Nisan 1983 · s. 23 · 6 dakikalık okuma
Karıncalarda İdare Şekli
İbrahim R. Emiroğlu · Din Ve Ahlâk

Zoologlar, yaptıkları araştırmalarda karıncaların yeryüzünde 7000'den fazla türü (nev'i) olduğunu tesbit etmişlerdir. En küçük türün boyu 2 mm. en büyüğünkü ise takriben 1,5 cm'dir.
Bu küçücük yaratıkların öyle bir yaşayış tarzları, hal ve hareketleri vardır ki, insanı hayrette bırakır ve düşünmeye sevk eder.
Karıncalar, her türlü işlerini yapabilmeleri için kuvvetli bir alt çene ile techiz edilmiştir. Onlar bu ait çeneleriyle avlarını yakalar, toprakta ve ağaç gövdelerinde delikler açar, yiyecek taşır. Hatta yerine göre alt çenelerini testere gibi kullanırlar. Alt çenelerin yapısı, taşıyan türlerde kısa ve güçlü, tahta kemirenlerde keskin, yuvada bekçilik vazifesi verilen savaşçı karıncalarda ise, sivri ve düşmanın başını delebilecek şekildedir. Alt çenelerin geometrik yapısından günümüzde faydalanılarak bilhassa yüz ve baştaki yaralan dikmek için pensler yapılmıştır.
Karıncanın başının iki tarafına yerleştirilmiş olan bir çift anten adeta telsiz vazifesini görür. Antenlerin üzerleri hassas kıllarla örtülmüştür. Bu kıllardan bazıları tat alma, bazıları koku alma, bazıları da dokunma vazifesi görürler. Antenlerini birbirine dokundurmak suretiyle haberleşirler. Vücut temizliği birinci çift bacaklarıyla yapılır. Birinci çift bacaklar karıncaların adeta eli gibidir. Vücut temizliği yanısıra, yavru ve yumurtaların yerinin değiştirilmesinde, yuvaya hertürlü malzeme taşınmasında hep bu bacaklar kullanılır. Bu bacaklarda bir değişik hususiyette tarak bulunmasıdır. Karınca sık kıllardan meydana gelen tarakla antenlerini temizler. Temizlik sırasında arasında toz biriken tarakların temizliği ise alt çeneler vasıtasıyla yapılır. Fakat temizleme esnasında ağızda toz tanecikleri birikir. Karınca da bunu hususi keseciklerinde toplar, burada yoğurup toprak haline getirdikten sonra dışarı atar.
Bu küçücük yaratıklar, kainattaki diğer canlılarda olduğu gibi, tek başına değil de ayrı ayrı topluluklar halinde yaşarlar. Bu topluluk kendi arasında; kraliçeler, erkek ve dişi karıncalar, işçiler, yuvanın güvenliği ile vazifeli olanlar, yavruları besleyenler, kapı nöbetçileri, çöpçü ve hasta bakıcılar gibi içtimaî sınıflara ayrılırlar. Her içtimaî sınıf kendisine verilen vazifeyi itirazsız ve mükemmel olarak yapar. Vazife taksimi yaş durumu ile karıncanın cesametine göre farklılık gösterir.
Karıncaların kursakları besin maddelerine depo vazifesi görür. Besinler kursakta bozulmadan saklanabilir. Bu besinlerle karınca hem kendisini ve hem de dışarı çıkıp beslenemiyen karıncaları besler. Kursağı besinle dolu bir karınca, aç kalmış bir arkadaşına raslayınca, antenleriyle onun antenlerine dokunur. Ön ayaklarıyla aç karıncaya yaslanır ve kursağındaki besinin bir bölümünü arkadaşının ağzına boşaltır. Aç karınca ise kendisine verilen besinin bir kısmıyla kendisi beslenir. Geri kalan ise başka bir ihtiyaç sahibini doyurmak için saklanır. İşte bu iki canlı arasındaki besin alış verişine trofalazi denir.
İlim adamlarınca karıncaların böyle enterasan vak'alarını tesbit edebilmek için, çok çeşitli araştırmalar yapılmış olup, yeni vakalar tesbit edebilmek için de çalışmakta devam edilmektedir.
