Sızıntı Arşivi

Ocak 1980 · s. 23 · 4 dakikalık okuma

Kirlettiğimiz Dünyamız

Muvaffak Ayvaz · Dr. Müh. · Ekoloji

Tekniğin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi, pek çok problemleri de beraberinde getirdi. Günümüz insanı, şimdi bu beklenmedik kötü neticeleri ortadan kaldırmak için Uğraşıyor. Fakat bu kötüye gidişin önünü almak ve zararı hafifletebilmek dahi şu durumda başarı olarak görülüyor.

Enerji ve hammadde “bunalımı”:

Her türlü “heves”i tatmin eden, lüksü ve israfı “mubah” sayan 20. asır medeniyeti, neticesi “karlı” olduktan sonra her türlü yatırıma müsaade etti, teşvikçisi oldu. Böylece “zaruri olmayan” maddeler parlak reklâmlarla cazip hale getirildi; görenek ve tiryakilikle zaruri ihtiyaçlar sırasına girdi. Bu şekilde tüketim körüklenince, artan talebe müvazi olarak arz’ı artırabilmek için “üretim”de fazlalaştı. Fakat bu nereye kadar gidebilir? Dünyamızdaki hammadde kaynaklarının sınırlı olduğunu, yani sonsuz olmadığını hepimiz biliyoruz. Hammadde, azaldıkça pahalılaşacaktır. Bu da maliyetin yükselmesiyle fiyatları artıracağından “tüketimi” fazla olanların sıkıntısı da gittikçe büyüyecektir.

Ayrıca “üretim girdi”lerinden ikincisi olan enerji de yine, artan istihsalin ihtiyaç duyduğu nispette artmamış ve hepimizin malumu enerji buhranı kapımızı çalmıştır. Yeni ve “yenilenebilir” (alternatif) enerji kaynakları aramaya çıkılmıştır. Bu yeni enerji kaynakları kömür, petrol, tabi gaz gibi alışılmış (konvansiyonel) fosil yakıtlara nazaran daha büyük bir potansiyel oluşturmaktadırlar. (Güneş enerjisi, jeotermal enerji, rüzgâr enerjisi, med-cezir “gelgit” enerjisi, okyanus enerjisi). Fakat kullanılabilir hale getirilmeleri, büyük sabit yatırım giderleri dolayısıyla masraflı olduğundan henüz rekabet edecek seviyede değildirler. Kurtarıcı gözüyle bakılan nükleer güç “atom enerjisi” ise (maliyetinin yüksekliği ve bertaraf edilmesi güç zararlı artıklarından kat’ı nazar) yalnızca elektrik enerjisi istihsalinde kullanılmakta olup 1970 rakamlarına göre elektrik enerjisi toplam enerji istihlakinin ancak % 25’ini teşkil etmektedir. Buna göre bu da sadre şifa verir çözüm getirmekten uzaktır.

Enerji maliyetinin artışı, şüphesiz sıcak ve soğuğa karşı tecridi iyi olmayan yerleri ısıtma ve soğutmada, çok yakıt harcayan büyük arabalarda ve diğer yerlerde enerjiyi büyük bir israfla “tüketenler” için çok mühimdir. Enerji ve hammaddenin çok pahalılandığı, parası verilse dahi belki de bulunamayacağı bir devirde bu sıkıntıdan en az zarar görenler “iktisadı kendine rehber edinenler” olacaktır.

“Çevre” kirlenmesi:

“Sanayileşme” ve hızlı “kentleşme”nin getirdiği problemlerin en büyüklerinden biri “çevre” kirlenmesidir. Bu mevzu; havanın, suyun ve toprağın kirletilmesi diye sınıflandırılabilir.

