Şubat 1987 · s. 14 · 3 dakikalık okuma
Kainatın Sınırları ve Ötesi

Sonsuzluk, insanın devamlı merakını celbetmistir. Günümüze kadar yapılan bütün araştırmalar fezanın engin uzaklıklarını fersah fersah bize yaklaştırmasına rağmen "sonsuzluk" mefhumu görünmezliğini ve esrarengizliğini halâ korumaktadır. Tarihin hiçbir devresinde kâinatın en uzak noktalarına erişmede, araştırıcılar günümüzdeki kadar teknik imkânlara sahip olamamışlardır. Buna rağmen kâinatın milyarlarca ışık yılı olarak ifade edilmeye çalışılan uzunluğunu ölçmede çok yetersiz kalınmaktadır. İlmi yetersiz kılan bu muazzam büyüklüğü söyle bir misalle ancak kafamızda sekillendirebiliriz.
"Dünyayı kâinat olarak kabul etsek, deniz kenarındaki bir kum taneciği ancak ve ancak yaşadığımız dünyaya tekabül etmektedir."
Kâinatın ölçebildiğimiz sınırları arttıkça, bu kum taneciğinin, mikroskopla görebildiğimiz varlıklar seviyesine düşmesi de mümkündür.
26 yıldır kullanılan cihazlarla 1960'dan bu yana astronomi bilgimiz iki misline çıkmıştır. Yapımı süren dev teleskopların devreye girmesiyle bu sahadaki bilgi birikimi çok kısa sürede kat kat artacaktır. Teleskoplar, fezanın fethinde insanoğlunu, hayal dahi edemediği uzaklıklara taşıyıp kâinatın sınırlarını zorlayan yegane yardımcıdır.

Dünya semasında çıplak gözle en fazla 6 bin yıldız görebilmemize karşılık, teleskopla "Samanyolu" galaksimizdeki 200 milyonu askın ışık noktası (bunlardan biri de güneşimizdir) rahatça tespit edilmektedir. Galaksimizdeki bir çok yıldız, önlerini kaplayan sis yığınları veya ışığının zayıf olması sebebiyle sadece nokta halinde kalırlar. Bugün bu noktaların yakınlığı veya uzaklığı hakkında kesin bir rakam söylenememektedir. Çünkü yıldızlar arasındaki korkunç uzaklıkları ifade etmede "ışık yılı" birimi bile yetersiz kalmaktadır. Meselâ, insan, Samanyolu'nun bir ucundan bir ucuna gidebilmek için 90 bin ışık yılı zaman ölçüsüne muhtaçtır. Kâinatta milyonlarca galaksi olduğu düşünülünce ortaya çıkacak uzaklığı bırakınız ifade etmek, hayal etmek dahi güçleşmektedir. Bu yüzden ilim adamları uzaklıkları daha iyi ifade etmek için yeni ölçü birimleri kabul etmektedirler. Bunlardan biri olan Parsek, güneş ve dünya arasındaki 150 milyon kilometrelik mesafenin 206 bin misli fazlasını ifade etmektedir. Bu ise saniyede 300.000 km hızla giden ışığın 3,26 ışık yılında katettiği mesafeye denk gelmektedir.
Işık hızı, bilindiği gibi bir kütlenin boşluktaki mümkün olan en büyük hızıdır. Gök cismi ne kadar yüksek hızla hareket ederse etsin saldığı ışık saniyede 300.000 km. yol alır. Bu sayede o cismin bize olan uzaklığını ve yasını tesbit etmemiz mümkün olmaktadır. Meselâ: Işık hızının % 50'siyle hareket eden bir galaksi saniyede 150 bin km'lik bir kaçış hızına sahiptir. Bu ise 3 milyar ışık yılı mesafe demektir. Yani ışık, teleskopumuza gelene kadar bu kadar süre yol almıştır.

1986 yılının eylül ayında araştırmacılar kâinatın kendi ifadeleriyle "kenarına" kadar uzanabilmişlerdir. 21 milyar ışık yılı olarak tesbit edilen Şimdiki en uzak nokta, sayıya vurulduğunda kilometre olarak 27 sıfırlı bir mesafeye denk gelmektedir. İnsan aklının hayal dahi edemediği bu korkunç uzaklığı, İngiliz astronomlar fezanın görünemeyen karanlık bölgelerinde yaptıkları sabırlı "gözlem"ler neticesinde tesbit ettiler.
Kâinatın tesbit edilen en uzak kösesinde bir Kuasar (galaksi çekirdeği) bulunmaktadır. Kuasarlar bilindiği gibi güneşten trilyonlarca misli daha fazla ışık neşreden fezanın yaratılış tarihindeki en eski şahitlerdir. Çünkü gözlenen bu cismin ışığı bize ulaşabilmek için 20 milyar sene geçirmiştir. Böylece şimdiye kadar keşfedilen en eski gök cisimlerinden birisi olup, muhtemelen kâinat daha 1 milyar yaşındayken yaratılmıştır. Yeni Spaceteles belki daha yaşlı kuasarlar da keşfedecektir.

21 milyar ışık yılı uzaklığın ötesine şimdilik uzanamıyoruz. Bu gözlenebilen kâinatın en uzak kösesidir. Devamlı genişleyen kâinat modelinde varılan bu uzaklık bizim hayalimizin üstünde olsa bile yinede çok kısadır. Çünkü ulaşılacak olan uç nokta sonsuzluktur.
İnsan kendisine bahsedilen akıl ve ilim sayesinde, uzanabildiği milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki diyarların fısıldadığı kudsi mesaji anladığı ölçüde bu sahada başarılı olacaktır. Aksi taktirde korkunç büyüklükteki kâinat ve küçücük dünyamız içindeki bizler, kendi acizliğimizi görüp, Yaradan'ın büyüklüğünü kabul etmedikten sonra teleskoplarımızla her boşluğa uzanışımızda hep hayretten hayrete düşeceğiz.
P.M.den: Tarık Çelik