Sızıntı Arşivi

Ekim 1991 · s. 389 · 5 dakikalık okuma

Kalbler Ateş Hattında

M. Karlıdağ · İnceleme

1950 yılından beri bilim adamları kalbin normal çalışma seyrini değiştiren ve kan damarlarında aksamalara yol açan sebeplerle daha sık ilgilendiler. Çünkü insan hayatında önemli yere sahip kalb ve ona bağlı damarlar tatminsizliklerle bunalım gören 20. asır insanını sık sık yolda bırakır hale geldi. Sanayi devrimi ve teknolojik ilerlemenin çalışma şartlarını ağırlaştırması yanında piyasaya bol ve çeşitli türde çıkan ürünler sahip olunması mecburi ihtiyaçlar halini aldı; borçlanmalar arttı. İçtimaî bünyede ortaya çıkan başıbozukluk ise sadece kudsî aile kurumuna değil bütün aile fertlerine de en ağır darbeyi vurdu. Modern yaşadığını, gönlünce eğlendiğini, hayatın tadını çıkardığını zanneden insanoğlu çok geçmeden bunun faturasını ödemeye başladı; vücudunda çeşitli hastalıkların prangasını hissetti; çoğu şeyin esiri oldu; ruhu fındık kabuğunu doldurmayan mes'elelerle sarsıldı; kalbi daraldı, kanı dondu. Neydi kalbini daraltan, kanını donduran, çeşitli kalb ve damar hastalıklarına sebep olan şey? Bilim adamlarının bu konudaki ortak görüşleri, kişide bu devrede artış gösteren aşın benlik, nefsaniyet, heyecan, stres ve tatminsizliktir. Cüsse itibariyle küçük, ama vazife ve ma'nâ plânında muhatablarının yüksek payeler verdiği kalb aslında, bir nevi güçlü emme-basma tulumbadır. Senede, her birisi 15 tonluk 240 tankeri doldurabilecek veya bir saat içerisinde kendi sahibini apartmanın 5. katına çıkarabilecek kadar muazzam bir kapasite ile çalışır. Çalışması öyle programlanmıştır ki, bu et parçası vücutta en kalınından bir kılın ancak 50'de biri inceliğe sahip bütün damarlara ihtiyacı olan kanı, ne fazla ne eksik, hassas bir ölçü içerisinde temin eder. Bu cismani varlığının dışında kalb hâlâ hayatın da en kuvvetli sembolüdür. Binlerce yıldan beri insan için hayatın ta kendisi; aşk, tutku, keder ve öfkenin merkezi; arzu, özlem ve cazibe menbaı; şeref ve gücün sembolü olmuştur. Önemine binaen bu payelerle süslenen kalb, "İnsan vücudunda bir et parçası vardır; o bozuk olduğunda bütün vücud bozuktur, o sağlam olduğunda ise bütün vücud sağlamdır; dikkat edin, işte o kalbtir." ve "Dikkat edin! Kalbler ancak Allah'ı (cc) anmakla itminana (huzura) erer." Duke Üniversitesi Tıp Merkezinden Redford Williams'a göre kalb ve damar hastalıkları biyolojisini etkileyen en önemli unsur strestir, yüksek seviyede bir stres kalb damarlarında ve kanın akışında anormalliklere sebep olmaktadır; hele bu hâlin sık tekrarı vücut kimyasında da önemli değişmeleri netice vermektedir. Aslında bütün mühendislik ve sanat dallarına ilham veren insan vücudu öyle bir sistemle teçhiz edilmiştir ki, stresler karşısında derhal adrenalin gibi yapıcı ifrazatlar salgılanarak zararlı reaksiyonlar kompanse edilmeye çalışılır. Yine, bu hârika sistem sayesinde, stresin ortaya koyduğu yoğun kas hareketlerine karşı, kalbin daha hızlı ve yüksek basınçta çalıştırılması temin edilerek kanın vücutta ihtiyaç hissedilen noktalara, bu kritik anda dahi, intikali sağlanır. Kortisol adı verilen bir diğer hormonun stres anında artış göstermesi ve bu hormonun vücut için tehlikeli gerilim halinin etkilerini arttırması başlangıçta pek hoş olmasa bile, böyle bir salgının, asıl tedavi edici, adrenalin hormonunun yeterince salgılanması için bir tahrik etkisi yaptığı hayrete şayan bir olaydır. Aşırı hassas tipler üzerinde biyolojik mekanizmada meydana gelen bu değişmeler kalb atışları, kan basıncı ve kaslarda kan akışı elektrokardiyogram (EKG)larla ve TV ekranlarından, belirli uyarılar verilmek suretiyle, gözlenmiş ve kortisolün aşırı hassas tiplerde daha çok görev üstlendiği tesbit edilmiştir; hatta bu devrede, erkeklerde testosteron ifrazatının Özellikle kalb zorlamasından devreye girmesi manidar görülmüştür.

