Sızıntı Arşivi

Şubat 2001 · s. 36 · 3 dakikalık okuma

Kainatın Üzerine Bina Edildiği 6 Rakam

M. Sami Polatöz · Doç.Dr. · Mühendislik


Bilimin ilerlemesi ile, kainatın üzerine kurulduğu hassas dengeler daha belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Kainatın inşasında tesadüflerin yeri olmadığı artık açıkça anlaşılmıştır. İngiliz astronom Martin Rees, kainatın yaratılışında anahtar durumunda olan temel 6 sayı bulunduğunu, bu sayıların değerlerinin değişik olması ve farklı tercih edilmesi durumunda kainatın oluşmayacağını öne sürmüştür. Kendi ifadesi ile şöyle demektedir: "Bu altı rakam kainat için bir reçete oluşturuyor. Eğer bu rakamlardan herhangi birisi çok küçük miktarda da değişik olsa, yıldızlar, karmaşık elementler ve hayat olmayacaktı."
Bu altı rakam kainatın en büyük ve en küçük parçalarına nüfuz etmiştir. Küçük parçalardan bir örnek seçelim: Helyum atomunun çekirdeği kendisini oluşturan 2 proton ve 2 nötronun ağırlığının yüzde 99,3'ünü oluşturur. Kalan yüzde 0,7'si ısı olarak açığa çıkar. Böylece güneşin yakıtı hidrojen gazı, helyuma dönüştüğünde kütlesinin 0,007'si enerjiye dönüşür. Eğer bu rakam biraz küçük olsaydı, mesela 0,007 yerine 0,006 olsaydı, proton nötrona bağlanamayacak ve kainat sadece hidrojen ihtiva edecekti. Kimyevi reaksiyonlar olmayacak ve neticesinde hayat ortaya çıkamayacaktı. Eğer bu rakam biraz daha büyük olsaydı, mesela 0,008, füzyon o kadar hızlı olacaktı ki, Big Bang'dan günümüze hidrojen kalmayacaktı. Bu durumda güneş sistemi ve hayattan bahsetmek imkansız hale gelecekti. Yani bu rakam 0,006 ile 0,008 arasında çok hassas bir dengede durmaktadır.

Benzer şekilde kainatın yaratılışında temel teşkil eden diğer 5 rakamın da şansa bırakılması durumunda, kainatın ortaya çıkması imkansız hale gelecektir. Bu imkansızlığı, Astronom Hugh Ross, "bir hortumun araba mezarlığının üzerinden geçmesi ile Boeing 747 uçağının ortaya çıkması" hadisesine benzeterek ifade etmektedir.

Altı sayıdan ikisi kainattaki temel kuvvetlerle ilgili, ikisi kainatın büyüklüğü ve makro yapısı ile ilgili, diğer ikisi ise kainatın özelliklerini belirleyicidir. Bu sayıları ayrı ayrı ele alalım:

1) e veya 0,007 sayısı. Bu sayı atom çekirdeğini bir arada tutan kuvvetin şiddetini ve dünyadaki bütün atomların nasıl yapıldığını belirler.

2) N veya 1.000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. 000. Bu sayı atomları bir arada tutan kuvvetin şiddetinin atomlar arasındaki gravitasyonel çekim kuvvetine oranını temsil eder. Sayıdan da anlaşılabileceği gibi atomlar arasındaki çekim kuvveti, atomlar arasındaki gravite kuvvetine göre çok büyüktür. Eğer rakam daha küçük olsaydı, kısa süreli, minyatür bir kainat oluşabilirdi.

3) W sayısı. Bu sayı kainattaki görünen ve görünmeyen bütün madde yoğunluğunu temsil etmektedir. Bu rakam genişleyen bir kainatta gravitenin nispi önemini ortaya koyar. Eğer madde yoğunluğu fazla olsa ve dolayısı ile gravite kuvveti daha büyük olsaydı, hayatın oluşmasına fırsat olmadan kainat kendi içine çökecekti. Eğer rakam daha küçük olsaydı, galaksi ve yıldızlar yaratılamayacaktı. Belki de kainat farklı bir sürette yaratılacaktı.

4) l sayısı. Bu sayı 1998'de yeni keşfedildi. Kainatın genişlemesini kontrol eden bir nevi kozmik antigravite kuvvetinin şiddetidir. Bu rakam çok küçük olduğu için 1 milyar ışık yılı genişliğinden daha küçük yapıları etkilemez. Eğer bu kuvvet şimdikinden daha büyük olsaydı, yıldız ve gezegenlerin oluşmasına mani olacak ve hayat olmayacaktı.

5) Q sayısı. Genişleyen kainatta gezegen ve galaksilerin oluşumuna yol açan karmaşık düzensizlik veya dalgalanmaların genliğini temsil eder. 1/1.000 oranı ile ifade edilir. Eğer oran biraz daha küçük olsa idi, kainat hayat olmayan soğuk bir gazdan ibaret olacaktı. Eğer oran daha büyük olsaydı, büyük madde kümeleri dev kara delikler haline dönüşecekti. Böyle bir kainatta, yıldız ve güneş sistemleri hayatiyetlerini devam ettiremeyeceklerdi.

6) D sayısı. Kainattaki uzay boyutlarını belirler ki, rakam olarak 3'tür. Eğer boyut 2 veya 4 olsaydı hayat olmayacaktı.

Bu 6 rakam bugünkü bilgimizle birbirinden bağımsız gözükmektedir. Yani bazı rakamlardan hareketle, diğer rakamları teorik olarak elde etmek şimdilik mümkün görülmüyor.

Hayat gibi son derece karmaşık ve planlı bir hadiseyi tesadüflerle izah etmeye çalışan ideolojik evrim, bundan önce kainatın nasıl tesadüflerle ortaya çıktığı sorusunu izah etmek zorundadır. Kainat ve hayat ile ilgili elde ettiğimiz her yeni bilgi, bizi müthiş bir planlama ve tasarımla karşı karşıya olduğumuz sonucuna götürüyor. Böylece kainat ve hayatın daha manalı olduğunu anlıyoruz.

Ancak hiçbir zaman bu rakamların bir Yaratıcının tercihi olduğu hatırdan çıkarılmamalı ve rakamlara da ayrıca bir ilahlık verme gibi yanlışlığa düşülmemelidir.

Kaynak
- Brad Lemley,'Why is there life', Discover, November 2000, 64-69.