Eylül 1991 · s. 350 · 6 dakikalık okuma
İnsanlar ve Sarsıntılar
Nevzat Bayhan · Jeo. Yük. Müh · Jeoloji

Geçtiğimiz Şubat ayının ilk haftalarında ülkemizin en kalabalık nüfûsuna sahip olan güzide şehrimiz İstanbul’da zemin hafifçe titreyince sakinlerinin tüyleri diken diken olmuş, genelde çok uzak gördükleri ötelere ait yolculuğun başladığını zannederek oldukça karamsarlığa düşmüşlerdi. Geçmişte yaptıklarına, yeni dünyalarına götüreceklerine bir göz attıklarında da acaba bir fırsat daha verilir mi? diye yalvarırlarken sarsıntı durmuş, edilen tevbeler ve vaadler de artık yavaş yavaş unutulmuştu. Hayat tekrar hızlı temposuyla devam ederken geride depremden sadece heyecanla anlatılan hatıralar kalmıştı. Evet, insanoğlu unutkandı ve burnunun ucunda cereyan eden hâdiselerden çok az ibret alabiliyordu. Halbuki yanı başımızdaki İran'da geçen sene 21 Haziran'da 7.7 Richter şiddetindeki deprem sarsıntısı 60 bin insanı baki hayata doğru yolculuğa çıkarmıştı.
Daha önceki senelere bir göz attığımızda; Gediz, Erzincan, Van, Erzurum vb. illerimizde onbinlerce insanımızın sarsıntılar neticesi artık aramızda olmadıklarını görürüz. Bunların arasında bizler de olamazmıydık? Şüphesiz verilecek cevap müsbet olacaktır. Demek ki ihmâl edilmemişiz ibret olmak üzere imhâl edilmişiz.
Hiçbir korku ve endişe duymadan günlük işlerimizi takibettiğimiz, bize oldukça güvenilir gelen beşiğimiz 4500 C'ye varan oldukça sıcak ergiyik malzeme üstünde gezinmektedir. Ve ülkemiz' insanları ise "Kuzey Anadolu Fay'ı" gibi sürekli hareket halinde olan büyük bir (Arz kabuğu kırığı) ile birlikte, sürekli sıkışan ve açılan bir zemin üzerindedirler. Arz kabuğundaki çok ufak bir yer değiştirme, muazzam sarsıntıya sebebiyet verecektir. Meselâ Meksika kıyılarında Cocos levhasında bir tabakanın 33 cm.lik bir yer değiştirmesi 8,7 Richter şiddetinde bir depreme sebebiyet vermiş ve neticede 5000'den fazla insan ölmüştür.
Demek ki o kadar emin zannettiğimiz, üzerinde gökdelenler diktiğimiz beşik, her saniye jeolojik ve sosyolojik depremlere maruz kalmaktadır. İnsanoğlu bunları sismograflar gibi takib edemediğinden can ve mal kaybına sebep olanları görmektedir. (Bkz. Sızıntı C.7, say.84, s.463). Dünya bir beşiktir. Cocos levhasındaki gibi küçük bir yer değiştirme dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelebilir. İnsanlığa düşen ise buna maddi-manevi hazırlıklı olmasıdır.
SARSINTI ÇEŞİTLERİ
Bu kısımda jeolojik ve beşeri depremleri sınıflayarak hangi çeşit depremlerin daha tahribkâr olduğunu tesbite çalışacağız. Daha önceki sayılarda ele alındığından, deprem sebepleri, arz içi hareketleri v.s. teferruatına girilmeyecektir.

a. Tektonik Depremler:
Levha tektoniğiyle izah edilen bu çeşit sarsıntılarda arz kabuğunun çeşitli hareketleri neticesi levhalar arasındaki ayrılma ve sıkışmadan doğan depremlerdir. (Geniş bilgi için Bkz. Sızıntı c.7. Sayı 75, s.91 Kıtalar Kayıyor mu?)
Jeolojik olarak meydana gelen depremlerin %90'ı bu sınıfa girmektedir. Can ve mal kaybını 100-200'e katlamaktadır.
