Sızıntı Arşivi

Mayıs 1993 · s. 29 · 3 dakikalık okuma

Kusurunu Görmek

Yakup Velioğlu · Edebiyat

KUSURUNU GÖRMEK

Yakup Velioğlu

Kusurumu görmemekle, o kusurdan daha büyük bir kusur işledim. Şimdi de onun cezasını çekiyorum.
Allah, benim kusurlanına bakmadan, hep rahmetiyle, şefkatiyle ve atasıyla muamelede bulundu. ihsan üstüne ihsan etti, nimeti nimet izledi. Bütün bu hediyeler, benim gibi ham ruhlu bir insanı maalesef şımarttı. Nefis, heva, his ve vehmim; akıl, ruh ve kalbimi dinlemeyip beni aldattı. Kendimi bit şey zannettim. (Evet, benim dikenim de kendimi gül zannetmem?) Faziletlerin, meziyetlerin gerçek kaynağını unuttıım. Bu hizmette bulunan kardeşlerimin gıpta damarlarını tahrik ettim. Nasıl mı? Toprak olmasını beceremeyerek. “yaptım’, “ettim” fiillerini lügatimden sildiğim halde zihnimden silemeyerek, yapıp edilenleri unuttuğumu unutamayarak, bir buz parçası nevindeki şahsiyet ve enaniyetimi, kardeşiik havuzuna atamayarak. Evet, o buz parçası, dışarıda durmuş zaten eriyordu ve böyle giderse bad-ı heva olacaktı. Bu buz parçasına bir tekme lazımdı, havuzun içine atmak için. Çok şükür tekmelediler.
Şahsiyeti, kardeşler arasında fani etmek ne kadar yiğitlik istiyor. Var olup da yok olmak. Evet, keşke benim de vücudum ve ismim bir arada bulunmasaydı. lsmim olsa, ben olmasam; ben olsam, ismim olmasaydı.
Ihlas, Allah’ı çok yakında hissetmek gibi geliyor insana. İhlası kazanmaya mecbur ve mükellef olduğumu hissetmek için, herhalde O Büyük Insanın tavsiyesine riayet edip 15 günde bir defa okumalıyım ihlas bahsini, unuttuklarımı hatırlamak için. Mecbur ve mükellefim. Demek kefıdimi zorlamam gerekli ihlası kazanmak için. İhlas ve sarnimiyeti kıracak sebeplerden, yılandan ve akrepten çekindiğim gibi çekinmeliyim. Nasıl bu mahlukata itimat etmiyorsam, nefis ve enaniyetime de itimat etmemeliyim. Peki senelerdir, hiç aksatmadan, 15 günde bir defa okuduğum halde zuhur eden eksikliklerime ne demeli? Unutmamalıyım:
“Okunanlat, ancak yaşanarak anlaşılırlar.
Kusurlarımı görmemenin mahmurluğuyla uyuklarken, tenkit tokatlarıyla-kaldırıldını. Nefsim hemen avukat gibi müdafaya başladı. Kardeşlerimin bu hareketini, bir ihlas düsturu olan “tenkit etmemekle” telif edemedim. Söyledikler doğru olsa da burada söylemelerinin doğru olmadığmı düşündüm. “En yakın dost, en fedakar arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş” böyle mi olur dedim. Bir zamanlar hasta yatağımda inlerken başucuma gelip benimle birlikte ağlayan ve şu anda kudsi bir göçle uzaklara hicret eden, ancak rüyalarda görüştüğümüz o dostlar, o kardeşler nerede diye nıırıldandım. Halbuki başıma gelen herşey kaderin o güzelim cilvelerinden birisiydi. Mutlak adil olan Allah, kimbilir hangi kusummun karşılığını peşinen tattırıyordu. O’nu değil de başkalarını razı etmeye çalıştığım için bana ne kadar hikrnetli ve şefkatli tokatlar vuruyordu.
Tefüni,. Birbirinde fani olmak Nefsin hoşuna giden şeyleri unutup kardeşlerin meziyet ve hisleriyle fıkren yaşamak ve hep onları tercih etmek; şerefle, makamda, teveccühte, hatta maddi şeylerde. Evet, maddi şeylerde, yemede, içmede bile.
Evinde kalan azıcık yemeği kardeşiyle paylaşırken mumu söndürüp boşa kaşık sahayan Sahabiler gibi insanlar da var. Kışın ortasında, penceresiz bir zindana atıldığında, sabahleyin yanına gelenlere: “Kardeşlerim nasıllar?” diye soranlar da var. Evet, zaten “olgun insan ve gerçek dost, Cehennem’den çıkarken ve Cennet’e girerken, “buyurun” demesini bilen” değil mi? Şu halde bana düşen şeyler nelerdir? Kardeşlerimi rakip olarak görmemeli, onları tenkit etmemeli, onlara itiraz etmemeli, onların ayıbımı görmemeliyim. Aksine onların noksanını ikmal edip kusurunu örtmeli, ihtiyacına yardım edip vazifesine muavenet etmeliyim. Yoksa onların kusurlarını görmeye çalışırsam, kendime hakim olamam, tenkit ederim; tenkit edersem, kardeşlerimin say’ü şevki kırılır, aksiyoner ruhları rencide olur ve hatta -Allah korusun- atalete bile düşebilirler. Sonra, bilerek ben bu ihlassızlığı yaptığım için sadece şefkat tokatları yemekle kalmam -Maazallah- öyle yüksek bir kuleden başaşağı düşerim ki ortada tutunacak hiçbir yer bulamam. Elimi attığım herşey benimle birlikte iner aşağıya. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var
“Ya Rab! Tut beni tut ki edemem Sensiz.”