Mayıs 1981 · s. 2 · 4 dakikalık okuma
Kahraman

Kahraman tarihin en esaslı malzemesidir. Tarih, kahramanla yükselir. Kahramanı olmayan bir milletin, tarihi sığ ve durgun bir göl gibidir; büyük ve geniş de olsa, iç açıcı ve inşirah verici değildir.
Yunanlı, tarihini bir kısım esâtîrî kahramanların omuzlarında bayraklaştırdı. Kadim Roma, Sezar gibilerle tarihe mal oldu. Kartaca Anibal’ın vesâyâsı altında sesini insanlığa duyurabildi. İran Firdevsî’nin mahir, oynak ve velût kalemiyle en rengin ve zengin kahramanlık destanlarına ulaş di. Ve, daha niceleri... .
Millet vardır ki, onun tarihi, tek sütun üzerine oturtulmuş bir kemer gibi, bir kahramanın etrafında örgütlenmektedir. Millet de vardır ki, onun tarihi, yüzlerce kubbesi olan bir ma’bet gibi, binlerce sütuna dayanıp yükselmektedir. Makedonya, tarih-i kadimiyle İskender’in omuzlarında yücelir. Fransa, Napolyon’un, Almanya Bismark’ın veya farklı bir anlayışa göre “deli-teke” Hitler gibilerin..
Bizim tarihimizde ise, ne kahramanları saymak, ne de isimlendirmek mümkün değildir. Belki ona bütünüyle “Kahramanlar tarihi” demek daha uygundur. Çünkü bu millet, yıllarca hasım bir dünya karşısında, yerinde taarruz ve yerinde müdafaasıyla, o kadar çok kahraman çıkarmıştır ki; Ömer desen, arkadan Hâlit’in kükreyişi duyulur. Fatih desen Yavuz’un sesi yükselir. Fetih desen, Mohaç desen bütün bir Anadolu inler; Çanakkalelerin uğultusu işitilir.. Tarihinde, kahramanlıkların, böylesine sıra sıra geçit yaptığı ikinci bir millet göstermek oldukça zordur.
Batılı, bu milletin ciddî bir tarihi olmadığını söyler. Doğrudur. Hani Malazgirt’in kanatlanan yiğitlerinin hikayesi? Hani üveyik olup batıya pervaz edenlerin serencamesi; Hani her defasında haçlıları göğüsleyenlerin mezarı ve kitabesi? Ve, hani “yurdunu alçaklara çiğnetmeyenlerin kümbeti ve türbesi?.
Başkaları, kendi tarihlerinin en değersiz hâdiselerini, en ehemmiyetsiz vakalarını ihtimamla kaydetmelerine karşılık, nerede benim geçmişimin, her- biri başlı-başına bir tarih sayılan kahramanlık destanları? Molla Hüsrev gibiler, neden “i’tilâ dönemi”nin tarihini yazmadılar? Neden Yavuz gibilerin askerî güç ve dehaları, idarî kabiliyet ve alemşumûl tedbirleri kendi devirlerinde kaydedilmedi? İbn-i Kemâl gibi muktedir bir dimağa ne olmuştu ki, “doruk dönemi”nin vakalarını “hezarfen” (1) kalemiyle tesbit etmedi? Lütfedip de, son meçhul kahramanımızın kitabesini yazan “Viranelerin Yascısı” dertli şairin: “Gömelim gel seni tarihe!” desem sığmazsın. Mısraını duyacağımız âna kadar, bu sorular kafalarımızı kurcalayıp durdu. Şimdi ise, tarihi yazılamayacak kahramanların da bulunabileceğini düşünüp teselli oluyoruz.
Evet, millet vardır ki, tarih deyip destan yazar. Ve kitabelere geçmişine ihtişam kazandırır. Bunlara, (tarih yazan milletler) diyebiliriz. Millet de vardır ki, tarih yapar, destan ve türküsünü başkalarına bırakır, öyle zannediyorum ki, tarihî literatürlerimizin “fakr-u hâli”nin altında da, bu husus yatmaktadır. Biz kahramanlık gösterip tarih yaptık. Onun akustiğini kapıkulu ye halâyık’larımıza bıraktık
Gladyatör, kendi kahramanlık mücadelesini göremez ve sezemez, onu arenanın çevresindeki seyirciler daha iyi görür ve daha iyi tesbit ederler. Eğer mutlaka bizim için de bir kahramanlık destanı gerekli ise, ben şahsen onu, hayran bir yabancının kaleminden dinlemeği tercih ederim. Lamartin’in takdir dolu gözlerinden, tarihimin bağrına damlayan yaşlar; Piyer Loti’ye, mezarlarımdaki selvilerin gölgesinde gömülme arzusunu uyaran güzellik ve cazibe bilhassa günümüzün insanı ve batılı için Peçevî’nin ustûrelerinden daha canlı ve daha tesirlidir. Görkem odur ki, onu başkaları beğenir. Fazilet ve kahramanlık odur ki, onu düşmanlar takdir eder.
