Sızıntı Arşivi

Nisan 1995 · s. 104 · 9 dakikalık okuma

İşaretbilim

Yusuf Alan · İnceleme

Herşeyin bir mânâsı vardır. Herbir nesne, hâdise, dav­ranış ve beyanın taşıdığı bir mesaj, hatırlattığı bir sem­bol, zihinde veya kalpte canlan­dırdığı bir imaj vardır. Âdeta herşey birbirine atıfta bulunarak an­lamlar sergilemekte, sadece ken­dilerine yaptıkları referanslarla değil işaret ettikleri derunî ha­kikatlerle de kompleks bir semiyotik dünya çizmektedir. İşaretbilim bu dünyayı keşfetmeye, karmaşık ilişkileri tespit ve tasvir etmeye çalışır.

Dilbilim, psikoloji, sosyoloji ve antropoloji gibi sosyal bilim­lerle ortak yanları olan işaretbilim, dil-kültür-toplum-iletişim iliş­kisine bu bilimlerden daha genel bir yaklaşım sergiler. Zira araş­tırma konusu işaretlerdir. Yazılı veya sözlü metinler, grafikler, müzik parçaları, resim, el işaret­leri, tümler semiyotik değeri olan birer metin, birer işarettir. Bu işaretlerin çoğu, insanî faaliyet ortamlarında tezahür ederler, yani bunların makam ve muhtevalarını insanların davranış, tutum, inanç ve dünya görüşleri belirler. Bu yüzden işaretbilim sanat eserlerinden reklâmlara, konserlerden spor müsabakala­rına, siyasî propagandalardan duvar yazılarına kadar bütün hâdise, oluşum, faaliyet, eser ve davranışları tetkik eder (de Beaugrande ve Dressler, 1981:218).

Bu bilim de şimdilik batılı dünya görüşünü taşıyan semiyotikçiler ve dilbilimcilerin ça­lışmaları doğrultusunda yol al­maktadır. Nesneler ve sembol­ler denizinde yapılan yorumlar, “boğulma” izleri taşımakta, bü­tün bu işaretlerin hakiki haki­katlerinin önündeki tenteneli perdeyi bir türlü açamamakta­dırlar. Ancak herşeye rağmen, şu ana kadar bu bilimin yaptığı araştırmalardan istifade etmek de mümkündür. En azından in­san - hayat - kâinat ilişkisinin kompleksliğini idrak etmede ve­ya iletişim gerçeğinin ne kadar renkli ve karmaşık olduğunun şuuruna varmada bu bilimin tes­pitlerinden faydalanılabilir.

Bu noktadan hareketle bazı orijinal oluşum ve hâdise­lerle sıradanmış gibi gözüken eserlerin taşıdıktan mesajlara dik­kat çekmek istiyoruz.

MÜZİK

Müzik, çok yönlü bir semiyotik beyan şeklidir. Bu beyan­da çoğu zaman kelime ve ezgi­ler etkileşim halinde sunulur. Ya­zılı metinlerin tahlilinde eserin müellifi (veya mütercimi), ka­leme alındığı dönem, muhatap kitle, vermek istediği mesajlar vb. unsurlar göz önünde tutul­duğu gibi bir müzik parçasının semiyotik analizinde de güfteci, besteci, yorumcu, şarkıcı, dinle­yici gibi faktörlerden istifade edi­lir.

Bir müzik parçası icra edilirken birtakım ilişkiler gö­ze çarpar. Meselâ şarkıcı­nın dinleyicilerle olan iliş­kisinde genellikle “güç” şarkıcıdadır. Müzik (bazen de gürültü} yapma hakkı şarkıcınındır. Klasik müzik konserlerinde olduğu gibi bazı durumlarda dinleyici­ler çıt çıkarmamaya dikkat ederler. Bu tür konserler­de oturulan yerlerin sosyal statüye göre tasnif edil­mesi dikkat çeker. Şarkı­nın bir kişi veya grup tara­fından söylenmesi, kulla­nılan enstrümanlar, amfi­ler, ışıklar ve diğer efekt­ler, verilmeye çalışılan me­sajların (bazen ideolojik tel­kinlerin) farklılaşmasına sebep olan değişikliklerdir. (Hodge 1985:129)