Toplumlarda da jeolojik sarsıntılar gibi tahrip şiddetini 100'e 200'e katlayacak derecede depremler olmaktadır.
Toplum sarsıntıları da maddî-manevî zarara ve kayıplara yol açmaktadır. İnsan ölümünün yarımda ma'nâda pörsüme, akıl, fikir ve vicdan ölümlerine de sebep olan bu içtimaî depremler Âdem (as)'den günümüze kadar toplumları sürekli dilgir etmiştir.
Jeolojik depremlerin sebepleri son yüzyıllarda yeni yeni anlaşılmasına rağmen, sosyal depremlerin sebep ve çareleri ilk insandan bu yana bilinmiş, çareleri de İlahî iklimden insanlara sunulan kurtarıcı reçetelerle veya inanç, aktivite, ruh ve vicdan rotası, yönelinmesi gereken mihrap gibi çıkış yollarıyla insanlara ışık tutulmuştur.
20. asır başlarında kendisini hissettiren ve dünya coğrafyasının kuzeyindeki ülkelerden bazılarını birleştirmeğe çalışan komünizm hareketleri, 15-20 milyon insanın hayatına mâl olan sarsıntılara sebep olurken aynı zaman aralığında ırkçı bir hareket olan Alman nazizmi ve İtalyan faşizmi de, coğrafik levha sınırlarında oynamalara sebep olunca 2. dünya savaşı çıkmış, toplam 42 milyon insan ölmüş ve iki katı kadarı da sakat kalmıştı.
İsrail 20. asır ortalarında Arabistan levhasının kuzeyinde küçük bir levhacık oluşturmaya çalışınca, günümüze kadar devam edecek olan Ortadoğu depremlerinin merkez üssünü (Episantr) teşkil ediyordu.
Kore, Vietnam, Afganistan, Falkland, İran-Irak savaşları olarak bilinen sarsıntılar bu sınıfa girmektedir.
Nihayet Irak levhasının Kuveyt levhacığına doğru hareketi onbinlerce insanın ölmesine yüzbinlercesinin evsiz barksız ve sakat kalmasına sebep olmuştur.
b. Volkanik Depremler:
Arz kabuğu altındaki ergimiş kızgın malzemenin zayıf noktalarda yeryüzüne çıkmasıyla meydana gelen sarsıntılardır. Adından da anlaşılacağı üzere bunlar, çok geniş bölgeleri tesiri altına almamalarına rağmen nerede ne zaman olacağı ise kesin olarak bilinememektedir. (Bkz. Sızıntı C.8 Sayı 85. s. 23, Arz kabuğu ve Madenler).
Umumiyetle normal yolların dışında iktidara gelen veya tepeden inme idarelerde görülen bu sarsıntıların menşei; temelden gelen istek ve arzuların önüne set çekilmesi neticesi oluşan potansiyel kin ve nefretin daha sonra sosyal patlamalara sebep olmasıdır.
Baskılarla inancını yaşayamayan, doğruları bilmesine rağmen yapamayan, yanlışları yapmakla başbaşa bırakılan insanların huzursuzluğuna, inanmayaların da harisliği ve tatminsizliği eklenince, bu çeşit depremlere davetiye çıkmış demektir.
Stalin, Mao, Hitler, Musollini, Kastro, Venizelos, Saddam gibiler yüzlerce örnekten sadece bir kaçıdır.
Volkanların zaman zaman püskürmesi gibi bu tür sarsıntılar devlet idaresinde belirli periyodlarla yenilenebilmektedîr. Bu zaman aralıkları bazılarında kısa, bazılarında ise uzun zaman almaktadır. Darbeler ve iç savaşlar gibi. Bunlar da aşağı yukarı bütün devletlerin tarihlerinde varolagelmiştir.
c. Çöküntü Depremler:
Arz kabuğunda karstik boşluk(mağara), insan eliyle açılmış mağara, galeri, tünel ve depolar, tuz ve jips gibi suyla eriyip taşman birimlerin oluşturduğu boşlukların zamanla çökmesi neticesi oluşan sarsıntılardır.
Bu çeşit depremlerin diğerlerine nazaran daha önceden tahmin edilmesi imkân dahilindedir.
