanlığın nerede olduğunu anlayacak ve belki onlar da yaptıkları hataları anlayarak Kâinat'a nasıl bakılması gerektiği hususunda gelip bizden fikir alacaklar, bizim dinamiklerimizin sağlamlığına ve yanılmazlığına müracaat edeceklerdir.