Bir müzik parçasındaki sözler, enstrümanların sesi yü­zünden yazılı veya sözlü metinlerdeki kadar açık ve anlaşılır de­ğildir. Bu yüzden anlamayı ko­laylaştırmak için tekrarların ya­pıldığı görülür. Müziğin konuş­ma veya yazma diline nazaran taşıdığı bu tür dezavantajlara rağmen ezgilerdeki sihri, çoğu üslupta bulmak mümkün değil­dir. Bazen bir müzik parçası öy­le hisleri ihtizaza getirir ki bunla­ra dille yaklaşmak çok zordur. Sanki musikînin derinliklerindeki gizli bir formül, görülmese de. bi­linmese de herkes tarafından anlaşılmaktadır. (Sapir 1974: 42); (Nursi 1985 :624)

Aslında kâinat bir musikîdir. Kur’ân’ın iç musikîsi kâinat­taki ritimlerle birleşerek öyle bir senfoni oluşturur ki vicdan bu ahengi yakaladıkça kendinden geçer. İnsan, hayat ve kâinat arasındaki armoni ancak Kur’ân yardımıyla duyulabilir. İmanî ez­gileri dinlemek için kalbin fre­kansı iradeyle ayarlanmalıdır.

DUVAR YAZILARI

Duvar yazıları, binaların duvarlarından WC kapılarına, okullardaki sıralardan gazete kö­şelerine kadar birçok yerde rastlamak mümkündür. Bilhas­sa batı dünyasmda ‘vandalizm’in tesiriyle kamu bina ve araç­larının kasten ve gereksiz yere karalandığı görülmektedir. Peki bu insanlar niçin duvar yazısı yazmaktadırlar? Bir kere yal­nızlık, ferdiyetçilik ve yabancı­laşma insanlara müthiş bir sı­kıntı vermekte, var olduklarını hissetmek istemektedirler. Bu yüzden “scribo, ergo sum” (yazıyorum öyleyse varım) dü­şüncesinden hareketle varlıklarını ispatlamaya çalışırlar. As­lında bu insanlar, diğer bazı in­sanlar gibi periyodik yayınlara mektup veya yazı yazabilirler, Hyde Park’da olduğu gibi çıkıp düşüncelerini ifade edebilirler, ancak bu tür teşebbüsler, her­halde daha çok zihnî çaba ge­rektirmekte ve pek “macera/ı” olmamaktadır (Blume 1985:143). İkinci olarak insanlar artistik hislerini tatmin etme ihtiyacı duyarlar. Bazı kelime oyunları ihtiva eden ifadeleri yazmakla bu anonim tabirleri gören herkesin o “meç­hul yazar”ı takdir edeceğini dü­şünürler. Meselâ:

“Kimseb

enia

nlamıyor”

şeklindeki duvar yazısı bu ga­yeyle yazılmıştır.

Üçüncü muhtemel sebep, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, sıkıntıdır, öğretmeni dinlerken sıraya, telefonla konuşurken ku­lübeye yazılan yazılar sıkıntıdan doğan vandalizm örnekleridir. Bilhassa batılı devletler, her yıl bütçelerine ağır bir fatura çıka­ran bu tür faaliyetleri önlemek için özel rehabilitasyon grupları kurmak zorunda kalmışlardır.

Son olarak duvar yazıları tenkit, protesto, reddetme veya tasdik etme gayesiyle tezahür edebilir. ABD’deki Sokak çete­lerinin kendi bölgelerini işaret­lemeleri veya azınlıkların tecrit halinden kurtulmak için başka­larıyla iletişim kurmak istemeleri gibi sebeplerle de insanların, belli bir gruba dahil olduklarını göstermek için duvar yazıları yazmalarına yol açar. Duvar yazıları her zaman yazı şeklinde olmaz, şekiller de kutlanılır. Me­selâ işareti peace”in, yani barışın sembolü olarak kabul edilir. Çağrıştırdığı mânâlar o kadar renklidir ki bu işareti gören birisi, çevrecilikten “Yurtta sulh cihanda sulh” felsefesine, “Bana dokunmayan yılan bin yıl ya­şasın” düşüncesinden “Savaş­ma çakırkeyf yaşa” telkinine ka­dar birçok mesajı alabilir.

