Ağustos 1988 · s. 287 · 2 dakikalık okuma
Kollektif Şuur

İstişare, iradenin realiteye tabi olmayı kabul etmesidir. Ferd, bu sayede, indi ve şahsi mülahazaların inhisarından kurtularak, kollektif şuur meşcereliğinde, “şecere-i tayyip” teşbihiyle anlatılan bir “kelime-i tayyip” haline gelir ve benliğinin karanlık dehlizlerinde düşüncesinin kameti iki bük tüm dururken, istişarenin maharetli eliyle düşünce şemasına perçinlenmiş ve ışığıyla gümüş suda altın renkli resimler çizen bir yıldız olur. Zaten, sahabinin gökteki yıldızlara benzetilmesinin bir hikmeti de zannederim budur.
İstişare, kelime olarak, andan bal almak demektir. Bal ise adeta şifanın muradifidir. Hayır, başka değil, istişare, ferdi ve içtimai dertlere ancak deva getirir. Buna en doğru şahit, bütünüyle tarihtir.
İstişare, mesuliyetin taksim e dilmesidir. Cemaat ve cemiyet mefkuresine ulaşmış ve aritmetik bir bütünün cüzlerinden çok, bir organizma bütününün cüzleri olabilmiş fert[er, hiç şüphesiz, yapılması gereken işe veya götürülmesi gereken hamuleye başkalarından daha ziyade omuz verir ve mesuliyeti başkalarından daha çok sahiplenirler. Bu neticeyi elde etmenin ve ferde bu merhaleyi kazandırmanın en müessir ve garantili yolu ise onu istişareye dâhil etmektir. Unutulmamalıdır ki, “mesuliyet nispetinde salahiyet” prensibinin pratiğe döküldüğü ilk aksiyon merhalesi istişaredir. Ve hem aksiyon adamının, istişare beklentisini gayet normal ve fıtri bir talep olarak değerlendirmek gerektir.
İstişare, şartlarına uygun ve ehil olanlarla yapılmalı ve daima kadronun çapı, mevzunun elastikiyet ve esnekliğiyle doğru orantılı tutulmalıdır. Bu denge muhafaza edildiği ölçüde, meclis bir “Şı2ra”, aksi durumda ise sadece bir “Furya” olur. Furya, lüzumsuz ve kum kalabalık, demektir ki hiç faydası görülmemiştir.
İstişare, vahiyle müeyyed bir Nebi’ye (as.) Kur’an-ın bir emri ve o Nebi’nin dilinde doğruyu bulma ve hüsrana uğramamanın bir garantisi ve yine yerin üstünü altından daha hayırlı kılan üç şarttan biridir. Bu mana ve muhtevasıyla istişare, huzur, güven ve mutluluğun ta kendisidir.
İstişare, yabancı düşünce ve ideolojilerin tesirlerinden kurtularak, bütünleşip bir sözde karar kuma ve hem fikir hem de yaşama tarzı itibariyle istiklale kavuşmanın en güzel işareti ve en müjdeli beşaretidir. Fakat ne yazık ki, mesele, saadet devrinden sonra, bu ton ve ağırlık- ta bir daha ele alınıp gözden geçirilmiş ve zaruri bir sistem olarak hayata, devlet çapında olmak şartıyla tatbik edilmiş, değildir. İnancım odur ki, bu sır anlaşıldığında, şu anda cemiyet hayatında gözümüzü tırmalayan bir çok pürüz hal çaresi bulmuş olacak ve insanımız belki bu güne kadar bir defadan başka tatmadığı istikla7in hazzını işte o zaman tadacaktır.
İstişare, bir irfan örneğidir. İrfan, kişinin kendini bilmesidir. Bu ise, grupta edilmesi caiz, büyük bir hazine ve tükenmeyen tek servettir...
Şemseddin Nuri