Ocak 1995 · s. 27 · 4 dakikalık okuma
Kökler


Ziya Aydın
Farkında olmadan bastığımız toprağın altında neler olup bittiğini hiç düşündünüz mü? Pek çoğumuz köklerin toprak altında oluşturduğu yapıları yakından izleme imkânına sahip olmamışızdır. Evet, kökler toprağı hiç boş yer bırakmamacasına bir ağ gibi örer. Bitkileri besleyen bu yapı, herhangi bir darbeden etkilenmemesi için toprak altında korunmaktadır. Diğer yandan kökler, bitkilerin ihtiyacı olan hammaddeyi toprağın derinliklerinden toplar, bazı bitki kökleri de insanlar için besin kaynağını oluşturur.
Bitki kökleri topraktan su ve besin almada birbirleriyle adeta bir yarış içerisindedirler. Meselâ, suyun az bulunduğu bir yerde delice otu, köklerinin çok süratli büyümeleri sebebiyle aynı yerde yaşayan sinir otunun yeterince su almasını engeller. Buna benzer bir başka misal de toprağın altında sık ve geniş bir kök ağı kuran eğri tırmık otu ile ilgilidir. Bu bitki sık ve geniş kök ağı sayesinde etrafındaki su ve besinleri kendisine çeker. Kökler sadece ait oldukları bitkiye değil aynı zamanda toprak altında yaşayan köstebek, böcek, solucan ve bakterilere, hatta mantarlara bile su ve besin kaynağı teşkil ederler.

BÜYÜME VE MUAZZAM GÜÇ
Toprak altı kök dünyasında hayat, gerçekten çetin geçmektedir. Kökleşme hareketleri çimlenmeyle başlar. Toprağa ekilen bir tohum çimlenirken ilk olarak birincil kökü (Radikula) ortaya çıkar. Bu kök zamanla aşağıya doğru büyüyerek ana kök halini alır ve fideyi yere bağlar. Bu bağlama hareketi göründüğü kadar kolay olmaz. Genç ve nazik kökler sert toprağı delip geçmek için santimetrekareye yaklaşık 5,6 kg’lık bir basınç uygular. Bu basınç ancak ilk yarım metreye kadar tesirli olabilir. Derinlere indikçe toprağın sertliği arttığından kök, basıncını iki katına çıkarır. Bu, bir filin sirkte tek ayak üzerinde dururken zemine uyguladığı müthiş basınçla kıyas edilebilir.
Yerfıstığı hızlı kök salma şampiyonudur ve santimetrekareye 25 kg’dan fazla bir basınç uygulayabilir. Diğer taraftan yumuşak ve ince pamuk bitkisinin kökü ise santimetrekareye 10 kg’lık bir basıncı uygulayabilir. Görünüşte ince ve narin olan bu köklerin, bu derece yüksek basınç uygulayabilmesi mümkün müdür diye merak edilebilir. Araştırmacılar ‘mümkündür’ diyor. Kök uçları yüksük şeklinde, koruyucu miğfer denilen kök şapkası (Calyptra) ile örtülüdür. Bu şapka sert ve kalın olan özel bir dokudan yapılmıştır. Zaten bu özelliğinden dolayı da toprağa başını ilk sokan budur. Kök şapkasındaki hücreler, devamlı olarak bölünür ve kâfi miktarda su ile dolarlar. Yarım milimetre kalınlığa sahip olan kök şapkasındaki hücreler salgıladıkları asitle toprağı kolayca deler geçer. Açtığı yoldan kolayca kayıp gidebilmesi için de kaygan bir sıvı akıtır. Buradan anlaşılıyor ki, kök şapkası sadece koruyuculukla kalmıyor, aynı zamanda sevk ve idare vazifesini de yerine getiriyor.

