Sızıntı Arşivi

Kasım 2003 · s. 470 · 6 dakikalık okuma

Işık Karanlık Devr-i Daimi

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Dünya var olduğu günden beri nur, zulmetin peşinde, ışık, karanlıkla yan yana, gündüzler geceleri takip etmekte ve güzel çirkin iç içe. Şeytan, ilk günden itibaren insanoğluna musallat, ruh, cismaniyetle karşı karşıya. Zulüm-adalet savaşı hiç mi hiç dinmedi ve kargaşa her zaman nizamla kavga içinde oldu. Dalalet, hidayet birbirine rağmen genişledi, daraldı. Cehennem patikaları ile Cennet şehrahları yan yana kulvarlar gibi uzayıp gitti.. ve gecelerin döl yatağında da sürekli müstatil fecirler oluşup durdu...
Şimdi de öyle; gün oluyor, çepeçevre zulmetlerle kuşatılıyor ve sesimizi yükseltip avaz avaz, "Her yer karanlık... / Mağrip mi yoksa makber mi ya Rab!" (A. Hamit) diye bağırasımız geliyor. Bir de bakıyorsunuz dört bir yan pırıl pırıl ve her tarafa ışıklar yağıyor; tulu tulu üstüne bin bir parıltı gecenin bağrında ve karanlık derdest ışığın ağında. Öyle ki görüp hissettiklerinizle kendinizi Cennet koridorlarında sanıyorsunuz; herkes, elinde Firdevs'ten bir demet gül, yürüyor gönlünce yollarda Allah'a emanet.. bir an geliyor ki ufkunuzu saran çirkinliklerle -bu biraz da hadiselerin dış yüzüne bağlı- içiniz bulanıyor.. derken ardından hiç beklenmedik şekilde yine bir kısım güzellikler sökün ediyor. Kendinizden geçiyor, şevk u şükürle geriliyorsunuz. Şeytanı çileden çıkaracak "Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem" diye gürlediğiniz gün, saat, dakika ve saniyelerin sayısı hiç de az değil; ne var ki, ruhun bedene, aklın da nefse yenik düştüğü uğursuz zamanlar da hemen hemen ona denk...
Zulmün "hayhuy"u, zalimlerin ürperten hırıltıları, kaba kuvvetin saygısız çığlıkları, fısk u fücurun sürekli ruhları kemirmesi, yalanın terviç edilip hıyanetin adiyattan sayılması ve aldatmanın akıllılık zannedilmesi.. gibi helak edilmiş eski kavimlerin azgınlıklarına denk onca küfür ve dalaletin yanında bir de bakıyorsunuz, yeniden insani değerlere yönelen yönelene; o zaman da izbelerde uğultu, yarasalarda telaş başlıyor ve saksağan yuvalarında bile adeta bülbüller şakıyor. Evet, Cehennem'e sürüklenenlerin hadd ü hesabı yok, Cennet'e yürüyenler de onlardan az değil...
Yeni bir çağla beraber bir kısım mütegalliplerin bütün dünyayı en korkunç kaoslara sürükledikleri muhakkak.. onca fezayi ve fecayii irtikap ederken aydınlanma, medeniyet, modernite, demokrasi, insan hakları.. gibi yaldızlı kelimelerle "Herkesin kör ve alemin sersem" (Z. Paşa) yerine konması ayrı bir saygısızlık örneği; dahası olup biten bunca şeye "dur" diyecek birinin çıkmayışı, topyekün mazlumlar, mağdurlar adına öyle bir ızdırap ki hiç sorma.! Bu arada pek çok millet ve hususiyle de bunlar arasında bazı toplumların inim inim inlediğinin görmezlikten gelindiği de apaçık.. tabii bütün bunlara "yeter artık" diyecek yiğitçe bir sesin yükselmeyişi ise, hepimiz için ayrı bir bahtsızlık.. yaşama hakkı, konuşma hakkı, kendini ifade etme hakkı.. gibi hukukun, kuvvetlilere has bir imtiyaz haline geldiğini bilmeyen kalmadı.. kanunların, kuvvetlileri sıyanete göre vaz'edilişi, cezai müeyyidelerin zayıflara karşı uygulanışı, ahval-i adiyeden.. her yanda bir sürü tiran, hepsi de birbirinden yaman; onlar gibi düşünmediğiniz takdirde ezilmeniz mukadder.. bunlara karşılık "hak" demeye veya "demokrasi"yi telaffuz etmeye kalksanız; "medeniyet", "modernite", "çağdaşlık" deyiverip sindirirler sizi ve herkesi; bunlar da şimdilerde olağan hadiselerden...
