Nisan 1998 · s. 114 · 3 dakikalık okuma
Mi'raca Davet

Altın iklimlere doğru sefere çıkılır namazla. Gök sofrasına davet vardır çünkü. Sıbgatullahla boyanmaya gider bu kutlu yolun yolcuları. Yüzlerinde ve kalplerinde, rahmet ve lütfun sıcaklığını hissetmek için, önden gidenin arkasından giderler. Refref in, asırlar önce, o Kutlu Yolcusu ile açtığı nurdan şehrahı takip ederler.
Ey lahuti alemlerden bir enstantane yakalamak isteyen ve ey İlahi huzura davet edilmeyi bekleyen! İşte davetiyen: “Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmete, lütuf içine daldıracak ve onları Kendine doğru giden bir yola götürecektir.” (Nisa, 4/175). Davet edilmenin şartıdır iman ettikten sonra imanına sımsıkı sarılmak. Yalnız O’na kul olanlar çıkacaktır, öteler ötesi yolculuğuna. Budur yolu yordamı, doğru yolda yol almanın. Mi’raç etmek isteyenleredir bu davetiye.. Kullarına, Rahman’dan ne güzel hediye.
Fatih namzetlerinin fethe hicretidir mi’raç. Maddeden manaya, yeryüzünden gökyüzüne nakış dokumak, ötelerin sırlı dünyasını okumaktır mi’raç. Her namaz, müminin mi’racına hazırlanır gökler. Her namaz, bir mbnhda bu yerlerden hicret etmek değil mi, mi’raç gibi? Mi’racı bize bir hatıra, bir vecibe olarak bırakan Efendiler Efendisi (s.a.s) de “Namaz müminin mi’racıdır” diyor. Çünkü, mi’raca namazla çıkılır, Allah’a namazla ulaşılır. Mi’raç yolculuğunda hediye edilmiştir namaz, mi’racı olsun diye müminlerin. Kul olmanın remzidir mi’raç da, namaz da.. Sadece “abd” olanlar çağrılmıyor mu, zaten her ikisine de. Abd olup, Peygamber Burağı’na biner gibi seccadeye baş koyanlar, her namaz sefere çıkarlar Sidretü’l-Münteha’ya doğru, maddenin son durağına...
Uyan, ey mi’raç soluklamak isteyen ukba sevdalısı! Örtüleri bir kenara at ve yola koyul. En kutlu kulunu bir gece alıp, gökler ötesine götüren Allah, fecrin aydınlığına ulaşman için geceyi seç miş sana. Zaten br adı da “gece yürüyüşü” değil mi mir’acın? Bu yolda yürüyecekler gece çıkar yola. Hazırlıklar gece başlar hicret için. Fetihlerden önceki tablo gece motiflidir hep. Gece gibi mahzun ve ızdırap dolu bir hâlet-i ruhiyeyi temsil manasınadır buradaki gece. Zira “hüzün senesi”nden sonra, sıkıntıda olduğu bir zamanda çağrılmıştı Efendimiz, soluklamak için mi’racı. Bu mönada bir iksirdir, bir panzehirdir mi’raç, doğum arefesinin rahm-ı mader karanlığını silip atan... Mi’raç, fethin talim saati; onunla gelecek, gecenin sonunda vaat edilen aydınlık öti...
Remzi sadece gecede saklı değildir mi’racın. “Gece yürüyüşü”ne çıkmak için mi’raç ruhu taşımalı önce. Kalp mi’raç için atmalı. Elmaslaşmak için aksiyon şartları hazırlanmalı. Nurda pişirilmeyi bekleyen tuğla yüreklerde. miracın kokusu ve rengiyle çiçek açması ve tuğlalaşması için önce kalbe su verilmeli, anndırılmalı. Tıpkı Efendimiz (s.a.s)’in kalbinin mi’raçtan önce yıkandığı gibi, yıkanmalı kalp.
Ey öteler davetlisi! “Namaz, müminin mi’racıdır” dememiş miydi asıl mi’racı yapan? Aslında namazlarımız hep O’nun mi’racından bir işaret taşır. İlk noktası Mescid-i Haram olan bu yolculuk için bizler de her namazda, kalplerimizi ve yüzlerimizi o yöne çevirmiyor muyuz? Peki ya, “Sübhaneke” duasıyla başlayan namazlarımız, “Sübhanellezi esra biabdihi” ile başlayan ayette anlatılan mi’raçtan bir parça değil mi? Namazla ötelere davet edilen bizler, Allah’ın bizi bir ‘yay’ (kâbıkavseyn) yakınlığı ile kuşatan bu rahmet ve lütuf yüklü büyüklüğü karşısında, hala “Sübhanallah” deyip, O’nu tesbih etmeyecek miyiz?
Mi’raca davet, belki de bizleri insafa davettir. Bahşedilen nimetlerin hakkını veremeyen bizleri. Mi’raçlannı hakkıyla yapanların ardından bakmayalım sadece; açtıklan nurdan şehrahı biz de takip edelim. Aşalım, O’nun izniyle akabeleri, ne kadar çetin olsa da bu “gece seferi”ni...