Mart 1985 · s. 36 · 1 dakikalık okuma
Mağrur İlim Adamı
![]()
Rabbi ona bir nebze ilim bahşetti, diye
Nur yüzlü kardeşiyle başladı çekişmeye,
Hazreti İbrahimle çekişen kâfir gibi,
Dudakları alaylı, inkârla dolu kalbi,
O da Rabden verilen kudretle aldanmıştı,
Kâinatın nizamı ona bağlı sanmıştı.
Bu da haşin ve mağrur konuşup duruyordu,
Nihayet gözlerinde ihtiras İle sordu:
"Öyleyse anlat bana, "Rabbim" diyorsun, "O" kim?"
Dedi' "Sonsuz bir güce, kuvvete sahib Rabbim,
O'dur kime dilerse hücre hücre can veren,
O 'dur her bir kuluna doğru yolu gösteren,
Sonra O'nun emriyle her nefse çatar ölüm.."
Dedi: "Elbette ben de yaşatır, Öldürürüm;
Daha henüz dünyaya gelmeyen nice bebek,
Yalnız benim ilmimle ölüp giderler tek tek,
Uzanan ellerimle bozuluverir düzen,
Çekerim canlarını minik bedenlerinden,
Hayata açılmadan düşer göz kapakları,
Daha "Anne!" demeden solar gül dudakları,
Ve düşün; yeis ile kıvranan nice hasta,
Şu mahir ellerimle kavuşurlar hayata..
Elbet benim ilmimde gizlenmiş hayat, ölüm,
İlmimle yaşatırım, ilmimle öldürürüm."
Dedi: "Rabbim emreder, doğudan doğar güneş,
Gecenin zulmetini nuruyla boğar güneş,
Geçer yıllar, asırlar, hiç değişmez bu nizam,
Haydi! Emrediver de değişsin bu intizam,
Emret! İlminle güneş batıdan doğsun artık,
Batıdan gelen nurla parçalansın karanlık,
Madem ki senin ilmin, gücün herşeye yeter,
Gel, mağrur, kâtil insan, gel de ilmini göster,
Ondan sonra kibrinle ihtirasınla konuş!
Fakat ne oldu sana? Sanki dilin tutulmuş..
Fârika Teymur