Yıllardır hekimlerin, psikologların, biyologların ve hatta güçlü mekanizması ile mühendislerin ilgisini çekmiş olan kalb günümüzde madden ve manen yoğun tahrike maruz bir hedef halini almıştır. Ağırlaşan çevre ve çalışma şartları, fikir ve zikir alanındaki boşluk onu en ufak bir problem karşısında dahi dirençsiz kılmaktadır. Yalnızca egosunu geliştiren ve hep "ben" diyen günümüz insanı aslında kederleriyle de, sevinçleriyle de yalnızdır; kalbi zayıflamış kırılacak hâle gelmiştir. İster istemez şu mısralar hatıra gelir:

Kalbler ateş hattında,

Kalbler birer sırça,

Kalbler acı ile dolu,

Kalbler kol kanat olmuş.

Bu uzvunu âdeta artık" kolu-kanadı" kabul eden insanoğlu ne yazık ki, birkaç jimnastik ve biraz da rejimle onu koruyabileceğini zannetmektedir. Hâlbuki selim bir kalbe sahip olma hususunda hekimler ve ma'nâ mimarlarının ortak görüşleri daha farklıdır ve şöyle özetlenebilir:

- Başkalarını düzeltme hususundaki aşırı güvensizliğinizi azaltınız.

- Hiç bir şeyin ihtiraslısı (delisi) olmayınız.

- Kendisinden kaçılan değil müşfik, arkadaşça yaklaşan, samimiyet içerisinde doğru yolu gösteren bir kişi olunuz.

- Başkasının her hangi bir davranışını değerlendirirken kendinizi sık sık onun yerine koymasını öğreniniz.

- Sinirlerinizi kontrol etmenin bir yolunu mutlaka bulunuz; hatalardan kendinize de pay çıkarmasını biliniz.

- Sevdiğiniz kimseye sevginizi belli ediniz; bazı mes'elelerde ona ihtiyacınızın olduğunu söyleyiniz. Böylece hem "ben"den kurtulmuş hem de kendisine güvenilen ve etrafına güven veren bir insan haline gelirsiniz. "Kalb problemlerinden kurtulmanın ilk şartı kafa yapısını değiştirmendir", diyen Redford Williams ise aynı zamanda her çeşit ahlaksızlığın ve düşmanca tavırların (saldırganlık) kalb damarlarını etkisi altına alan biyolojik değişimlere sebep olduğunu ilave etmektedir. Bu konuda çalışan bir araştırma grubu ise koroner sistem (Kalb damarları) de anormalliklere yol açan, yani kan akışını normal seyrinden çıkararak neticede kalb sektesine sebep olan aşırı kolesterol oluşumunun derin sıkıntı,düşünce ve üzüntülere girmeme ve "ben" "benim" türü davranışlardan mümkün mertebe kurtulma ile önüne geçilebileceğini ifade etmekte ve bunun yolunun Allah'a iman ve O'nun cihanşümul dininin gereklerini yerine getirmekten geçtiğini ifade etmektedir. Böyle bir imanın, insanı yalnızlıktan , benlikten kurtaranın tâ kendisi olduğunu ve ona emniyet içinde dünyada yaşama, ahiretini kazanma imkanını bağışladığını, seçimini doğru yapmış birisinin mısralarında da görüyoruz:

"Yol berrak,

Işık güzel

Korkum yok, kimse endişe etmesin

Ben yalnız değilim...

Yanlış bir, doğru bir

Doğru içinde değilsen

Nerede emniyettesin

Biliyorsun.. Sen doğrulara aitsin".

Sinirleri kontrol altına almada, gerilimleri boşaltarak kalbin huzurunu temin etmede hipnozu, yogayı ve bunlara benzer telkin metodlarını tavsiye edenler aynı zamanda hergün 10–15 dakika sürecek bu seanslar sırasında kişiye "barış" "sevgi" ve "doğruluk" kelimelerini de telaffuz etmelerinin faydalı olacağını söylemektedirler. Hâlbuki mes'elenin bu yönü bir mü'min tarafından en az günde beş vakit tekrarlanmaktadır. Hikmetleri sayılamayacak kadar çok olan namazın kalbi, dolayısıyla sahibini meşgul eden ve onun ruhunu daraltan hâtıraları defedip atmada ve ona tekrar huzur bahşetmede yegâne çâre olduğu artık ilim adamları tarafından, ittifakla şöyle özetlenmektedir: "Kişinin içinden gelen bir halet ya da haricinden gelen tesirler, himmetini sür'atle kendi taraflarına çeker ve onu diledikleri gibi kullanırlar. Bu etkilerin yoğunlaştığını hisseden kişinin sağ ve solunda bulunanları dahi hissedemeyecek şekilde, kemaline riayet ederek kıldıkları namaz düşüncelerinin dağılmasına,nefsin haletlerinden kurtulmasına yeter."