Bu şekilde, dünya görüş­lerinin formüle edilmiş halleri du­varlardan inmiş, sosyal hayata girmiş ve büyük bir piyasa oluş­turmuştur. Düğmeler, çıkartma­lar ve tişörtler vasıtasıyla duvar yazıları artık daha geniş kitlelere pazarlanmaktadır. Özellikle metalik müziğin tesiriyle birçok slogan üretilmiştir. Meselâ “Abolish school” (okulları kapatın) şeklindeki duvar yazısının, Pink Floyd’un “we don’t need any education” (eğitime ihtiyacımız yok) fikrini işlemesinden kay­naklanması muhtemeldir.

SÖZLÜKLER

Sözlüklerdeki tarifler ve örnek cümleler de semiyotik de­ğer taşırlar. İnsanlara mesaj ver­menin yollarından biri de sözlüklerdeki semiyotik alanları ar­zu ettiğimiz istikamet doğrultu­sunda çözmektir. Meselâ, Longman’ın “Dictionary of Contemporary English” adlı (çağdaş İngilizceye ait) sözlüğünde, Hegira-hejira (hicret) kelimesi şu şekilde tarif edilir: “The escape of Muhammad from Mecca to Medina in the year AD 622” (MS. 622 yılında Muhammed’in Mekke’den Medine’ye kaçma­sı). Böyle kaba bir ifade, bizlerin yüreğini titretir. Bu sözlüğün Türkçe’ye tercümesi de yapıl­mış, fakat maalesef aynı üslu­bun korunduğu görülmüştür. Yayıneviyle yaptığımız yazışma­lardan sonra, yetkili şahıs bü­yük bir kadirşinaslık örneği gös­tererek hatalarını itiraf etmiş, bundan sonraki baskılarda ge­reken değişiklikleri yapacağını ifade etmiştir. Aynı sözlükte İs­lâm maddesinin “Hz. Muham­med’in başlattığı din” şeklinde tarif ediliyor olması da sözlükçülerin dünya görüşlerini sergi­lemesi açısından ibret vericidir.

GELENEKLER VE TÖRELER

Ananevî merasimler de işaretbilimin araştırma sahasına giren mesaj dolu vak’alardır. Meselâ son yıllarda ülkemizdeki cenaze merasimlerinin çehre­sinde değişiklikler gözlemlenmektedir. Cenaze namazı ve dualar; alkış, çiçek ve saygı duruşlarıyla karışıp garip bir potpori sergilemektedir.

Hollanda’da yılbaşına ya­kın düzenlenen Sinterklaas me­rasimleri ise oldukça ilgi çekicidir. St. Nicolas’ın halk dilindeki karşılığı olan Sinterklaas, Zıvarte Pieti (Siyahî Piet), yani Sürinamlı siyahîleri yanına alarak uzun bir yolculuktan sonra Hollanda’ya ulaşır. “Beyaz adanın etrafında pervane gibi dönen “başkaları”, misyonerliğin “se­mereleri”, hakim ve mahkum kül­türlerin çok şey anlatan tablosu: İşte Sinterklaas!.. Bu projeratif vak’anın farkına varan Sürinamlı Hollandalıların yaptıkları protes­tolar ise belli bir uyanış ve şuu­run işaretçileridir.

Dil kullanımında da belli geleneklerin tesiri tetkik edilme­ye değer. Ülkemizde Allah ism-i celilinin duyulması halinde “celle celalühü” Arap ülkelerinde “azze ve cell” denilmesi, İngilte­re’deki müslümanların ise ge­nellikle “sıibhane ve teâlâ” sı­fatını kullanmaları buna bir mi­saldir. Evrensel düşüncelerin be­yanlara yansımasıyla ortaya çı­kan benzerlikler de enteresandır. Semiyotik mesajları ses­siz, ama temsil ve tebliğleri de­rinden olan başörtülü bacıların sıfatları, yabancı ülkelerde de “sister”, yani “kızkardeş”tir:. So­kaklardaki “eracif”, İngiliz müslümanlar tarafından da aynı mâ­nâya gelen “filth” veya “rubbish” şeklinde isimlendirilir.

