Kasım 1995 · s. 443 · 5 dakikalık okuma
Kişiye Özel Kimlik:Ses

Uzun zaman görmediğiniz çok yakın bir arkadaşınız sizi telefonla aradığında, sesini tanır tanımaz onun hayali gözünüzün önünde canlanıverir. Yıllar, insanın fiziğini değiştirmiş olabilir, fakat sesi, bulûğ çağından sonra hemen hemen aynı kalır. Bir insanın kimlik tesbitinde parmak izi ne kadar önemliyse, sesi de o derece mühimdir. Bir avuç hava zerresi (atom), kendisi için tamamen yabancı olan bir ağza girdiğinde, adetâ hayat bulur ve kişinin lisanıyla, şivesiyle, aksanıyla ve herkesten farklı ses tonuyla renklenerek kulaklarımıza ulaşır.
Anne Karnında Ses Eğitimi
Yeni doğan bir bebeğin üzerinde annesinin sesi sakinleştirici etki yaptığı gibi, bebek için ayırt edici bir kimliktir de. Biberonla beslenen birkaç günlük bebeklere, beslenme sırasında, farklı zaman dilimlerinde kaydedilen bir kasetten annelerinin ve başka kadınların sesleri dinletilmiş; her bebek kendi annesinin sesine reaksiyon göstermiş, algılamıştır. Bu bakımdan bilim adamları, bebeklerin doğmadan üç ay önce anne karnında anne sesini duymaya başladıklarını ve aşina olduklarını kabul ediyorlar.
Şayet anne, yavrusuna daha bu dönemde dua, Kuran, ilâhi, ninni gibi güzel şeyler okumaya başlarsa, doğumdan sonra, yavrunun annesinin sesini tanıdığını fark edecektir. Çünkü, bu safhada yaratılışı tamamlanmak üzere olan, gelişen beyin aktif haldedir ve dıştan gelen sesleri alır, kaydeder. Bilim adamları araştırmaları neticesinde şu tesbitte bulunmuşlardır: “Her ne kadar maymun gibi memeli hayvanlarda da sesi tanıma kabiliyeti varsa da, insanı bunlardan ayıran ve üstünlük kazandıran tek özellik sesle başlayan yavru ve ebeveyn arasındaki ilgi, ilişki ve yakınlığın ömür boyu sürüp gitmesidir. Memeli hayvanlarda bu hususiyete rastlanmamakta, yavru bir süre sonra anne-babadan ayrı yaşayıp, ilgiyi kesebilmektedir.”
Sesimiz Nasıl Meydana Geliyor?
Sesimizin nasıl meydana geldiğini anlayabilmemiz için, vücudumuzun sesle ilgili anatomisini bilmemiz gerek. Sesin meydana gelmesinde vazife alan başlıca organlarımız dil, diyafram, göğüs kafesi, nefes borusu, ağız ve boğaz boşluğu, gırtlak kemiği, gırtlak kapağı, sinüs ve burun boşluğu, küçük dil, ses ayar kıkırdağı ve ses telleridir. Bu müthiş mekanizmayı harekete geçiren hayatî hammadde ise atomlardır. Siren sesiyle lokomotif gürültüsünü ayırt eden bu atmosfer dolusu atomlar böyle bir vazife için mükemmel bir namzet olarak yaratılmışlardır. Her an, her saat, her gün aynı işi tekrar ederler ve ne masraf çıkarırlar, ne yıpranırlar, ne de kayıtları birbirine karıştırırlar.
Bu hava zerreleri önce vücudumuzun milyarlarca hücresine yakıt tutuşturucu molekülleri taşır. Sonra da, işini tamamlamış ve vücut içinde tehlikeli olan atıkları geri götürürken ses telleri, gırtlak, burun-boğaz boşluğu, dil, dudak, vs. gibi ses mekanizmasını harekete geçirir. Kısacası, egzoz dumanından bedava üretilen bu “çöp enerjisi”, yaratılacak kelimelerin, birbirinden güzel seslerin, şiirlerin ve şarkıların hammaddesidir. Bu koordineli ve plânlı faaliyet sonucunda, her insana mahsus olarak yaratılan ses doğar. Kişiye özel olması hasebiyle “Dahili Sima” adı veriliyor. İnsanı hayvandan ayıran en belirgin özellik de, insana has sınırsız düşünce ve duyguların ses enerjisiyle sembolleşip, lisan ile söz ve yazıya aktarılmasıdır. Hayvanlarda bunu göremezsiniz. Sesbilim uzmanı Heinz Fiukowski buna ek olarak şöyle demektedir: “Sesle anlaşan bütün hayvanlar gibi, maymunların da iletişim vasıtası sestir. Ancak, maymunlarda küçük dil ile boğaz duvarı arasındaki mesafe çok fazla olduğundan, hiçbir harfin sesini mümkün değil tam çıkaramazlar.”