Evet, yıllar var ki hemen her yerde, zayıf, güçsüz ve geri kalmış ülkeleri büyük ölçüde kaba kuvvet idare ediyor, hem de hiç kimseye hesap vermeden. Bir baştan bir başa şu koca İslam dünyasında şimdiye kadar emsaline az rastlanan mazlumiyetler, mağduriyetler en feci şekliyle yaşanıyor. Sürüm sürüm yığınlar, sürüm sürüm milletler.. ne hakka saygı var, ne de insanlara merhamet; her yerde kan-irin, her yerde ürperten bir vahşet...
Bütün bunlar olup durdu ve olmakta; ama, bir de madalyonun öbür yanı var: Her şeyden evvel şimdilerde zulüm gidip ta ayyuka dayandı ve "gayretullah"a dokunma çizgisinde.. birkaç asırdan beri süregelen "Tagallüpler, esaretler; tahakkümler, mezelletler / Riyalar, türlü iğrenç ibtilalar, türlü illetler." (M. Akif), uyarmaya başladı uyuyan bütün toplumları.. artık her yanda bir sürü meş'ale par par.. ve bu aydınlıkta her şeyi doğru görüp doğru okuyan bir hayli insan var.
Dün hep kabuslarla oturup kalkmamıza karşılık bugün, aydınlık geleceğin rüyalarıyla pırıl pırıl farklı mülahazalarımız bulunmakta. Geç de olsa gayrı "yarınlarımız" diyebiliyoruz; kendimiz gibi düşünüyor ve kendi üslubumuzla yürüyoruz yürüdüğümüz yollarda. "Hak rızası" diyenlerin sayısı her şeye yetecek kadar; hakka yürekten bağlanmışların ise hadd ü hesabı yok. Her gün arz üzerinde ışık haddinin giderek genişlemesine mukabil, zulmetlerde de sürekli bir büzüşme var. Dünya durmadan dönüyor ve pek çok şey de sür'atle değişiyor. Hadiseler böyle cereyan ettiği takdirde bugün olmasa da çok yakın bir gelecekte semaviliğin gelip kapımızı çalacağından şüphe edilmemelidir.
Kim bilir belki de, önümüzdeki günlerde rahmet arşından başımıza düşecek olan o "bir damla Ramazan" gibi vakt-i merhunu gelince, umumi inayet ve şefkat de gelip sağanak sağanak başımıza boşalacak. İşte o zaman, asırlardan beri adeta kupkuru çöllere dönmüş bu mazlumlar diyarı, pervanelerin ışığa koştuğu gibi herkesin göç edeceği bir hayal ülkesine dönüşecektir.
Her yanda ma'kus kaderimiz değişmiş gibi bir hal var; kendi değerlerimize daha yakın duruyor ve onları daha iyi tanımaya çalışıyor, tanıdıkça da daha bir yürekten seviyoruz. Hayranlık duyuyoruz İslam'a ve onun getirdiklerine; dahası onu, gökler ötesinin bize bir şefkat ve vefası gibi görüyoruz. Ona sahip çıktığımız şanlı günleri gururla yad ediyor; ona karşı vefa ve sadakat içinde bulunanları alkışlıyor; azimle, ümitle aydınlık geleceğe yürüyenlere de: "Yolunuz açık olsun." diyoruz.
