Ekim 1983 · s. 2 · 4 dakikalık okuma
İrade


Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda karar verme gücü veya eğilim diye tarif edeceğimiz "İrade muhtariyeti" insan olmanın şiarı ve ahlâkın biricik esasıdır. O olmadan ne faziletten ne de insanlıktan bahsetmeye imkân yoktur.
Bir insanda irade şuuru, onun kendi kendini idrak etmesi demektir. Bunun aksi ise ferdin deformasyonu ve bozulmasıdır ki; böyle bir bozulmaya maruz kalan fert, hareketlerinde kararsız, düşüncelerinde de şaşkınlık içindedir. Onun bu kararsızlık ve şaşkınlıktan kurtarılması, dönüp yeniden kendini bulması ve iradesiyle bütünleşmesi sayesinde mümkün olacaktır. Yoksa ne ruhunda istikrar, ne hareketlerinde denge, ne de (kendi olma) yolunda bir gayrette bulunması katiyyen tasavvur edilemez.
İradeli hareket, bir ilk plan ve karara muhtaçtır. Bu da zihnin hayat ve faaliyetine bağlıdır. Bu itibarla, tanıyabildiğimiz varlıklar arasında, iradeli hareket yalnız ve yalnız insanoğluna has bir keyfiyettir. Yüce Yaratıcının insanı şereflendirme ve kendi iradesine bir davetçi, bir ilk sebep kılma maksadıyla onun derununa yerleştirdiği irade, öyle bir şifre-çözen ve meş'aledir ki; bu meş'ale nerede yanarsa bütün kevn-ü mekânları idare eden Zat'ın nuru ve iradesi de orada tecellî eder. Cüz'î iradesini Yaratıcının sonsuz iradesiyle bütünleştiren insan, sınırlı iradesiyle sınırsızlığa ulaşır: İktidarsızken güçlü, âcizken kuvvetli, katre iken derya, zerre iken güneş ve bir hiçken bütün bir varlık kesilir..!
Evet, sınırlı dahi olsa insan iradesi, Hakkın nâmütenahî iradesinden, yeryüzünün bu en güzîde varlığına aksetmiş ilâhî bir armağandır. Bu armağanı şifreli bir anahtar kabul edip kullanabilenler, en muğlak meseleleri çözmeye, en karanlık noktaları aydınlatmaya, en muhkem görünen kapıları açmaya ve hazinelerin en kıymetlisini elde etmeye muktedir olabilirler.
İrade sadece bir düşünce olmadığı gibi, bir hamle de değildir. O; ruh gücünün, gönül zindeliğinin, bedenî faaliyetlerin en birinci kaynağı ve dayanağı olduğu gibi, imkânlarının sınırlılığı içinde insana sonsuzlaşma yollarını açan biricik sebeptir. Bu sebebi elde etmenin şuurunda olanlar, bir hamlede dünyalar dolusu problemleri çözmeye muktedir olabilecekleri gibi, cehennem kapılarını kapayıp yıldız yıldız cennetlere uzanan yolları da keşfedebilirler.
Her dava ve düşünce evvelâ, iradenin plan ve projeleriyle varlığa erer. Onun itici gücü ve çekici kuvvetiyle en sarp ve derin engebeleri aşarak zirvelere ulaşır. Sonra da, yine onun yukarı âlemlere bağlı esrarlı oyunlarıyla devamlılık kazanır ve yerinde kalır. Ay'la aramızdaki mesafe, şahlanan iradenin kanatlarıyla aşıldı. Ağrı'nın zirvesi onunla didik didik edildi. Okyanuslar, küllî iradenin tecellisine vesile, insanoğlunun elindeki bu meş'aleyle aydınlandı. Önümüzdeki günlerde fezanın büyük bir kısmı da yine bu ışıkla nurlanıp okunan bir kitap haline gelecek.
İnsanoğlunun, kalbî hayatını koruyup kollaması, çevresini saran binbir musibete karşı mukavemeti ve şehevanî arzularını aşarak insanlığını idrak etmesi de yine iradenin dil ve duasına bağlıdır. Azim ve iradesiyle, rahmeti sonsuzla münasebete geçen insan, Onun kuvvetine dayanmış, himayesine girmiş ve nefsaniliğin gayyâlarına yuvarlanmaktan kurtulmuş olur. Evet her var oluş ve yükseliş iradenin kanatlarına bağlı olduğu gibi. her yıkılış ve tükeniş de o kanatların kırılmasıyla alâkalıdır.