Ses mekanizmasının kalbi sayılan ses tellerinden de söz edelim: Kimi zaman bu kâinatı yaratan Zat’ı zikreden, kimi zaman ise inkâra sapmakla insanı diğer canlılar nazarında acınacak hale düşüren bu ses telleri, beynimizde şekillenen düşüncenin kelimelere döküldüğü yerdir. Dileriz akıl hep hakikati görsün, ses telleriyle birlikte kalpler de titresin ve dudaklardan, bütün kâinata yayılacak mübarek sözler dökülsün! Ses telleri erkeklerde saniyede ortalama 120, kadınlarda 220 defa titreşir. Bu da kadın sesinin ince, erkek sesinin ise kalın olmasını sağlar. Nefes borusundan gelen hava akımı ile ses telleri, telli sazın mızrapla titreşmesi gibi titreşir. Ses tellerinin esnek doku ve kas sistemi yeni bir hava akımı gelinceye kadar bu bölgenin kapanmasını sağlar.
Ses
- Kişilik ilişkisi
Uzmanlar, seste her kişinin kendine mahsus sabit özellikleri ile heyecana bağlı değişken özelliklerin birbirinden ayırt edilebildiğini belirtiyorlar. Normal konuşmada her insanın tabii bir ses tonu vardır. Normal konuşurken ses tonu değişken olanlar, monoton konuşanlara göre daha canlı, emin ve dışa dönük bir şahsiyet izlenimi verirler. Konuşan insanın mimikleri ses tonuna göre şekil alır. Monoton sesli insanların konuşmaları donuktur, etkili olamaz. Bu bakımdan ses, bilhassa fikir adamları için ya önemli bir sermaye veya engeldir.
Heyecanlar, öncelikle nefes alıp vermeye tesir eder. Korku, nefret, öfke, sevinç ve şaşkınlık hallerinde insanın boğazı düğümlenir, ses dalgalanır. Bu sebeple heyecan hallerinde seste ton değişikliği görülür. Çünkü, sesin titreştiği hacimler daralır, ses telleri gerilir ve ses kısılma noktasına gelir. Sesbilimcilerine göre, genel olarak korku, öfke, nefret ve şaşkınlık hallerinde sesin frekansı yükselir. Buna karşılık keyifli, huzurlu ve sakin olduğunda ses tellerinde gevşeme görülür. Sesin titreştiği hacimler genişler ve ses kalınlaşır.
Mükemmel Telaffuz İçin Pratik Yol
Sesbilim uzmanı Klaus Scherer’e göre, stresli insanlar “A” ve “O” seslerini çıkararak nefes verme talimi yaparlarsa, bir süre sonra streslerinin hafiflediğini göreceklerdir. Çünkü, teneffüs edilen havanın miktarı hem heyecan halini hem de sesi etkiler. Buna bağlı olarak şu da söylenebilir: Ayaklarının dış kenarları ile yere basarak ayakta duran bir kimse, normal ayakları üzerinde durandan daha az bir havayı teneffüs eder. Aynı şekilde omuzlarını geri çekerek, dimdik duran bir kimse, soluduğu havanın miktarını ve bununla beraber sesin titreştiği hava hacmini küçültür ve iktisatlı kullanmayı sağlar. Bundan dolayı konuşmacılar ve özellikle tiyatrocular, karın solunumu egzersizi yaparlar. Yani, karın ve göğüs boşluğunu birbirinden ayıran diyaframa baskı yapılarak, göğüs boşluğu genişletilir. Böylece akciğerlerde daha çok hava depolanır. Eğer ses, gerçekten her iki yoldan, yani aynı anda hem ağız hem de burun yoluyla gelirse, telaffuz mükemmel olur.

İki Kanallı Ses
Karşınızdaki insan sizi, kendinizden farklı duyar. Çünkü, sesimiz sadece havada değil, aynı zamanda kemiklerin ve dokuların içinde de yayılır. Bundan dolayı, konuşan kişi, kendi sesini dışarıdan içeriye doğru iki kanallı ses sisteminde duyar. Ses ahengiyle beraber kelimelerin telaffuzu, bir sesin tanınmasında önemli rol oynar. Bu da demektir ki dilimiz, sesle lisan arasında köprü vazifesini görür. İnsan hoş bir sesi nasıl zevkle dinlerse, monoton, kulak tırmalayıcı veya iniltili ses de insanı rahatsız eder, iletişimi koparır.
Ses Yalan Söylemez!
Bir insanın heyecanı, sözlerinden veya mimiklerinden çok daha açık bir şekilde sesinden belli olur. K. Scherer’in araştırmasına göre, sözleri ve mimikleri yapmacık olan, yalan söyleyen kimsenin yalanı, onun ses tonundan hemen anlaşılır. Bu konuda uzman olanlar, bir insanın ifadesindeki samimiyeti ve inandırıcılığı, onun ses tonundan yakalayabilir. Çünkü, sesimiz, sadece fizikî bir hâdise değil, aynı zamanda ruhumuzla da bağlanlantılı, ruh halimizi dışa yansıtan bir vasıtadır... Ruh motoru olmadan, beden kalıbı hareket edemez.
Son söz olarak diyoruz ki, konuşmanın doğmasına vesile olan sesimiz, bizim birer kimliğimiz, bir nevi ses kartımızdır. Bunun en önemli yönü de, sözlerimiz, mimiklerimiz ve ses tonumuzun birlik ve ahenk içinde olması, birinin ifade ettiği manayı, bir diğerinin yalanlamamasıdır.