Yapılan bir araştırmada; mürekkeple renklendirilmiş şekerli sıvı içirilen karıncaların bu vaziyetini gören aç karıncaların onun etrafını sardıkları, antenlerini dokundurarak besin talebinde bulundukları, kursağı şekerli sıvı ile dolu karıncanın da onu beslediği müşahade edilmiştir.
Karınca topluluğunda her zaman kanunlara itaat, disiplin ve çalışma nizamı hâkimdir. Bu vasıflara en medenî toplumlarda bile raslamak oldukça zordur. Otoriteyi sağlamak kraliçenin görevidir. Yumurtalama vazifesi yapan kraliçe, aynı zamanda yuvanın hâkimidir. Yumurtlama işi başlamadan önce yuvada telaş başlar, dadı karıncalar kraliçe tarafından kendilerine teslim edilen yumurtaları tozlardan temizler, sıcak ve nemli özel odalara istif ederler. Ayrıca yumurtanın üzerinde sık raslanan yapışkan maddeyi tükrükleriyle temizlerler. Oda ısısını ayarlamak ve yeteri kadar havalandırmayı sağlamak da dadıların görevidir. Bu şartlar altında yumurtadan çıkan yavrular çok oburdur. Acıktıkları vakit alt çenelerinin çıkıntılarını birbirine sürterek ses çıkarırlar. Böylece kursaklarında besin maddesi taşıyan karıncaları haberdar ederler. Dadılar, güneşli havalarda larvaları dışarı çıkarır, herhangi bir yağmur vukuunda da hemen yuvaya taşırlar.
Karıncaların eğitim durumları ise daha da enterasandır. Kozadan çıkan genç işçilere önceleri yorucu olmayan kolay işler yaptırırlar. Yaşlı işçiler genç işçilerin tecrübesizce yaptıkları hataları hoşgörü ile karşılarlar. Büyük bir sabırla onların hatalarını gösterir, doğrusunu öğretirler. İhtiyar işçiler hem yuvada hem de dışarıda gençlerin hareketlerini takib eder. Gençler zor duruma düşünce hemen yardımlarına koşarlar. Genç işçilerin bazıları yuvalarını bulamaz, kaybolurlar. Bunları bulmak için arama ekipleri kurulur.
Dadıların en önemli vazifelerinden birisi de yavruların pupa dönemine geldikleri anda başlar. Pupa kendisini saran ince zardan ancak dadıların yardımıyla kurtulabilir. Koza yapan karınca türlerinde ise ergin böcek kendiliğinden kozayı delip çıkamaz. Yardımcı olunmazsa koza içersinde ölür kalır. Fakat tam bu zamanda dadılar onların İmdadına yetişir, kozadan çıkartır ve ölmekten kurtarırlar. Acaba dadı karıncalar ergin böceği kozadan kurtarmak için yardım etme zamanının geldiğini, yani pupalık devresinden kurtulup ergin hale geldiğini nasıl anlıyor ve hangi esrarlı işaretler, onlara bunu haber veriyor?..

Karıncalar yuvalarını nevilerine göre toprak altında, duvar çatlaklarında, ağaç kovukları gibi yerlere yaparlar. Kıyılmış odun talaşlarını tükrük bezlerinden çıkardıkları sıvı ile harç yaparak duvar örerler. Her karınca yuvasında kraliçe için süslü ve geniş bir oda, larva ve yumurtalar için kreşvari odalar, yiyecek depoları, işçilerin boş zamanlarında oturup dinlenecekleri geniş salonlar vardır. Yuvanın giriş kapısı hiçbir zaman ikiden az olmaz. Bunun yanında gizli kapılar da vardır. Ana giriş kapıları elverişsiz hava şartları ile geceleri kapatılır. Gizli kapılar umumiyetle kapalı tutulur. Tehlikeli durumlarda gizli kapılardan kraliçe yumurta ve larvalar kurtarılır. Gizli kapılar düşmanlar görmesin diye kamufle edilmiş, araziye uydurulmuştur. Kırmızı orman karıncaları yuvalarını genellikle çam ve ardıç ağaçlarına yaparlar.
