Ekim 1988 · s. 341 · 3 dakikalık okuma
İslam Adaletdir
Ayhan Songar · Prof. Dr. · Din Ve Ahlâk

Nahl suresi 90 inci ayette “Allah adalet ve ihsanı emreder” buyrulmaktadır. Şöyle bir gözünüzü etrafınıza çeviriniz, göreceksiniz ki kâinatta insan eseri olmayan her şeyde, her yerde adalet vardır. Adalet’i “herşeyi yedi yerine koyma” diye tarif edebiliriz. Elektronlar atom çekirdeğinin etrafında nasıl dönüyorsa, ay da dünyanın çevresinde, dünya güneşin etrafında, güneş de mensubu bulunduğu galaksi içindeki yörüngesinin merkezi etrafında durmadan, dinlenmeden dönüp durmakta. Milyarlarca yıldızdan müteşekkil “galaktik bulutlar” bu dönme sırasında birbirinin içinden geçer de, bir tek zerrecik diğeri ile çarpışmaz. Ama insan eliyle yapılan jet uçakları o koskoca ve bomboş semada nasıl olur da birbirini bulur, çarpışı verirler! Çünkü birinde Allah’ın şaşmaz adaleti diğerinde insanoğlunun fıtri adaletsizliği vardır da ondan... Dönen bir cismi, merkezden uzaklaştıran santrifüj itme kuvveti ile, onu merkeze doğru çeken cazibe arasındaki adaletli denge değil midir ki bu ilahi Nizam’ı temin etmektedir. Bütün kâinat hareket halindedir ama “herşeyin yerli yerinde olması şartıyla”…
Kınarın bu azametli dengesi aslında “olmaz’ların en olmaz’ıdır” ve sadece ve sadece Allah’ın emri iradesi buyruğu için öyle olmuştur. Yaradılışın ilk anındaki “Büyük patlama’yı” Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır:
“Göklerle yer bitişik halde iken biz onları birbirinden ayırıp ayırdığımızı, her diri şeyi sudan yarattığımızı o küfredenler görmedi mi?” (El-Enbiya, 30). Ve bu düzenin bir gün gelip sona ereceğini de yine aynı Mukaddes Kitap bize şu sözlerle haber vermekte:
“O gün kitaplar dürer gibi göğü düreriz. İlk defa yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz”. Bunu Yunus Emre de şöyle anlatıyor:
Yerden göğe küp dizseler
Birbirine bent etseler
Altından birin çekseler
Seyreyle sen gümbürtüyü...
Bakın neler “olmaz” iken “Ol” emri ile oluvermiştir, şöyle birkaç misal verelim:
— Kâinatın başlangıcında ki gaz halinde maddeler, kendi aralarında gruplaşarak yıldızları, gezegenleri meydana getirmişlerdir. Hâlbuki bunların dağılmaları toplanmalarından çok daha “muhtemel”dir...
—Dünya—güneş arasındaki mesafe hayat için tek uygun mesafedir. Bu mesafenin biraz değişmesi kavrulmamıza veya donmamıza sebep olacaktı. Hâlbuki bu “en uygun mesafe”, pek çok, sayısız ihtimalden ancak biri’dir...
—Dünyamızın hızı da, güneş etrafında saniyede 30 kilometre süratle bir dönme şeklinde ayarlanmıştır. Bu hız dünya-güneş mesafesinin söylediğimiz “en uygun uzaklıkta” dengelenmesine sebep olmaktadır. Hız biraz değişse, ya gün ese yaklaşarak yanacak, ya da uzaklaşarak donacaktık... Ne adalet!
—Etrafımızdaki atmosferin gazlarının azot, oksijen, v.s, şeklindeki terkibi sabittir ve dünyanın yüzeyini kaplayan bitki ve hayvan, bütün canlılar bu terkibi bozmak yerine, aksine, sabit tutmak üzere ayarlanmışlardır. Bu fevkalade gayri mümkün bir denge durumudur ama tahakkuk etmiştir...
Eğer bir yerde denge sarsılıyor, adaletsizlik kendini gösteriyorsa, orada muhakkak insan eli vardır. Çünkü insana akıl verilmiş ve adaletle hükmetmesi buyrulmuş, sonra kendi iradesi ile baş başa bırakılmıştır Onun iyi ile kötü arasında seçme hakkı vardır ve bu seçiminden dolayı mesul tutulacak, mükâfata veya cezaya müstahak olacaktır Eğer seçme hakkını Allah’ın emirleri istikametinde kullanır, zulümden kaçar, ihsan üzere olursa adalet yolunda kalır, aksi halde adaleti terk etmiş olur “Allah adalet sahiplerini, adaletle hükmedenleri sever’’ (Maide, 42)... Hazreti Ali bakın ne demiş: “El adli esas-ul mülk ve’zzulmü fesad-ül mülk” (Adalet devletin temeli, zulüm ise fesadıdır)...
Peygamberimize (s.a.v) Kureyş kabilesinden, asil soydan Fatıma isimli bir kadın getirirler. Kadın hırsızlık yapmıştır ve cezalandırılacaktır. Kureyş’liler araya Peygamber Efendimiz’in çok sevdiği Sahabeden Usame’yi koyarak iltimas etmek, Fatıma’yı cezadan kurtarmak isterler Kendi kabilesinden birisi karşısında bile olsa; adaletten ayrılmak teklifi Rasulullah Efendimiz’e o kadar ağır gelir ki, hemen şunları söyler:
“Ey insanlar! Geçmiş milletlerin ne yüzden yollarını sapıttığını biliyor musunuz? Onların asilzadeleri birşey çalsa onu bırakırlar, zayıfları çalarsa onu cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, böylesine adi bir işi Mahzum kabilesinin Fatıma’sı değil de kızım Fatıma yapmış olsa idi, muhakkak onun da elini keserdim.”
Fatih Sultan Mehmet Han, Kanunnamesi’nde, Devletin dağılmasını önleyen şu hükmü, muhakkak ki içi yanarak, ama herşeyin üstünde Devlet’i tutarak vermiştir:
“Her kim esneye evladımdan saltanat müyesser ola, nizam-ı âlem için karındaşlarını katleylemesi vaciptir.”
Ne zaman ki adalet duygusunu kaybettik, ne zaman ki “Bir müslümanın komşusu açken onun tok uyuması caiz değildir” emrine uymadık, ne zaman ki “Kendiniz için istemediğiniz şeyi başkaları için de istemeyiniz” buyruğunun dışına çıktık, işte o zaman Ziya Paşa’ya,
Milyonla calan mesned-i izzete ser-efraz
Üç beş kurusu mürtekibin cayi kürekdir.
dedirtecek hale geldik. Ve bugün, ne gariptir ki Allah’tan korkmayı bir kenara bıraktık da müslümandan korkuyoruz! Allah adaletten, insaftan, merhametten, ihsandan ve iz‘andan ayırmasın.
Prof Dr Ayhan Songar