Adından da anlaşılacağı gibi bu çeşit beşeri sarsıntılar umumiyetle insanlığın bazı hasletlerinin çöküntüye uğramasından kaynaklanır.
Arz kabuğundaki jips-tuz gibi yumuşak malzemeler nasıl ki iç ve dış tesirlerden korunamadığında eriyip gidiyorsa, toplumlarda kenetleşme, birleşme, dayanışma ve kardeşliği sağlayan unsurlar iç ve dış tesirlerle eriyip gidebilir. Neticede birbirinin kötülüğünü düşünen, egoist , dolandırıcı, bedbin, öz değerlerini kaybetmiş insanların sosyal dengeyi bozması mevzubahis olacaktır.
Galeri, tünel ve depo çökmelerine insanların kanaat hislerini kaybederek belirli makam veya servete ulaşabilmeleri için her yolu mubah görmeleri, cemiyeti ayakta tutan bütün müesseseleri (basın, yayın, eğitim vs.) gayelerine alet edecek şekilde yönlendirmeleri örnek olarak verilebilir.
Ayrıca bunlara insan fıtratındaki kötülüğe meylin tahrik ve teşvik edilmesi, zina, alkolizm, uyuşturucu tedhiş gibi hareketlerin kasıtlı olarak kontrol altına alınmaması! İyilerin karalanması, iyi ve yapıcı hareketlerin kötü gösterilmesi, haklının kuvvetli elinde oyuncak haline getirilmesi, yani kısaca ruh sefaleti ilave edilebilir.
Bütün bu anlatılanların ışığı altında jeolojik ve sosyolojik depremleri karşılaştırdığımızda; beşeri depremlerin çok daha tahripkâr olduğu, birincisinin insanın sadece dünya hayatına son verirken, ikincisi hem dünyasını, hem de ahiretini harab ettiği görülmektedir. Nitekim jeolojik sarsıntılar, Richter, Mercalli, Cocani gibi ölçeklerle ifade edilirken, sosyolojik sarsıntıların buutunu kavrayabilecek büyüklükte bir ölçeğin hâlâ tesbit edilemeyişi de bu yüzdendir.
Jeolojik sarsıntılar arz kabuğundaki potansiyel enerjiyi hafifleterek kabuğun büyük patlamalarla uzaya fırlamasını frenledikleri gibi, Gafur, Rahim ve Kadîr olan Yüce Yaratıcı'nın Ad, Semud ve Şuayb kavimlerinde olduğu gibi bazı kullarını bununla ikaz edip bazılarını da te'dib etmektedir.
Burada yapılan beşeri sarsıntı sınıfları sosyologlarca belki yetersiz veya yanlış olarak kabul edilebilir. Bu tamamen şahsın inisiyatifine bırakılmıştır.
Fakat üzerinde durmak istediğimiz deprem felaketi sırasında bazı şahısların Yüce Yaratıcı'nın Âdil, Gafur, Rahman gibi sıfatlarına hakarete varıncaya kadar çıkabilen hezeyanlarının haksız olduğudur.
Her gün gözlerimizin önünde binlerce beşeri sarsıntı olurken bunun sebep ve çarelerine bakmazken, oluşan bir depremin hemen haksız polemiklere sebep olması şaşırtıcıdır. Günümüze kadar meydana gelen depremlerde toplam 1 -2 milyon insan ancak hayatını yitirmişken, beşeri sarsıntılarda ölen insanların adedi ise milyarlarla ifade edilmektedir. Demek ki en büyük zulmü, adaletsizliği insanlar kendi kendilerine yapmaktadır.
Aslında her sarsıntı, insanoğlunun kendini hesaba çekmesinin geç kalınmış zamanıdır. Dileğimiz insanoğlunun; ,
"Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın; "Buna ne oluyor?" dediği zaman, işte o gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır. O gün insanlar işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler. Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür" (Zilzal 99/1-8). Yüce Beyân'ın verdiği mesajı hiçbir zaman kalbinden ve kafandan çıkarmayarak davete devamlı hazırlıklı olmalısın. Çünkü Ölüm denen şey bir nefesten ibarettir. Alıp-verememek, verip alamamak her an mümkündür.