Peki bu incecik organlardan nasıl oluyor da bitkilere gıda taşıyan, dallı budaklı ve kuvvetli taşıyıcılar meydana geliyor? Kök gelişiminin devamında su ve gıda taşıyan damarlar, genç kökün ortasında yer alır. Bu damarların etrafında hemen içe doğru sert ve sağlam odun doku (ksilem), dışa doğru da koruyucu soymuk dokusu(floem) nun bulunduğu bir doku tabakası tanzim edilir. Su ve mineralleri taşıyan odun dokuda bulunan elemanların dizilişi yıldıza benzer. Gıda maddelerini taşıyan soymuk doku (floem) ise küçük gruplar halinde, odun dokunun çevresinde veya merkezinde yer alır.
Şiddetli su akıntısının bulunduğu yerlerde yetişen bitkilerin kökleri toprağa tutunmak için hem köklerini kalınlaştırırlar hem de toprağa uyguladığı basıncı artırırlar. Dolayısıyla bu bitkilerde kısa, kalın kök tipleri karakteristiktir. Halbuki su akıntısı olmayan yerlerdeki bitkilerin kökleri ince, uzun ve yumuşaktır. Bu da gösterir ki, Yaratıcı her bitkiye yaşadığı çevreye uygun kök sistemi oluşturacak genetik programı bitkilerin hücrelerine kodlamıştır.

Sağlıklı kök sisteminde ana, yan ve uç kökler bütün dallarıyla büyüyerek hayret verici uzunluklara kavuşur. Bir buğday bitkisinin kökleri uç uca eklendiğinde 30 km uzunluğa ulaşabilir. Ilgın ağacı ve küçük bir çalının kökleri yaklaşık 30 metre kadar derinliğe inebilir. Bu da hemen hemen uzun bir kızıl çam ağacının yüksekliğine eşittir.
Kökler gıdalarını, araştırmacıların “büyüme alanı” adını verdikleri geniş bir kök çevresinden toplarlar. Kök uçlarının topraktan aldıkları zengin hammaddeler, ağacın en son noktası olan yaprak uçlarına kadar ulaştırılır. Kök şapkasının hemen altında, mütemadiyen yeni yeni emici tüyler teşkil edilir. Bunlar su ve çeşitli mineralleri topraktan emerler. Bir kızıl çam ağacının güneşli bir yaz gününde 300 litre suya ihtiyacı vardır. Bu su, tamamen emici tüyler tarafından emilerek karşılanır.
KÖKLERDE İŞBİRLİĞİ
Kabuklu bit larvaları mısır bitkisinin köklerinde beslenirler. Mesela, bir zamanlar buğday biti larvaları Yeni Zelanda'nın bazı bölgelerinde mısır tarlalarının neredeyse yarısının köklerini temizlemişlerdi. Kökleri tahrip ederek beslenen Phytophthora cinnamoni türü bir mantar da Avustralya'nın dev Eukalyptus ormanlarını tamamen yok etmişti.
Baklagillerin kökleriyle bazı bakteri türleri arasında da devam edegelen ortaklık, ekolojik dengede hayatî öneme sahiptir. Bu bakteriler havadaki serbest azotu tespit ederek, bitkinin kullanabileceği şekle dönüştürürler. Mantarlar bunun karşılığında bitkiden bol enerjili karbonhidrat alırlar. Meşhur Mykorrhiza türü bir mantar yerin altında ağaç kökleriyle birlikte yaşar ve organik maddelerin parçalanmasında vazife yapar. Hatta kıymetli bir mantar türü olan Chanpignon da aynı şekilde tuz, nitrat ve fosfat içeren gıda maddelerini parçalayarak köklere ikram eder, teşekkür olarak da enerji yüklü gıdalarla taltif edilir.
Nasıl arslan veya leopar genelde zayıf, hasta ve yaşlı bir zebrayı seçerek avlıyorsa, bakteriler ve solucan gibi canlılar da benzer şekilde genellikle zayıf ve kopmaya yüz tutmuş kökleri kemirerek gıdalarını temin ederler. Demek ki her canlı gibi köklerin de hayatları sınırlıdır. 30 santimetre derinlikte bulunan köklerin yaklaşık sekiz ay kadar yaşadıkları ve derinlik arttıkça da bu sürenin kısaldığı tespit edilmiştir. Bir diğer husus da köklerin yapraklar gibi mevsimlere göre değişikliğe uğramalarıdır. Mayıs ayında bitkiler yeşillenmeye başladıkları vakit, aynı anda yeni yeni pek çok kök yaratılır. Ekim ayında da bitkilerin neşvünema bulması durduğunda, köklerin rengi değişmekte, beyazdan kahverengiye dönmektedir. Ana ve yumru kök müstesna diğer kökler ölür; çünkü ana ve yumru köklerde kış boyu yetecek miktarda muazzam besin kaynağı vardır.