Sızıntı Arşivi

Aralık 1987 · s. 17 · 2 dakikalık okuma

Kuş Sarayları

Çetin Sungur · Sanat

ar87-22.jpg

Kuşları sevmek insan yaratılışında vardır. İnsanlar bu yaratıklara karsı sevgi, şefkat, rikkat ve merhamet duyarlar.

Ecdadımızda ise kus sevgisi bir başkadır. Osmanlı topraklarında seyahat eden yabancılar bu mevzuda hayranlıklarını gizleyememişlerdir. Meselâ Alphonse de Lamartine şöyle der: "Bazı Türkler ömürleri boyu besledikleri güvercinler için, ölürken vakıflar tesis edip, kendilerinden sonra da yem serpilmesini sağlarlar." Le Brayn : "Türklerin iyiliği insanlara münhasır değildir. Hayvanlarla, kuşlara da şamildir. Onlar ihtiyarlara ve çocuklara çok alâka gösterdikleri gibi hayvanlara iyilik etmekten de hoşlanırlar. Leylek ve kırlangıçlar koğulma tehlikesine maruz kalmaksızın istediği Türk evinin üzerinde yuvasını yapabilir." der.

Bursa 'da ' 'Gurabahane-i Laklakan" denilen leylek hastahanesinin bu tip hayır eseri olarak, tarihte benzeri yoktur. Kuşların bile ihmal edilmediği bir içtimai adalet anlayışı... insanlık, ecdadımızın asırlar öncesi ulaştığı çizgiden fersah fersah uzaktadır.

Eski şehirlerimizde, insanlarla birlikte yaşayan leylek, güvercin, kumru, kırlangıç, serçe gibi kuşlar sevilen hayvanlardır. Bunları rahatsız etmek, öldürmek, günah; yuva yapmalarına beslenmelerine yardım etmek sevab sayılırdı. İşte bu anlayış Türk Mimarı Sanatında kuşlar için yapılan "kuş sarayları" şeklinde tezahür etmiştir. Kuşlara evler, köşkler ve saraylar yapmak... Bu sadece bizim kültürümüze, milli mimarîmize has bir keyfiyettir.

16. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Rumeli şehir ve kasabalarında, binaların cephelerine kuş sarayları yapılmaya başlanmıştır. En sanatkarane örnekleri İstanbul'da olup, klasik devir Osmanlı mimarisi ile birlikte kendini göstermiş ve 19. yüzyıla kadar gelişerek milli mimarimizin çok alâka çekici bir detayı haline gelmiştir.

Kuş sarayları, binaların en çok güneş alan, sert ve soğuk rüzgârlardan mahfuz, kedi, köpek gibi hayvanların erişemiyecekleri yükseklikteki emniyetli yerlere yapılmışlardır.

Kuş saraylarının bulunduğu binalar çok değişiktir. Evler, camiler, çeşmeler, medreseler, hatta köprüler bu kuş saraylarıyla donatılmıştır. Gerçekten bir saray gibi ihtimamla yapılan bu kuş evleri İslamiyet'in verdiği ruh ile ulvileşen Osmanlı düşüncesinin müşahhas sembolleridir.

20. asır insanının bütün teknik ve maddi imkânlarıyla bile düşünemediği mevzularda ecdad kafa yormuş, çözüm getirmiş ve zirvelere taht kurmuştur. Hayatın her kademesinde tekrar böyle şahikalara ulaşacak, bu milleti en iyi şekilde temsil edecek bir ümit nesli temennisiyle...

Çetin Sungur

KAYNAKLAR:

1- B. Türkiye Tarihi, Y.Öztuna C:10

2- Kültür ve Sanat, Kült. Bak. Sayı:5

3- Türk Sanatı Tarihi, Celal Esad Arseven.