Sürekli yollardayız ve yol mülahazaları adeta birer ziya, birer ışık hüzmesine dönüşerek içimize akıyor.. hedefte Hak rızası var, yol meşakkati ve yorgunluk umurumuzda bile değil.. Nam-ı celil-i ilahiyi duyup dirilenleri gördükçe biz de onlarla beraber bir kere daha dirilir gibi oluyoruz. Gönüllerimizde inşirah fasılları birbirini takip ediyor; sinelerimiz ayları, güneşleri, kainatları istiab edecekmişçesine genişliyor ve yol boyu karşılaştığımız her şey, ebedlere namzet olduğumuzu mırıldanıyor.
Şimdilerde inanmış gönüller son bir kere daha gökler ötesine yönelmiş gibi.. her yanda uhrevilikler tülleniyor ve ruhlara adeta ötelerin kokusu gelip sızıyor. Bütün varlığın bir nabız gibi O'na bağlı attığını duyar gibiyiz.. ve yer yer ötelerin sıcaklığı sarıyor her yanımızı.. her nesne, kendi varlık mertebesi ve özel konumu itibarıyla bize hayatın ayrı bir şiirini, ayrı bir musıkisini duyuruyor. Her şeyde ve herkeste dünkünden farklı bir büyü seziliyor/seziyoruz. Ufuklar daha aydın, gözler daha keskin, varlık hakkında yorumlar daha tutarlı; sanki her yanda maneviyat aleminin ışıkları parıldıyor ve mutlu yarınlar daha şimdiden herkese kendi şivesini, kendi desenini aşılıyor. Daha düne kadar tıpkı mezarlık görünümündeki bu dünya, şimdilerde kıpır kıpır hayatla tülleniyor ve bir "ba'sü ba'del mevt" şöleni yaşanıyor her yanda. İnsanların çehrelerinde daha belirgin bir uhrevilik var. Artık hiçbir şeyi, "halli müşkil" bir bilmece gibi görmüyor; aksine bütün varlığı canlı ve anlamlı bir resim gibi temaşa edebiliyor, bir kaside gibi seslendirebiliyor ve hemen her nesneyi daha bir farklı duyuyoruz.
Görüp hissettiğimiz her şey, imanın ziyası sayesinde bir Cennet manzarası gibi pırıl pırıl ve ebediyet televvünlü. Zaman, mekan, varlık ve hadiseler dünden daha yumuşak ve munis görünüyor.. gönüllerimiz adeta daha aydınlık günlerin ileride olduğunu meşk ediyor. Farklı farklı da olsa, pek çok kimse, hiss-i kable'l-vuku (önsezi) ufkundan aydınlık bir geleceği temaşa ediyor gibi.. ve idbarını ikbale çevirecek bir şifreyi elde etmişçesine içten içe pür-neşe; her adımında yeni bir şey kazanıyor olmanın sevinci ve yürüdüğü bu yolla dünya muvazenesindeki yer ve konumuna ulaşacağının güveni var hal ve tavırlarında.
Dahası, bu iman ve reca ile kabri, mahşeri, sıratı aşıp Cennet'e ulaşacağına da ümidi tam. Gönülden inanmış Allah'ın kendisini yalnız bırakmayacağına ve O'nun inayetiyle dünya-ukba handikaplarını aşacağına.. ve görüyor dünyanın döndüğünü, ışığın da karanlığın da yer değiştirdiğini.. geceleri gündüzlerin takip ettiğini.. karın-kışın bağrında baharların geliştiğini.. zorluklardan sonra kolaylıkların meydana geldiğini/geleceğini.. ve bir gün önce ağlayanların ertesi gün mutlaka güleceğini. Sabah ola, hayrola; kim bilir yarınlar daha nelere gebe..!
SIZINTI