Bir de içe doğru ve benlikte derinleşen mâverâî (2) bir kahramanlık vardır ki, doğu da, batı da, böyle bir kahramanlığı hiçbir zaman tanıyamadı. Bu itibarladır ki, peçesine “nâmahrem” eli dokunmamış bu kahramanlığı, ancak benim ülkemde görmek mümkün olacaktır.
Evet, kahramanlığın bu çeşidini görmek için, mutlaka bu diyara seyahat lazımdır. Zira, nefsine gurur geldi diye, sırtına bir çuval un yükleyip, halkın içinde yürüyen devlet reisini; bir hamlede batının en güçlü ordularını tarumar edip, sonra kiralın sarayındaki hazineler karşısında: “Dün bir berberiydin, bugün muzaffer kumandan, yarın toprak altında hisaba hazır bir insan” diyen, başı dönmemiş, bakışı bulanmamış kumandanı; şarkı, garbı halayık olarak kullandığı bir dönemde, bir hakikat-erinin, atının ayağından sıçrayan çamurla lekelenen cübbesinin, tabutuna sarılması tavsiyesinde bulunan büyük asker ve idare adamı, ancak bu ülkenin insanları arasında zuhur etmişlerdir..
Evet, orduların başında cihanı ezip geçen, tahtına oturduğunda dünyaları idare eden, gece halvetde (3) zahit kesilen gerçek kahramanı tanımak için, behemahal bizim ülkemize uğramak lazımdır. Çünkü tahtlarla, taçlarla başı dönmeyenler; mebde ve müntehası aynı gidenler; önü-sonu birbirine benzeyenler; hayat ve hâdiseler karşısında değişikliğe uğramayanlar; aşkı, heyecanı ve iniltileriyle meleği, feleği velveleye veren talihliler, sadece bizim dünyada bulunur.
İffet bizim ülkede yetişen nilüferdir. Hasbîlik bizim ilin gülüdür. Diğergamlık (4) bizim bahçelerin ötüşüdür. Bizde bulunur vâsıl olup tatmamak. Bizdedir, yaşatma arzusuyla yanıp tutuşmak ve yaşamayı unutmak. Bizim insanımız bilir, hizmette önde, ücret almada arka sıralarda bulunmayı. Dünya, bizde gördü bizde tanıdı sevilmeden sevmeyi...
Fütüvvet (5) bizde şehbal aç di. Şehamet, gayret bizde tuğlaştı. Gülbanklar, bizde dünya ve ukbayı biraraya getiren besteler haline geldi. Ve asırlarca insanımız, bu mutlak ahengin “demine, devrânına (hû) çekti..”
Onun için, bu ülkede münferit kahramanlık aramak, beyhudedir; aransa da bulunamaz. Bu ülkede kahramanlık, sıra dağlar gibi biteyi ve her yeri zirvedir. Bunu dost söyler, düşman söyler.
Sen de “Görürsün, hissedersin, varsa vicdanınla imanın;
Ne müthiş bir hamaset çarpıyor göğsünde” vatanın
Ebna-i vatanın (6) ve O’na rûh veren Furkânın (7).
(1) Hezâr fen : Çok bilen, bir çok sanatı birden çok derecede yapabilen.
(2) Mâverâî : Öteye mensup. Diğer âlemle alakalı.
(3) Halvet : Tek başına kalmak. Tenhaya çekilme.
(4) Diğergamlık :Başkalarını düşünme.
(5) Fütüvvet :Yiğitlik, cömertlik. Dostlara afv ve safh ile muamele.
(6) Ebna-i vatan :Vatan çocukları.
(7) Furkân : Kuran-ı Kerim. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı, iyi ile kötülüğü fark
edip ayıran.