FİLMLER

Filmler medyanın en güçlü silahlarından biridir. Zira in­sanların çoğu felsefî spekülasyonların değil, “iyi bir hikaye”nin tesirinde kalır. (Norman 1994: 36). Uygun ses ve görüntü efektle­riyle hazırlanmış bir filmin gizli veya açık birçok mesaj taşıdığı bir gerçektir. Ancak bu sahada çok orijinal bir semiyotik vak’a yardır ki belki şu ana kadar gö­rülmüş bir şey değildir. Saman­yolu TV’deki filmlerin aralarında verilen mesajlar, yani muhteva ve makama uygun olarak oku­nan kriterler, bütün işaretbilimcilerin ilgisini çekecek semiyotik bir özgünlüktür.

Görüldüğü gibi işaretbilim; partilerin el işaretlerinden, def­ter, kartpostal, takvim ve ajandalardaki mesajlara, logolardan fligranlara, fizyonomiden kulla­nılan kelimelere, söz arasında kimlere ve nelere atıfta bulun­duğuna kadar birçok vak’ayı tet­kik ederek nasıl bir “iletişim dün­yası”nda yaşadığımız husu­sunda bizleri şuurlandırmaya vesile olabilecek bir bilimdir. Tebliğ ve irşadda farklı bir in­celik kazanmak, peşin hüküm­lerin farkına varmak, nefret ettir­memek, sevdirmek, temkinli ve tedbirli olmak, daha detaylı ka­rakter ve vak’a analizi yapa­bilmek için bu bilimin tespit­lerinden istifade edilebilir.

İşaretbilimin genel bir te­oriden, holistik (bütünü nazara alan) bir bakış açısından mahrum olması ise onun en büyük eksikliklerinden birisidir. Vahiy­den kopuk zihinlerin ürettiği pa­radigmaların bahsettiğimiz bin­lerce, belki milyonlarca vakayı analiz edebilecek durumda ol­ması beklenemez.

Aslında herşey bir âyettir. Herşey O’nu (cc) zikreder, O’na (cc) işaret eder. Herbir objenin üzerinde tevhid sikkesi, vahdet tuğrası vardır. Hiçbir şey mânâ­sız ve abes değildir. Gök gürül­tüsü bir kuru gürültü değil, Allah’ın büyüklüğünü ilan eden bir ikazdır. Yıldızların göz kırpma­ları, ağır bulutların oradan oraya sürüklenmeleri, kedilerin mırmırları, bebeklerin umulmadık yerden beslenmeleri, deprem­lerin dehşeti hep birer mesajdır. Kendisini tanıtmak ve sevdirmek isteyen Kudreti Sonsuz’un mânâlı ve mukaddes icraatıdır. Herbir fenomenin dayandığı bir hakikat vardır. O da Allah’ın bir ismi veya isimleridir. (Nursi 1985: 627). Evet kâinat metnindeki la­fızların mânâları İlâhî isimlerdir. Mânâlar maneviyattan ko­puk yorumlandıkça sığlaşırlar. Kimbilir birkaç damla gözyaşının işaretbilimdeki semiyotik değeri ne kadardır?

DUVAR YAZILARININ DİLİ

Duvar yazılarında ideolojik bir mü­cadele de göze çarpmaktadır. Bazı sloganların çıkartmalar şeklinde arabalara yapıştırılmasının karşı sloganlar doğurduğu, böyle bir teşebbüsün kamplaşmalara yol açıp açmayacağı, insanların kalbine mi hitap edeceği yoksa tepkiyle kar­şılanıp sakil mi görüleceği ko­nusunda etraflıca düşünmek ge­rekmektedir. Duvar yazılarına olan teveccüh sebebiyle çoğu gazete bu “özlü sözler” için bir köşe ayır­mıştır. Kitapçıların bu yazıları ihtiva eden küçük kartları sattığı, hatta bu yazıların kitaplaştırıldığı da gö­rülmektedir. Bu meyanda, âyet ve hadîslerle alay eden duvar ya­zılarını kart halinde hazırlayan veya kitaplarına alan şahısların uygun bir dille ikaz edilmeleri gerekliğini de hatırlatalım.

