Sızıntı Arşivi

Mayıs 1980 · s. 3 · 3 dakikalık okuma

İnsana Saygı

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

İnsanı, insan olduğu için sevmek ve saygılı olmak; asıl olan budur. Yoksa kendi gibi düşünenleri sevmek ve saymak, samimi ve insanca bir sevgi ve saygı değil, bir bencillik ve insanın kendi kendini putlaştırması demektir. Hele hele temel düşünce ve tasavvurda, aynı çizgide olup da, tıpatıp bizim gibi düşünmeyenleri horlama ve irdeme, bir mürüvvetsizlik ve hodgamlıktır.

Bizler, geleceği kucaklayıp ve kuracakları, meseleleri çıkış noktalarına sebeplere göre değil, gayelere göre mütalaa edecek bir nesil olarak düşünüyoruz. Mademki, hep ayni düşüncede olan bizler, birbirimizin nazarında değişik yol ve stratejilerle, aynı noktaya varmak için çırpınıp duran yolcularız, ne diye bu yüce hedefin mukaddes yolculuğunu berbat ediyoruz.

İnsanlığın gelecekte alacağı cebri-keyfiyet, hele içinde bulunduğumuz dünya itibariyle, bizi o türlü dikkat ve teyakkuza zorluyor ki, şu anda aceleden vereceğimiz günübirlik herhangi bir karar, ileride telafisi imkânsız hatalara sebebiyet verecektir. Bunun içindir ki, geleceğin mimarları, kuracakları dünyayı insanlık sevgi ve saygısına dayalı bir mana ve ‘görünüm’ içinde kurma mecburiyetindedirler.

Muasır dünya, getirdiği şeylerle bizi karanlık yollara saldı. Ve şu anda, ne olduğunu bilmediğimiz bir sürü mesele ile karşı karşıya bulunuyoruz. Halline uğraştığımız bu meseleler alabildiğine kaypak ve tutarsız; neticeleri de o nispette tenakuzlarla dolu. Evet, insanlığa ab-ı hayat getirmek için Kaf dağına azmetmiş binlerce hızır var, fakat hiçbirinde ölümsüzlük iksirinin emaresi mevcut değil. Ve bu havan taslaklarının bütün gayretlerine rağmen, insanlık saygısı, bugün ciddi tehlikelerle burun burunadır.

Bizler, yıllar yılı hep böyle didinip durduk; fakat bir türlü yarının kaidelerini oluşturacak terkiplere ulaşmadık. Ulaşamazdık da; zira duygu ve düşüncelerimizin farklı şeyler vaat edişi ve farklı şeyler getirişi, bizleri, elinde kırık bir plak ve yarım bir beste kapı kapı dolaşan müzisyenler haline getirmişti. Her ferd, eline aldığı doğrunun bir parçasıyla, başka doğruları inkâr ve herkesi elindeki parçacığa ittiba etmeye mecbur saydığı müddetçe, telahuk-u efkâra, (1) yeni terkiplere ve kurtarıcı reçetelere ulaşmağa imkân var mıdır? Hele ikna edilmeyenlere karşı tektir, tecrim; hatta fiili tecavüz silahı da kullanılacak olursa..

Bugün usuldeki bu yanlışlıklarla varılan nokta, çok hazin ve düşündürücüdür. Omuz omuza aynı yolda yürüyen insanlar, birbirlerini tanımaz olmuşlardır. Doğrular ve yanlışlar, asıl kaidelerinden kaydırılarak, grupların hevesine göre, kaypak raylara oturtulmuştur. Böyle bir curcuna içinde, ne hedefin yüceliğini ne de vesilenin ondan farklılığım seçmek mümkün değildir.

Günümüzün insanı, bahardan km almak için seyre çıkıp da, bir sarıçiçeğe bağlanmış gibidir. Aslında o, vesileler için kavgaya tutuştuğu bu yolda, çoktan hedefe yarma ümidini yitirmiştir. Artık yaptığı şey, sırf uğraşmak için uğraşmak ve hareket etmek için hareket etmekten ibarettir. Mabette, turistlere şirin görünmeye kendini kaptırmış mihmandar, nasıl mabede hizmet ve yaratana kulluğu unutur; öyle de, bugün, herhangi bir klik ve partiye dil beste olanlar, hedef ve gayeye karşı yâd ve bigane kalmışlardır.

Günümüzün insanı, baharın yolunda bir çiçeğin mahkûmu; deryanın peşinde bir katrenin zebunu olmuştur. Bana öyle geliyor ki, ona yeni bir bakış kazandıracağımız ana kadar, bu seyyiat ve perestişkarlığının önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Ama herşeye rağmen bizler, doğruya tercüman olmakla mükellefiz. Keşke olabilseydik!.

Gözümüze giren ve kalbimizi dolduran hava ne kadar cazip ve bağlayıcı olursa olsun, gönül verdiğimiz hakikati unutmamıza asla cevaz verilemez. Aynı kamp içinde bulunan bizler, birbirimize yabancı kalamayız. İyinin ve güzelin tekeli elimizde değil ki, aynı hedefe doğru giden bir başka yolun yolcusuna savaşımız tecviz edilsin.

Farklı düşüncedeki birinin, yol ve sisteminin kritiğini yapabiliriz. Bu, aklın farklı işleyişinin ifadesidir. Ama eğer, aynı ufka ulaşmak için çırpınıp duruyorsak, hiç olmazsa onun düşüncesine de saygı göstermeliyiz. Bu, aynı hedefe yönelik bulunmanın, aynı imanı taşıyor olmanın, aynı terminolojiyi kullanmanın ve nihayet herşeyin üstünde yüce yaratıcının tebcil ettiği mukaddes manaya saygılı olmanın gereğidir.

İnsana saygılı olalım! Onun havı bulunduğu yüce hakikatlere saygılı olalım. Yaratanından ötürü, onu sevip saymasını bilelim. Bu anlayış içinde geliştirebildiğimiz bir topluluk, eninde sonunda kendine gelecek ve kaybettiği şeyleri telafi etmesini bilecektir.

SIZINTI

(1)Telahuk-u efkar: Fikirlerin birbirine iltihakı, geçmesi.