Havanın kirletilmesi: Sınaî işletmelerdeki, evlerdeki ve motorlu araçlardaki enerji sağlayıcı “yanma” hadiselerinde açığa çıkan gazlar havamızı o kadar kirletmiştir ki, bazı şehirlerin havası teneffüs edilemez hale gelmiştir. Hayatı bize veren Zat, yeryüzünde hayatın devamı için de birçok büyük unsurlara vazifeler yüklemiştir. Mesela havamızın pek çok vazifesi yanında hayat yaratılalı beri canlıların teneffüsüne uygun karışım nispeti muhafaza ettirilmiştir. Yeryüzünü kaplayan bütün bitkiler, hayvan ve insanların nefesle verdikleri ve bütün yanma hadiselerinde açığa çıkan karbondioksit adı verilen boğucu maddenin havadaki nispeti onbinde ancak birkaç olmasına rağmen eğer bu nispet biraz artsa teneffüs imkânsızlaşır bütün canlılar ölür. “Yakıcı” madde oksijenin azalması halinde de ayni sonuç ortaya çıkar. Bu hassas mizanın korunmasında havanın tarağı ormanlara ve bütün yeşil bitkilere büyük vazifeler düşmektedir. Bir istihale (dönüştürme) makinesi şeklinde çalışıp havanın zehirini panzehire çeviren bu “yeşil fabrikaların’ temizleme gücünün fevkinde hava kirletilince bazı sanayi şehirleri “zehirli sis” ile kaplanmıştır. 1948de Donorada böyle bir sis- teki kükürt dioksitin havadaki su buharı ile birleşmesi neticesi metalleri dahi eritebilen sülfürik asit meydana gelmişti. Şehir nüfusunun ü hastalandı. Nefes darlığı, bulantı, ishal, öksürük ve boğaz ağrısı şikâyetleri ön planda idi, Solunum ve kalb hastalıkları sebebiyle 20 kişi öldü. 1952 de Londra’da yine böyle bir zehirli sisten zatürree, bronşit ve kalp hastalıkları sebebiyle 4000 kişi hayatını kaybetti. Bu neticeler hemen görünen cinstendir. Yavaş yavaş zehirlenerek ölen ve solunum sistemi hastalıklarına tutulan diğer insanların sayısını kimse bilmemektedir. Ege üniversitesinde yapılan bir araştırmada Bornova Nif Dağı vegetasyonu (1) üzerinde, çevre fabrika baca gazlarının meydana getirebileceği morfolojik, anatomik ve ultra strüktürel değişiklikler incelenmiş ve netice olarak baca gazlarının etkisinde olan bitkilerde kükürt dioksit ile kurşunun ve tozla yeşil renkte bir azalma, fotosentez kapasitesinde azalma, olea meyvelerinin küçük, sert fakat olgunluğa daha çabuk vardığı ve bitkilerinin büyümelerinin yavaşladığı tespit edilmiştir (2). Bir başka araştırıcıya göre Batı Anadolu’da endemik (3) bitkilerden bazıları düzenlenen botanik incelemelerde bulunamamıştır. (4) Türkiye’de bulunan çok sayıda endemik türlerin belirli dar alanlarda yetişebildikleri göz önüne alınırsa bunların ortadan kalkması Dünyada sayılarının tükenmesi demektir.

Bunlar, hava kirliliğinin umumi manadaki zararlarıdır. Havayı kirleten unsurlardan karbondioksit, karbon monoksit, azot dioksit, ozon ve diğerlerinin teker teker sebep oldukları zararları anlatma ayrı birer makale konusudur.

Dr. Müh. Muvaffak Ayvaz

(1) Bir ülkenin bitki türlerinin bütününe o ülkenin Florası, küçük bir yerin bitki örtüsüne de vegetasyon denir.

(2) B.Cireli: Endüstriyel baca gazlarının Nif Dağı Vegetasyonuna etkileri, Bitki, Haziran 1975.

(3) Bir bitki türü küçük bir alanda yayılış gösteriyorsa, dünyanın başka yerinde yetişmiyorsa buna endemik tür denir.

(4) Prof. Dr. Necmettin Zeybek, E.Ü. Eczacılık Fakültesi.