Sızıntı Arşivi

Ağustos 1990 · s. 328 · 3 dakikalık okuma

Mahzun Mabedin Ümitli Yarınları

Arif Hikmet Şanlı · Edebiyat

Soğuk bir sonbahar günü inceden inceden esen rüzgar ile birlikte, sıklaştırıyorum adımlarımı ruhumdaki derin hislerin medarı olan noktaya doğru... Gözlerim; bazen kalabalık şehrin süsü olan minareleri süzüyor, bazen de bakır rengine bürünen donuk gökyüzüne kayıyordu. İçimdeki hislerin bana çizmiş olduğu rotada gayr-i ihtiyarî atıyordum kararsız adımlarımı..

Birden yılların ağırlığını sırtıma yükleyen bir vebal ile karşılaşmış gibi O muamma siluet belirdi karşımda. Mahzundu. Evet, o devasa heybetiyle mahzundu.. Derinden gelen inleyişleriyle gönül sazımın tellerine dokunduğunu hissediyordum. Minaresinden yükselen sesle sanki, caddede akıp giden binler içerisinden beni çağırıyordu.O kalabalıklar arasından bana birşeyler fısıldıyordu, dertli bir edayla ‘gel bağ-ı hicranımda neler var’ dercesine semalara ilahi fermanı okuyordu. Birşeyler duyacağım ve hissedeceğim ümit ve çoşkunluğu ile yöneldi adımlarım bu muhteşem abidenin asırlık kapısı na…

Sanki kapının sağ ve solundaki direkler, binbir dertle dertlenmiş dertliler gibi mahzundular. Duruşlarında asaletin ardında, hüznün silinmez emarelerini taşıyor gibiydiler. Avlu, kutsî ayakların altını öpmeye hasret; şadırvan, çeşmesine uzanacak nuranî elleri bağrına basmaya müştak bir vaziyette idi. Buruk hislerle yürüdüm avludan geçerek, o geniş ve akıl almayacak cihette engin mekâna. Mermerler hissiz ve soğuktular.. Zira kendilerine hayat bahşedecek nefhalar üflenmemişti ne zamandan beri.. Ayaklarımın altını tırmalayan halılar bakımsızlıkların şikayet ediyorlardı bana kendi lisanlarınca.. Lezzeti ta can evinin içinde duyan alınları kucaklıyamamanın ızdırabı geziyordu ilmek ilmek halıların her tarafında..

Kutsi iklimine dahil olan herkese, yeryüzünden semalara, semalardan da tadına doyulma bilmeyen manevi alemlerin eteklerine uzanan nurlu bir yolun, nurlu davetiyesi çıkarılıyordu her mabed gibi, bu mabedin de iç dünyasında.. Ve mabed

kendi vazifesini bilmenin şuuruyla dimdik bekliyordu yıllardır akıp giden saadet çeşmesinden bir iki damla duyumlayıp şifaya ermek isteyenlerin arzusuyla uzanan kurak ve çatlak dudaklarını..

Ve insanlar vardı mihrab kenarındaki mumlar gibi boynu bükük. Saçlarına düşen akların tesiriyle bu mahzunlar beldesini ziyaret eden insanlar.. O zengin iç mimarinin bile hüzünlerini dindiremediği insanlar. Doldurdukları üç-beş safla, kalın sütunların, ölmez hatların, yaşlı duvarların ve koca mabedin derdine derman olamayan insanlar.. Mahzur bir mabedin cemaati, yine kendisi gibi mahzundu.

Bu hislerle ayrılıyordum ağır ağır.. Her adım atışımda geri dönüyor ve bir daha bakıyordum bu asırlık mabedin haline.. Az ileride boş bulduğum bir banka oturarak düşünmeye başladım, aklımda garip hisler ve hayalimde hasret dolu duygularla.. Dalmış gitmişim epey bir zaman.İrkildim bir sesle.. “cik cik” .. Yirmi otuz kuş oynaşıyor, bir inip bir kalkıyordu narin dalların üstünden.. Topluca kanat çırpıyorlardı ‘cik cik’ sesleri arasında.. Bu soğuk havada zayıf vücutlarıyla yeis bulutlarını bertaraf edercesine uçuyorlardı hürce..

Sanki ruhuma ümit tomurcukları ekiyorlardı. Hayatın ve canlılığın simgesi gibi şen- şakraktılar gözlerini ufka dikmenin verdiği şevkle.. Çimenler üzerine düşen sarı sarı yapraklar, ayrı bir endam almış , sevgi bahçesinin nazlı bir çiçeği haline gelmişlerdi oluşturdukları sevgi atmosferi sayesinde..

Aşk diyarının susma bilmeyen bülbulleri misali ümit yıldızı sönmedikçe kurumayacaktı o sarı yapraklar.. Minik havuza bir girip bir çıkıyor ve ağızlarına aldıkları sularla yaprakları beslemeye çalışıyordu zayıf kuşlar.Gökleri yarıp geçen bir duâ gibiydi onların bu davranışları.. Yeis karanlıklarının yavaş yavaş aydınlığa garkolduğu hissediliyordu artık..

Kuşların gagalarından damlayan rahmet damlalarıyla boy verip sünbüllenecekti bir gün o yapraklar.. Ve ben de bakışlarımı son bir defa daha o mahzun mabede çevirerek, vuslatın, yüzüne nakışladığı nurun aydınlanacağı ümidiyle çalılar arasında oynaşan kuşlar misali, ümitli yarınlara seslendim sessizce..

—Keşke şu ümit rengine boyanan, namüsait atmosferlerde dahi ümit soluyan kuşlar gibi olsaydım..

Hakk’ın hak dediği beldelere uçup gitsem, Hakk’dan bir haber ulaşması elzem olan diyarlara hiç durmadan pervaz edip dursaydım.

Yazar:Arif Hikmet Şanlı