Şubat 1985 · s. 12 · 4 dakikalık okuma
Kızılötesi Dedektör

Amerika'nın Kaliforniya Eyaletinde bir banka soygununa şahit oluyoruz. Soyguncular veznede mevcut paraları aldıktan sonra kaçıyorlar. Yarım saat sonra polisler ve yanlarında birde ilim adamı geliyor. Polisler banka memurlarıyla konuşurken ilim adamı bazı aletler kuruyor ve çalıştırıyor.
Banka memurları bunların T.V. kamerası olduğunu sanmıştı önce. Birazdan hiçde böyle olmadığını anladılar. Çünkü ilim adamı yarım saat önce bankayı soyan haydutların resimlerini çektiğini söylüyor ve haydutların bankada nerede durduklarını soruyordu.
Anlattılar. İlim adamı bir süre çalıştıktan sonra çekmiş olduğu fotoğrafları banka memurlarına gösterdi. Siyah zeminin üzerinde beyaz bir silüet vardı. Tıpkı soygunculara benziyordu. Ve fotoğrafa bakan polisler bir müddet sonra soyguncuları yakalamışlardı. İlim adamı ise:
"— Bu bilgiyi çukurlu çıngıraklı yılanlara borçluyuz" diyordu.
Gerçekten de çukurlu çıngıraklı yılanlardan faydalanılarak bu aletler yapılmıştı. Bunun aslı onlarda idi. İsmine "kızılötesi dedektör" deniyordu. Kanser teşhisinden füzelere, oradan enerji santrallerinin kurulacağı yerleri tespite ve haydutların yakalanmasına kadar; bir çok alanda bu aletlerden istifade ediliyor.
Çıngıraklı yılangiller familyası, 60'a yakın türü bulunan ve en korkunç yılan türlerini ihtiva eden bir familyadır. Bunlardan fer dö lans, boynuzlu çıngıraklı, Amerikan su mokaseni, bakırbaş, sessiz çıngıraklı, çukur çıngıraklıyı sayabiliriz.
Çukurlu çıngıraklılar kafalarının iki yanındaki girintiler dışında alelâde yılanlardır. Çoğu karada, bir kısmı ağaçlarda bazıları da suda yaşarlar. Renkleri kurşunimsi siyahtan zeytin rengine ve sarımsı kahverengiye kadar değişir. Üzerinde fazla belirli olmayan kahverengi çizgiler mevcuttur. Boyları 3.60 metre kadar olur. Sürüngenin cins ismi olan Lachesis eski Grek mitolojisinden alınmıştır. Lachesis insanların hayatını etkileyen üç kader tanrıçasından birinin ismidir. Bu isim, ilim adamının haşin bir kelime oyunudur.
Çünkü bu çıngıraklılar dünyanın en tehlikeli yılanlarından biridir.
Çok çeşitli besinleri vardır: Tavşan, misk faresi, ördekler, balıklar, kurbağalar, diğer yılanlar, kuş yumurtaları v.s.
Başlarında "altıncı duyu" diye tanımlanan ve çukurlu çıngıraklı denmesine sebep olan bir çukur bulunur. Çukur kafanın iki yanında, gözlerle burun delikleri arasındadır. Her çukurun eni 3 mm derinliğimde 6 mm kadardır. Çukurun dibine doğru ince gergin bir zar ve ısı alıcıları vardır. Bu zarın her mm2 sinde 500 - 1500 alıcı mevcuttur. Bu alıcılar o kadar hassastır ki, bir santigrat derecesindeki 0,002 ° kadar ufak bir değişikliği bile farkeder ve çevreden bir santigrat derecesinden 0,1° kadar daha sıcak ya da soğuk cisimleri bulmasını sağlarlar. Bunu daha anlaşılır bir şekilde açıklayacak olursak: Bir çukurlu çıngıraklı, başından 30 santim ötedeki bir insan elinin sıcaklığını hissedebilir. Alıcıların bulunduğu zar, gözün ağ tabakasına benzetilebilir. Çukurun sarkık dudağı içeriye bir ısı gölgesi düşürür. Böylece yılan yönü farkeder. İki çukurun görüş alanları üst üste geldiği için stereoskopik görüşe e-şit bir durum ortaya çıkar, yani bir nevi telemetre meydana gelir. Gündüzün ava çıkan bir çukurlu çıngıraklının üstün tarafı, sıcakkanlı bir hayvanın izini, o gözden kaybolduktan sonra bile alçak bitkilerin a-rasından izlemeyi başarmasıdır. Tabii bunu koku duygusuyla da aynı ustalıkla yapabilir. Yüz çukurları, gece avında daha önem kazanır. Kurban kokuyla izlenir, yüz çukurları da son darbenin indirilmesi işini yönetir. Başlangıçta, bu çukurların, koku duyusuna yardımcı olduğu ya da bir işitme organı vazifesi yaptığı sanılmıştı. Yılanların kulağı yoktur. İleri sürülen diğer bir fikre göre de bunlar alçak frekanslı hava titreşimlerini alan organlar olabilirlerdi. Sonra ancak 1892'de çukurlu çıngıraklılardan birinin yakılmış bir kibritle ilgilendiği anlaşıldı. Ardından pitonların dudaklarında ısıya karşı çukurlar olduğu ortaya çıktı. Çukurlu çıngıraklılar üzerinde ilk deneyler 1938'de yapıldı ve çukurların ısı izleyicileri olduğu kesinlikle öğrenildi. Daha sonraki incelemeler ise bu çukurların ne kadar nazik ve duyarlı olduğunu gösterdi.
Hayvanlara verilen bu ve buna benzer eşsiz cihazat, kendilerini korumak, rızıklarını temin etmek, nesillerinin devamını sağlamak içindir. İnsan da kendine verilen âli hislerini, beyin ve kalb fakültelerini yerinde kullanıp, sineklerin başındaki diyapazonu kopye ederek şoka karşı bir ciroskop, yarasaya bakıp radar, kuşlara bakıp uçak, balıklara bakıp denizaltı yapmayı ve çukurlu çıngıraklı yılana bakıp bir saat önce ayrılmış insanın (veya başka bir cismin) fotoğrafını çekecek alet icat etmeyi başarmıştır.
Bir ilim adamı "Tabiattaki nizam çalışmanıza örnek olsun" derken Asrın büyük düşünürü tabiattaki nizamın, nâzımına şehadet ettiğini söyleyerek:
"İnsan ve hayvanattan hiçbirisi yoktur ki; cisminde gayet muntazam saatler gibi işleyen ve işlettirilen dâhili ve hârici âzalarıyla ve bedeninde gayet ince bir nizam ve gayet hassas bir mizan ve gayet mühim faideler ile yerleştirilen âlât ve duygularıyla ve cesedinde, gayet san'atlı bir yapılış ve gayet hikmetli bir tefriş ve gayet dikkatli bir muvazene içinde konulan cihazat-ı bedeniyesiyle, O'nun vücuduna ve sıfatlarının tahakkukuna şehadet etmesin. Çünkü, bu kadar basirane nazik san'at ve şuurkârane ince hikmet ve müdebbirâne tam muvazeneye, elbette kör ve şuursuz tabiat ve serseri tesadüf karışamazlar ve onların işi olamaz ve mümkün değildir." diyor ve bize resmin, ressama; nakışın, nakkaşa, kâinatın, Allah'a delil olduğunu söyleyerek, gerçeğe davet ettiğini görüyoruz.
Âdem Arıkanlı