Kasım 1996 · s. 455 · 1 dakikalık okuma
Işık Belde
IŞIK BELDE
,Rengi, deseni, ışığı mazi kıt’asından,
Tarih enginliğinde süren bir sırlı dünya;
Güneş gibi doğar karanlıklar arasından,
Büyülü maviliğiyle o füsunkar rüya...
Ufuklar şimdiden göklerle sarmaşır gibi,
Yol boyu yeşillik, ilerde sihirli bir yaz,
Belirir birdenbire o ruh ufku sır gibi
Duyulur şanlı geçmişin sesi avaz avaz...
Geceler ne bilinmezlere kapı aralar,
Öteler duygulara açılır perde perde;
Gökler kandillerle köpürür ve par par parlar
Duyulmazlar duyulur bu ışıklı şehirde
Güneş sabaha yürür,doğar sihirli akşam,
Neş’e ve sevinçle tüllenir halvet demleri
Yükselir ukba rayihaları buram buram,
Şimdiye kadar yükseldiğinden de ileri..
Bu şehirde renk ,desen ,nakış asla eskimez,
Mevsimler değişse de çiçekler hep salınır;
Burada renkler kış günü bile hazan bilmez,
Bu iklimde ruh kendini cennetlerde sanır..
İrem bağları bu şehri görse utanç duyar,
Çiçeklerine öteden hep şebnemler iner..
Nergisi ,yasemini etrafa koku yayar,
Saksağan bülbüle ,dikenler de güle döner.
Her yanda buğu buğu güzellikler tüter,
Ve şehrayin gibi geçer her gün,her gece;
Her bucakta en taze sesli kumrular öter,
Yaşarsa,bu iklimde yaşar insan gönlünce...