Birer kartal gibi zirveleri kollayan Bel'am ve Bersisa'nın (1) irade isteyen küçük bir husus ve bir anlık gaflette baş aşağı olmalarına karşılık; Mısır azîzinin sarayında, dört bir yanı şehvetle sarıldığı bir zamanda, nefsin olanca saldırılarını Hakk'ın bu bürhanıyla (2) ters yüz eden Azizoğlu Aziz şahlanan ruhuyla fâni güzellik ve görkemine bir başka renk katıyor ve başı gökler ötesi alemlere ulaşıyordu.
Hayatın her dönemecinde, insanoğlunun zaaflarını kollayan bir sürü ifritten mesele ve gulyabâniler karşısında ancak; irade gücüyle kanatlanıp kâinatları elinde tutan Sonsuz Kudretle rezonans olan babayiğitler mukavemet edebilirler. Her yeni hadiseyle biraz daha bilenen, her musibetle sertleşip gerilime geçen ve gelip etrafını alan düşmanlıklar üzerine bir tufan gibi yürüyen babayiğitler..
Her gürültüde paniğe kapılan, sarsıntının en küçüğüyle yıkılıp giden, dişini sıkıp dayanması gerektiği yerde dağınıklığa düşen duygu ve düşünceleriyle oturaklaşamamış acemî ruhlar, muvakkaten göz kamaştırıcı ışıklar neşredip yürekleri hoplatsalar bile, ebedî aydınlatıcı olamaz ve kitleleri şaşkınlık berzahından kurtaramazlar. Kurtarmak şöyle dursun, böylelerinin çıkardığı her gürültü, hasım dünyaların tahrik olmasına ve hizmet cephesi için şartların ağırlaştırılmasına sebebiyet verecektir. Asırlık kin ve nefretlerle bilenmiş hasım bir dünya tarafından sezilmeden, belli bir süre için içinde yürüme mecburiyetinde olduğumuz zaman tünelini emniyet içinde geçebilmemiz için:
Dışıyla mukassi, içiyle muallâ olmak;
Fevvâre değil, girdap gibi muamma olmak... gerektir. Bunun içindir ki; yıllarca, asırlarca beklemesini bilen, dörtbir bucaktan gelip etrafını saran fırtınalara " pes" demeyen ve sonsuzluk yolunda bir Hak dostuna rehberlik yapan kedi gibi (3) başı dönmeden, bakışı bulanmadan "yâ ebed!" deyip coşan ulu iradeli, sarsılmaz yürekli diri ruhlar olma mecburiyetindeyiz.
Rica ederim bana, bir yumurta başında ortalığı velveleye veren farfaracılardan bahis açmayınız.! Bugün ruh-u perişanım, denizlerin derinliklerinde, ızdırap yudumlayıp gözyaşı soluyan ve bir kanlı çile içinde inleyip duran mercandan bir nağme beklemektedir. Köpek balıklarına inat, sahildeki insanları coşturacak bir nağme.! Sadece ruhların sezebileceği alabildiğine sessiz ve gösterişten uzak bir nağme.! Durak ve beklemeleri yerinde ve gönüllere sindire sindire, bu mübarek yolun kara sevdalılarının iniltilerini aksettiren bir nağme...!
SIZINTI
(1) Eski devirlerde yaşamış üsturevî iki ibadet kahramanı olup, ibadette çok ileri gitmiş olmalarına rağmen şeytana aldanmış ve irade zaafı ile uzun bir süre içinde elde ettikleri herşeyi kaybederek birer şakî olarak vefat etmişler
(2) K. Kerimde Hz. Yusuf'a (S) gösterilen irade bürhanı.
(3) Bir Hak dostunun müşahedesiyle gözünü diktiği delikten ayrılmayan kedinin, beklediği şeyi yakalama hususunda bu sabır ve sebatı, manzaraya şahid olan Hak dostunun derinleşip bütün bütün kendine gelmesine sebep olmuştur.