Temmuz 1989 · s. 31 · 3 dakikalık okuma
Kelimelerin Azizliği mi?

Safvet Senih
Bilim Teknik Dergisinin Nisan 1972 sayısının 23. sayfasında Kelimelerin Azizliği başlıklı yazıda şöyle deniliyor:
"Musa Peygamberin, dünya şaheserlerinden sayılan ve meşhur heykeltraş Michel Angelo (Mikelanj) tarafından yapılmış olan heykelinin başında iki küçük boynuz vardır. Çoğu kimselerin hayretine sebeb olan bu boynuzların Tevrat'a göre şimdiye kadar açıklaniş şekli şuydu:
Musa, Sina Dağından, inerek Allah'dan aldığı "On Emri" İsrail oğullarına getirirken başında iki Chorn, Chornus = Boynuz görünmüştü.
İsrail Devleti'nin kuruluşundan sonra bulunan bazı İbranice metinlerin incelenmesi yüzyıllardan beri bilinen Chornus—Boynuz kelimesinin aynı zamanda "hâle" (azizlerin başları üzerindeki ışık halkası) mânâsına da geldiğini ortaya çıkardı. Böylece Tevrattaki cümle mânâ kazanmış oluyordu. Ne yazık ki, Musa Peygamberin heykelindeki boynuzları artık kimse çıkaramayacak " (TIME'dan).
Buradaki "Corne" kelimesi Arapça'da birçok mânâlara gelmektedir.
Merhum Elmalılı, tefsirinde şöyle demektedir:
"Karn; boynuz, asır bir zamanda mütekarın olan cemaat mânâlarına geldiği gibi insanın tepesine ve bilhassa başının yanlarına, yani şakaklarına —ki, hayvanda boynuz yeridir— ve erkeklerin perçemine, kadınların zülüflerine, güneşin kursunun kenarına ve bir kavmin başında bulunan efendisine ilh... ıtlak olunur. Binaenaleyh Zülkarneyn lakâbının vech-i tesmiyesinde "karn"ın mânâlarından herbirine nazaran muhtelif mülahazalar mümkün olduğundan müteaddit kaviller söylenmiştir. En meşhuru Kur'ân'ın beyanından da anlaşılacağı vechile Arz'ın şark ve garbına sahip demek olmasıdır ki, lisanımızda cihangir tabir olunur. Hüseyin vâiz tefsirinde mezkur olduğu üzere zâhir ve bâtına sahip mânâsı da Kur'ân'ın mezâkına münasib vecihlerdendir. Buna da lisanımızda Zülcenâheyn denilir."
Cemil Meriç de Ümrandan Uygarlığa isimli eserinin 296. sayfasında şöyle diyor:
Matta İncil'inde: "Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Allah'ın melekutuna girmesinden daha kolaydır. " Mütercim, Yunanca Kamalos (deve) ile kamilos (halat) kelimelerini karıştırmış. Yani iğnenin deliğinden geçecek deve değil, halat.
Cemil Meriç'in bu tesbiti Kur'ân'daki "İşte onlara gök kapıları açılmayacak ve cemel iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremiyeceklerdir. " (Araf/ 40) âyetini hatırıma getirdi. Buradaki "cemel" kelimesi bazılarınca ki, ekseriyet "deve" olarak anlamıştır. Sey-yid Kutub ise bunun "halat" olduğunu söyler ve ifadenin akışına ve mânânın bütünlüğüne daha uygun olduğunu söyler. Çünkü, "iğne, iplik, halat" kelimeleri arasında tenasub vardır. "(Saçtığı) kıvılcım sanki sarı sarı halatlardır."
(Mürselat/33) âyetinde de "cimâletün sufr" ifadesi de böyledir. Yani "sarı develer" değil; "sarı halatlar" demektir. Burada da mânâ tenasübü vardır.
Seyyid Kutub, bu mevzuda şöyle diyor:
"Gölge yapmayan ve alevden de korumayan bir gölgeye gidin. O gölge kalın ağaçlar gibi kıvılcımlar saçar. Sanki (o kıvılcımlar) sarı, kalın bir iptir. (Kur'ân'da Kıyamet Sahneleri, 106).
İzahında diyor ki:
"Bir gölgeye gidin ki, üç dallıdır." Bu cehennem dumanının meydana getirdiği gölgedir. "Ne gölgelendirir, ne de alevden korur." Boğucu bir gölgedir. Gölge yoktur onda. Gölge denmesinin sebebi, "Yalanladığınız şeye gidin" sözündeki alay ve tehdidi artırmak içindir. Gözlerine dokunur dokunmaz birden kendilerini onun İçinde buluyorlar. Bir gölge ki, onda gölge yoktur. Gidin "o" —siz biliyorsunuz onu, ismini zikretmeye lüzum yok. "O kıvılcım saçar". Kalın ağaç gibi. Ah ne korkunç! Kıvılcım kalın sarı bir ipe benziyor. Kıvılcımı böyle bu ateşin ya kendisi? Elbette o, korkunç derecede büyüktür. Birinci teşbihe, ikinci bir teşbih daha katıyor. Bu da büyüklüğü te'kid ediyor.
"Sanki sarı bir halattır." Zihin bu korkunç şeyleri düşünürken hemen takri' ve tazir geliyor: "Yalanlıyanların vay haline o gün!" (Kur'ân'da Kıyamet Sahneleri, 109).
Mütercim Süleyman Ateş, dipnotta diyor ki:
"Bazı müfessirler 'kasr'ı saray; 'cimâle 'yi de 'dere, olarak tefsir ederler. Kur'ân tablolarındaki edebi âhenk, bunları kalın ağaca ve kalın ipe hamletmeyi zaruri kılmaktadır. Tutuşturulmuş ateşle kalın ağaçlar arasında bir âhenk vardır ki, o da yakıttır. Küçük kıvılcımın, ateşin yaktığı kalın ağaç hacminde olması ile kalın ip arasında şekil bakımından ve toplanan odunların iple sarılması bakımından bir âhenk vardır. Kur'ân tasvirinde daima "resim birliği mevcuddur. Cüzlerde uyum, külde uyum ve bunların hayalde uyandırdığı çağrışımlarda uyum. " (Kur'ân'da Kıyamet Sahneleri, s. 109).
İşin garibi "cemel" kelimesinin "kamelos" ve "kamilos" kelimeleriyle çok benzerliği vardır. Hatta hepsi de "aynı kökten" diyebiliriz. Sadece "c" harfi "k" olmuş. Zaten batı dillerinde çoğu zaman "c" harfi "k" gibi telaffuz edilmektedir.
Birçok araştırma pek çok dilde bazı kelimelerin aynı olduğunu ortaya koymuştur.