RESİM DEĞERLENDİRMELER

Sızıntı dergisinde çıkan resim değerlendirmeleri, semiyotikçilerin tahlil etmesi gereken özgün birer metindir. Hiç unutmam, Sızıntı’yla dost olduğum ilk yıllarda gördüğüm bir kapak kompozisyonuma âdetâ bir trans haline girmiştim. Elindeki lazer tabancasından çıkan ışınların bir tünele doğru uzayıp gittiği bir adam, mavi bir atmosfer içinde sunulmuş ve

altta şunlar yazılmıştı: “Davran ki elindeki ışığın, ışık ordusuna ulaşmasına ve karanlığın bozguna uğrayıp tarumar olmasına az kaldı.” O an sanki ben de o zaman tüneline benzeyen kapağın bir parçası olmuştum.

176. sayıdaki bir başka resim değerlendirmesi ise benzerleri gibi yine insanı tefekküre zorlamakta ve gerekli yorumlar yapılabilirse sarfedilen zihnî enerjiye kal kat değecek mesajlar ak­tarmaktadır. Bu resimde bir “M” harfini ayakla tutmaya çalışan insanlar vardır. Değerlendirme ise şu şe­kildedir: “Koskoca bir sa’y-u heder... Bu paramparça zeminde onu dikmeye muvaffak olsanız da, uzun zaman ayakta duracağa benzemez.” “M”nin mânâsı konusunda kafa yorunca birkaç alternatif akla gelmektedir. Meselâ bunlardan biri “deniyyet” (alçaklık), yani “mimsiz medeniyet” olabilir. Bu resim değerlendirmelerinin bilgilendiriciliğini (informativity) ve orijinalliğini artıran unsurlar ise, yorumun hayatı ve hakikatleri fezleke kris­talleri şeklinde idrak eden lojistik bir gönül tarafından yapılıyor olması, metnin tedaî ve telmihlerle metinlerarasılık (intertextvality) özelliği taşıması ve Umberto Eco’nın (1992:18) tabiriyle “açık eser” (opera operta) olması, herbir muhatabın kendi çapında birşeyler anlaması, bunların yorumlarıyla metnin tekrar tekrar doğmasıdır. Başka bir ifadeyle yazar, yorumcuya tamamlanacak bir eser sunmaktadır.

Böyle bir eserde tek bir yorum okura dayatılmaz, eser kasten okurun hür tepkisine açık bırakılır. “Aşı­lamada bulunan” bir eser her okunuşunda, okurun coşku dolu, sembolik katkısını alır. Okur yavaş yavaş keş­federek mânâya ulaşma hazzını tadar.

KAYNAKLAR

- Beaugrende Ride ve W Dressier (1981). Introduction to Textlinguistics London: Longman

-Blume, Regina (1985). “Graffiti”, Dis­course and Literature adlı eserde. (Ed.) Teun-Adrianu van Dijk. Amsterdam / Pliladetphia: John Benjamins Publisching Company.

- Eco. Umberto (1992). Açık Yapıt. Çev. Yakup Şahan. İstanbul, Kabalcı Yayınevi

- Hodge, Robert (1985). “Song”, Discourse and Literature adlı eserde

- Norman, F. (1994). “Resisting Western Images”, The Fountain. Vol. 1, no. 8

- Nursi, Said (1985). Sözler, İstanbul: Envar Neşriyat

- Sapir, E. (1974). The unconscious pat­terning of benaviour insociety”. Language, Culture and Society adlı eserde. (Ed.) B. Blount. Cambridge, Mass.: Winthrop , ss. 32-46