Sızıntı Arşivi

Mart 1980 · s. 29 · 1 dakikalık okuma

İnilti

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

İNİLTİ:

İnilti derdin tercümanıdır. Kelimesiz, harfsiz bir terennümdür. Ruhun derinliklerinden kopup gelen tek notalı bir nağme gibi. Belki bir feryad, bir figan değildir ama içinde binlerce acı gizlidir onun.

İnilti vardır, bir hastanın dudağından dökülür. İnilti vardır, bir yolcunun sinesinde nağmedir. Ve inilti de vardır, tebessümün, gülmelerin gerisinde gizli.

İnilti yürekler acısı olur bazen; son anlarını yaşayan bir hastanın dudağında alevleşir.

Fersiz gözler, soluk dudaklar inlese de inlemese de nasıl bir derde giriftar olduğu bellidir.

Ya canı dudağına gelmiş bir milletin iniltisi? Nereye gitse, hangi kapıyı çalsa yüz-geri edilişi; gülmesini unutan insanların alev dev binlerce acının cenderesinde Eyyub gibi sabredişi, bu şir-i jiyanın (*) artık tükenişi ve mecalsiz kalışı; üçyüz senedir içten içe bin infial şeklinde inleyişi yok mu? Yakıyor sineleri.

Benim adım derdi dolap,

Suyum akar yalab yalab,

Böyle emreylemiş Çalab,

Onun için inlerim.

Yunus Emre

Dediği gibi şairin, bir inleyiştir bu.

Elini bağrına basıp ağlayan analar. Boynu bükük yetimler, kızlar, gelinler. Sokaklarda bin perişan, keşmekeş, başıboş bir nesil. Ve binlerce tarrakanın yayıldığı tüyler ürpertici sahnelerin tablolaştığı vatan ve inleyen millet, ağlayan nesil.

Gelin! Bu iniltiyi dindirelim. Köy köy, kasaba kasaba dolaşıp Hakkı anlatalım. Zira Onu bilmekle başlar herşey. Ve yine O’nu bilmekle olur insanlar, ağaç dalları gibi sarmaş dolaş. Sevgi, muhabbet O’nun meltemidir. Ve ancak ve ancak O’nun

Baharında eser.

Mehmet ERDOĞAN

(*) Şir-i jiyan: Kükremiş aslan