Ekim 1982 · s. 13 · 3 dakikalık okuma
Kurbağalar ve Bozulan Denge
Arif Yılmaz · As. · Tabiat

Mikroorganizmalardan insana kadar hangi canlıya bakarsak bakalım, hepsinde de yaşadığı vasata, muhite, beslenme şekline ve hayat tarzına göre bir korunma mekanizması olduğu görülür. Bütün hayvanlardaki bu korunma sevk - i İlahisini (*) incelemek çok uzun ve geniş olacağından, yazımızda sadece yurdumuzda yaşayan kurbağaların kendilerini korumak için ne gibi hünerler gösterdiklerinden bahsedeceğiz.
Kurbağalarımız içinde en enteresanı şüphesiz ki sadece Adapazarı, Sapanca bölgesi ile Edirne civarında yaşayan ve aynı zamanda en küçük nevi olan Kırmızılı Kurbağa (Bombina bombina) dır. Kırmızılı Kurbağa korkutulduğu veya taciz edildiği zaman derhal sırtüstü dönerek ön ayaklarıyla yüzünü kapatır, arka ayaklarını da sırtına çevirerek ölü taklidi yapar. Uzunca bir süre bu şekilde hiç kıpırdamadan durur. Kurbağaların düşmanı olan yılanlar canlı besin ile beslendiklerinden, ölü taklidi yapan küçük kurbağacık da yılana yem olmaktan kurtulmuş olur. Toprak Kurbağası (Pelobates syriacus), arka ayaklarının iç tarafında bulunan kürek şeklinde, keratinden yapılmış bir plaka ile toprağı kazar ve bir iki dakika içinde toprağın içinde gözden kaybolur. Umumiyetle 50 - 100 cm. derinliğe kadar inebilir. Toprak kurbağasının toprak içinde günlerce saklanarak kalmasını temin eden en mühim organı, diğer bütün kurbağalardan çok büyük olan akciğerleridir. Bu sayede toprak altında da akciğer havasını yenileyerek hayatta kalabilmektedir. Ayrıca bu nevi yakalandığı zaman sarımsak kokusuna benzer bir koku çıkararak ve biraz da şişerek düşmanını korkutmak için hareketlerde bulunur.

Siğilli Kurbağa denilen (Bufo bufo) yurdumuzda yaşayan en büyük nevi ise düşmanını görünce ayakları üzerinde kasılarak yükselir, ciğerlerine aldığı hava ile şişer ve sağa sola doğru sallanmaya başlar. Zaten kurbağaların içinde en çirkin yüz yapısına sahip olan hayvanın yaptığı blöf düşmanını kaçırtmaya kafi gelebilir.
Gece Kurbağası olarak adlandırabileceğimiz bir tür (Bufo viridis) ise yakalandığı anda yakıcı olan idrarını boşaltır ve böylece korunmuş olur.

Çalı ve otlar üzerinde yaşayan Ağaç Kurbağası (Hyla arborea) geniş olan parmak uçları sayesinde vantuz gibi yapışarak yaprakların dış yüzlerinde bile rahatlıkla tutunup uyuyabilir. Bu kurbağaların en mühim hususiyeti çok çabuk renk değiştirmeleridir. Yeşil yapraklar üzerinde yeşil, kahverengi dal üzerinde kahverengi, sarı yaprak üzerinde sarı, ve mor zemin üzerinde mor rengi alabilen kamuflaj ustası bu kurbağayı arazide gezerken farketmek çok güçtür. Bu fizyolojik kabiliyeti de onu düşmanlarından korumaya kafi gelir. Trakya ve Batı Karadeniz bölgesinde yaşayan Çevik Kurbağa (Rana dalmatina)' nın en mühim özelliği arka ayaklarının vücuduna göre çok uzun oluşudur. Bu karakteri İle diğer kurbağalardan ayrılan bu nevi uzun olan arka bacakları sayesinde bir atlayışta 2 metreye yakın mesafe kateder. Böylece Yaratıcının kendisine verdiği bu vasfı en iyi şekilde değerlendirerek düşmanlarından kaçabilir.

Ayrıcı bütün kurbağaların ortak vasfı olan derilerindeki göz yaşartıcı ve yakıcı zehir bezlerinin de her nevi için çeşitli derecelerde koruyuculuk vasfı vardır. Yukarıda zikredilen kurbağaların hepsi karada yaşamakta olup, sadece üreme zamanında kısa bir süre yumurtlamak İçin su kenarlarında bulunurlar.
Ova Kurbağası (Rana ridibunda) dediğimiz hepimizin tanıdığı, sularda devamlı olarak bulunan nevin tek koruma silahı su içine dalıp su dibindeki çamura gömülerek saklanmaktır. Kara kurbağalarının su. içinde uzun süre saklanamamasına karşılık bu nevi kış uykusunu dahi su içindeki çamura gömülerek geçirir.
Görüldüğü gibi silahsız ve korumasız zannedilen kurbağaların, kendilerine göre en uygun şekilde ve yaşadıkları hayat tarzına en hassas şekilde ayarlanmış korunma yolları mevcuttur.
Bütün bunlara rağmen, tabiî düşmanlarının elinden kurtulan kurbağa, sırlarını bilen İnsanoğlunun elinden kurtulamaz. Ancak İşe yaramamaları dolayısıyla yukarıda adı geçen ilk altı nevi kurbağa insanın elinden doğrudan doğruya bir zarar görmez. Fakat son olarak zikrettiğimiz sularda yaşayan Ova Kurbağası ise İnsanlardan çektiğini asıl düşmanları olan yılanlardan bile çekmez. Çünkü bu tür Avrupada çok rağbet gören lezzetli bir yiyecek olduğu gibi, yurdumuzda da hamilelik testinde çok doğru neticeler verdiği için, laboratuvarlarda tecrübe hayvanı olarak kullanıldıklarından devamlı olarak yakalanırlar. Programsız bir şekilde, şuursuzca halk tarafından göllerden toplanıp ihrac edilen bu türün nesli günden güne azalmakta ve tükenmeye yüz tutmaktadır. Halbuki insanın işine yaramayan ve sadece tabiî düşmanları (yılan, balık ve kuşlar) tarafından yenilen diğer kurbağalar böyle bir yokolma teh-kesine maruz kalmadan yaratıcının kurmuş olduğu dengeli populasyonlar (hayvan toplulukları) halinde hayatlarını sürdürmektedırler.

Dr. Arif YILMAZ
(*) Sevk-i İlahî: Yaradıcı tarafından canlıların belli bir hedefe doğru sevkedilmesi