Sızıntı Arşivi

Nisan 1986 · s. 93 · 3 dakikalık okuma

Kanunlar Çıkmazı

Arif Özer · Felsefe

Arif Özer

Kanun, değişmez bir kaide, kaçınılmazlık ve sarsılmaz bir gerçekçilik ifade eder. Günümüzde artık ilmi gelişmenin temelini oluşturup ve farkına bile varmadan hayatımızın kopmaz bir unsuru haline gelmiştir. Materyalistlerin dünyasında kanunlara başvurmadan en basit bir hadiseyi bile açıklamak mümkün değildir. Öyleyse kâinatta olup biten hadiseler kâinatın mahiyetini, manasını ve orijinini anlayabilmemiz için “Kanunlar nedir? Niçin vardırlar? Nasıl meydana gelmişlerdir?” gibi soruların cevabını bulmalıyız!..

Hadiselerin formulasyonu ve sentezi sonucunda kanunlar ortaya çıkarlar. Yani kanunlar tümevarımla doğarlar. Tümevarım ise sınırlı sayıdaki tecrübe sonuçlarının formüle edilmesi esasına dayanır. Bu tecrübeler ise hususi gayelerle yapılmış olabileceği gibi her gün müşahede ettiğimiz hadiseler de olabilirler. Havada serbest kalan her cismin yere düşmesinin bize bir Yer Çekimi Kanununun varlığını düşündürmesi, bunun çok basit bir misalidir.

Fakat dikkat ediniz! Sonuçta kanunu bulan ve buna yine kanun adını veren biziz. Yani kâinatta çeşitli hadiseler cereyan eder. Biz bunları açıklamak, aralarında bir münasebet kurmak ve bir bütünlük oluşturmak için, bunları bir arada aynı çatı altında topluyor ve buna bir isim veriyoruz: “................... Kanunu”.

Bunu şöyle açıklayalım: Her elma yere düştüğü için biz Yer Çekimi Kanunu vardır deriz. Dolayısıyla elmanın yere düşmesinin esas sebebini Yer Çekimi Kanunu ile açıklayamayız. Çünkü ona kanun dememizin sebebi her elmanın yere düşmesidir. (Bazı elmalar düşüyor, bazıları ise düşmüyor olsalar, böyle bir kanun olamazdı). Kanunun varlığını bilmemiz bir neticedir.

Eğer bir netice olan Yer Çekimi Kanunu tümdengelim ile sebep yerine koyup, elmanın düşmesini açıklamaya kalkarsak, bir fasit daire oluşur. Sonuçta ise hiçbirşey açıklamamış oluruz. Hadise tavuk-yumurta meselesine dönmüş olur.

Bir başka husus, kanuna kanun olabilmesi için verdiğimiz vasıflardır: Kanun değişmemeli (yani hep aynı neticeyi doğurmalı), her zaman ve her yerde geçerli olmalı ve kainatımızdaki bütün maddeler bu kanuna uymalıdırlar. Pekala, bütün bu unsurları kanun sağlayabilir mi? Biz kanunu bir sebep olarak, yani hadiseleri yapan olarak ele alırsak, onun bütün cisimler ve varlıklar üzerinde devamlı, mutlak bir tesir ve hakimiyete sahip olduğunu kabullenmemiz icab eder ve neticede her kanuna bir HAKİM sıfatını vermiş oluruz. Böylece karşımıza bütün kanunlarla birlikte sayısız hakimler çıkmaktadır. Bunu kabul etmek ise son derece muhaldir.

Bunun yerine kanunları yapan, onları idare eden ve devamlılıklarını koruyan bir HAKİM—İ MUTLAK’ ın olması gerekmez mi ve bunu öyle kabul etmek daha mantıklı bir düşünce değil midir? Çünkü neticede bir birlik vardır. Zaten öyle olmasaydı ilim diye birşey olamazdı. İlim ancak tutarsızlığın, dengesizliğin ve zıtlığın olmadığı yerde söz konusu olabilir.

Ancak bütün kanunların biraraya gelmesiyle şu içinde yaşadığımız ahenkli ve son derece uyumlu kâinat meydana gelebilir. Halbuki diğerlerine zıt, onları bozan bir tek kanunun olması bütün kainatın alt üst olmasına yeterdi.

Kanun yapan ve idare eden olmayacağı gibi esas sebeb de olamaz. Bunu izah etmek için bir misal verelim:

Büyük bir tablo üzerine bir trafik şeması çizdiğimizi düşünün. Üzerinde yollar, kavşaklar, trafik ışıkları, ağaçlar vs. olsun. Arkadan hususi mıknatıslarla mavi, kırmızı ve yeşil renklere boyadığımız demirden yapılmış oyuncak arabaları hareket ettirecek şekilde bir mekanizma kuralım. Tablonun arkasına geçip öndeki arabaları eşit hızlarla hareket ettirelim ve kavşaklarda yeşil arabalara her zaman öncelik tanıyalım.

Sonra bir arkadaşımızı çağırıp yaptığımız trafik tablosunu seyretmesini ve bize onun hakkında bilgi vermesini isteyelim.

Belli bir süre tabloyu seyreden arkadaşımız bize: ‘Tabloda bazı kanunlar geçerlidir. Yeşil arabalara kavşaklarda her zaman öncelik tanınıyor. Yani bir “Öncelik Kanunu” vardır. Ayrıca arabalar eşit hızlarla hareket ediyor, yani bir “Eşit Hızlar Kanunu vardır...” diyecektir.

Biz de arkadaşımıza dönüp, soralım: Buradaki arabalar “Eşit Hız Kanunu”ndan

dolayı mı eşit hızlarla hareket ediyorlar?... ve yeşil arabalara “Öncelik Tanıma Kanunu” ndan dolayı mı öncelik tanınıyor?.. Yoksa BİZ arkadan arabaları eşit hızlarla hareket ettirip, yeşil arabalara öncelik tanıdığımız için mi bunlar cereyan ediyorlar? Bu kanunları biz icat edip, biz tatbik edip ve kendi irademizle yaptığımızdan dolayı mı böyle oluyor? Elbette arkadaşımız bunları kanunlar değil, esasen BİZİM yaptığımızı söyleyecektir.

Öyleyse size soruyoruz: Ağaçtaki elma Yer Çekimi Kanunu’ndan dolayı mı yere düşüyor, yoksa kanunları koyan bir Hakim-i Mutlak bu kanunları kendi isteğiyle koyup, bunların devamını ve işlemesini sağladığından dolayı mı elma düşüyor?