Ağustos 1998 · s. 322 · 3 dakikalık okuma
Kıştan Bahara

Bir mevsim yaşadık. Zemheri soğuğu kar serpintisi, ayaz ,tipi dolu ile çileli bir mevsim.. zorluklar gerçi bizi pişirdi, olgunlaştırdı, ama çile ve ızdırap izleri hala ruhumuzda derin çizgiler şeklinde varlığını hissettirmekte… Hücumun en amansızını gördük.Bağnazlığın en katmerlisini yaşadık. Salyası akanların seslerini en yüksek tonda işittik... Zehirli usareler sunanların ok gibi, sineye saplanan iğnelerini bağrımızda hissettik, ruhumuzda duyduk ve inledik... Akrebin kıskacını, en çetin daha kuvvetli sıkan ve kıskıvrak hegemonyasını biz yaşadık. Bir kışın en çetin engellerini her an yolumuzda, ufkumuzda gördük, tattık, sîneye çektik.
Yol kesen nice eşkîyaların hem kırkharamiler misali soygununa muhatap olduk, hem de onların en galiz küfürlerini işittik ve irkildik... bize kervanlarla geldi. Yük yük üstümüze yıkıldı. Biz bu kaos harmanında en ağır ithamlara feci iftiralara, en korkunç zulümlere maruz kaldık. Yıldırımlar bizim üstümüzde kıvılcım çakan kırbacıyla binlerce kez şakladı. Gadre uğradık, çarmıha gerildik, masumiyetin zirvesindeyken bir cani gibi en keskin azap giyotini-ne boyun eğdirildik.
Kış, gecesiyle gündüzüyle bizi acı ve ızdırap kundağına sardı. Elimiz kolumuz bağlı, duygu düşüncelerimiz esir edilmek istendi. Fakat akıllarına gelmeyen bir şey vardı. Ele ayağa güz prangası geçerdi, boyna kuş zinciri dolanır ve zemheri tasması takılırdı da ruha kement atılamazdı. İman ve inanç turnasının boynuna kölelik ipi geçirilemezdi. Vicdan üveyiğinin kanadına esirlik kırbacı indirilemezdi. Zalim avcılar belki bütün maddi zenginlikleri avlayabilir ve onları zulüm tüfeğiyle yerle bir edebilirdi de, kalbe nokta kadar zarar veremezdi. Gelecek baharın kaynağına, nevbahar çiçeklerinin öz cevherine, bahar soluğunun geldiği ve mayalandığı otağa, hiçbir hain darbe vuramazdı. Hürriyet göğünde yalnız başına, Hak ufkuna doğru kuğular gibi kanat çırpan bahar ulaklarına kimse gadredemezdi, bir zarar veremezdi. Tohumlar yakılamazdı, çekirdekler soldurulamazdı. Zira maneviydi. O metafizik ufukta, onların kaba saba silahları iş göremezdi. Belki bir ölüm rüzgârı estirirlerdi ve kışın en çetin belasını insanın başına sararlardı, ama kalbi ve ruhu öldüremezlerdi. Vicdanın hissedişlerini, ilhamlarını asla kimse sekteye uğratamazdı. Eşkıyalığın en amansızı bile ebed menziline giden insana engel olamaz ve onu kutsi yolundan geri döndüremezdi. İşte, kış mevsiminin zalim avcıları her türlü hile ve tuzağı mavera yolcularına uyguladılar. Onların maddi gücünü kırmak ve dış dünyadaki kuvvetini yok etmek için var gücüyle saldırdılar. Lâkin bahar nefesleri, mavera solukları ötelerden üflemeye durunca artik maddi kafesler, materyalist parmaklıklar erimeye yüz tuttu. Baharın ayak sesleri duyulmaya başlayınca, kış patronlarının etekleri tutuşmaya başladı. Tacı, tahtı bırakıp kaçmak geçti içlerinden. Ama buna da güçleri yoktu. Zira bahar gelirken her şeyi siler gibi gelmez. En koyu karanlıklarda bile bir diriliş filizi uyandırır. En kuytu yuvalarda hatta akrep kovuklarında bile bir meltem rüzgârı estirir. Bunun için kış bezirgânları “belki bize de düşer!” deyip kaçmaktan vazgeçtiler. Ettikleri zulümleri unuttular. “Belki bu zaferden kendilerine de bir rahmet ve kerem payı” ayrılır diye iyilik meleği olmaya durdular. Olsun, buna da şükür!. Yeter ki zulümleri dinsin bu karanlık yolcularının. Yeter ki yarın âh edecekleri ve vâh ile dizlerini dövecekleri bir menzilde daha fazla yol almasınlar. Kışın bağnazlığını devam ettirme katılığına yürekleri ermesin ki, yumuşama ve Hakk’a dönme kapıları biraz aralık bulunsun. Bizim dileğimiz her tarafta gül açsın, her gönülden sümbül kokulan etrafa burcu burcu rayiha salsın...Her sinede hak ve hakikatin, sevgi ye hoşgörünün bestesi duyulsun, her ruh sazında Kırık Mızrap’ın lâhuti soluğu tınlasın... Kıştan sonra baharın türküsü, her vicdandan, nota nota cihanın dört bir yönüne yayılsın. İnsanlığın acısı, gönül sızısı dinsin. Gülmeye gelsin bebeler cihana, ağlamaya değil. Tomurcuklar solmak için daldan yükselmesin, avuç avuç açmak için gülümsesin fidanlarda. Gençler büyümekten korkmasın, ihtiyarlamaktan ürkmesin. İhtiyarlar ölmekten ve dünyadan çekip gitmekten acı duymasın, kederlenmesin.. Her şeye ye her varlığa bahar gözüyle baksın her insan. Her şey, sevmeyi ve sevilmeyi tatsın dünyada. Herkesin merhamet kanadı, herkesin acz ye fakr başını okşasın. Cihân bir rahmet ve merhamet yurdu olsun. Bahar soluklu insanların serv ü revän gibi dolaştıkları bir ebed menzili hâline gelsin bütün cihan. Kıştan sonra özlenen bu. Güzden sonra gelmesi beklenen bu iklim. Ellerimiz göğe doğru kalkmış, avuçlarımız Arz’a doğru açılmış olarak, Yüce Rabbimizden artık rahmetini ve merhametini yağdırmasını bekliyor ve arzımızın cennet-âsâ bir bahara tebdil olmasını onun sonsuz güç ve kudretinden dileniyoruz...