Yuvanın giriş kapısını odun parçası ve toprak kümesiyle o kadar dikkat ve titizlikle örterler ki, tümsek üzerinde giriş deliğini arayan düşman karıncaları yuvayı bulamadıkları gibi ararken başları da döner.
Karıncalar yuvalarını iklim şartlarına göre değişik tarz ve özellikte inşa ederler. Soğuk bölgelerde güneş ısısından istifade etmek için yuva güneye ve doğuya bakacak şekilde inşa edilir. Böylece günün büyük bir kısmında güneş alan dam yuvayı sıcak tutar. Gerçektende yuvanın içindeki ısı dışardakinden her zaman 10 °C yüksek olur. Dağlarda yaşayan bazı türler de yuvalarını düz taş altlarına yapar. Taş güneş ısısını uzun müddet muhafaza eder ve ısıyı alta verdiğinden yuvayı sıcak tutar. Araştırmacılar Cezayir'de kum altında 1,5 m derinlikte karınca yuvalarına raslamışlardır. Bu da sıcak bölgedeki yuvaya örnektir.

Yuvaların temizliği hususi görevlendirilmiş temizlik işçilerine yaptırıldığı gibi, emniyeti de kapıda görevli bekçiler üstlenmişlerdir. Kapıdaki bekçiler cüsseli, iri ve yuvarlak başa sahiptirler. Alt çeneleri düşmanın başını uçurtmaya tek vuruşta antenlerini koparabilecek şekilde güçlüdür. Başlarını nöbet esnasında yuvanın ağzını örtecek şekilde tutarlar. İçerdeki bir karınca dışarı çıkmak isteyince antenleriyle nöbetçinin sırtına dokunur. Nöbetçi kokusundan çıkanın yabancı olmadığını anlar ve çıkış izni verir. Dışardan bir karınca yuvaya girmek isteyince işi biraz zordur. Çünki nöbetçi dışarıdakilerin kokusunu bilemez. Bu durumda dışardan gelen karınca aynen askerî karargâha girmek için nöbetçiye parola veren asker gibi, nöbetçinin alnına önceden kararlaştırılmış olan parola vuruşunu vurarak gizli işaretleşme yapar. Parolayı doğru alan nöbetçi de kapıyı açarak giriş izni verir. Eğer gelenler düşman karıncalar ise yuvaya hemen alarm verilir.
A.B.D. Minnesota Üniversitesinden Prof. Smith bir cins siyah karıncalar üzerinde uzun ve yorucu araştırmalar yaptı. Kış uykusuna yatan yetişkin karıncaların vücutlarında % 10 kadar gliserol buldu. Karıncaları yavaş yavaş ısıttı ve hareket ettirdiğinde gliserol azalıyor tamamen yok oluyordu. Aksine aynı karıncaları sıfırın altındaki soğuk derecelere tâbi tuttuğunda gliserolun ısı derecesine paralel olarak arttığını gördü. Güney sıcak bölgelerde yaşayan karıncalarda gliserol bulamadı. Onları güneyden alıp kuzeye daha soğuk yerlere götürdüğünde kuzeyli karıncalar gibi gliserol teşekkül ettiğini gördü.
Biyokimyacılar, karıncalardaki bu gliserol'u tahlil ettiklerinde hayrete düştüler. Çünkü bu madde bu gün soğuk havalarda otomobillerde kullanılan antifirizlerin çoğunun ana maddesi olan etil glikole çok benzeyen kimyevî bir maddedir.
Bütün bu misâller hayvanat âleminin bile başıboş, gayesiz yaratılmadığının, onun yaratıcısının, onu sıcağa ve soğuğa karşı nasıl koruduğunu bize gösteren birer numunedir. Araştırmalar arttıkça akıllara hayret veren ve insana kendi vazifesini hatırlatan ilmî hakikatler gün yüzüne çıkacak, O'nu kainatı bu kadar hikmetli ve muntazam yaratan Yüce Yaratıcının önünde saygıyla eğilmeye davet edecektir.
İbrahim R. Emiroğlu