Mart 1985 · s. 25 · 8 dakikalık okuma
İnançsızlık Tufanı

İman nuru ile, iç dünyası, dış âlemi ve geleceği aydınlanmamış insanların perişanlığını her zaman müşahede etmek mümkündür. Yer yer inkâr ve İsyanını ifade eden bir annenin genç yaşta vefat eden evlâdı karşısındaki tutumunu görerek "Cehennemden beter vaziyeti yakından temaşa edip, imân nimetinin ne büyük bir mevhibe olduğunu düşünmemek kabil mi?... Şimdi tek evlâdını kaybetmiş, daha fecisi inançlarından kopmuş; fakat her türlü imkâna sahip şu annenin iç parçalayıcı hazin ifadelerini beraberce takip edelim: "Senden ayrıldığım günden beri ömrümü seni düşünmek ve sana ağlamakla geçirdim canım oğlum. Hayatımın geri kalan kısmı için de başka bir arzum ve düşüncem yok, Yaman'cığım."..."Bu sabah Vatikan'a gittik."..."En son meşhur Sixitine kilisesine girdik. Mimarı Michel-Ange, duvarlarını ve tavanlarını resimlerle süslemiş, büyük mimar Papayı memnun etmek için 15 günde resim Öğrenmiş, tavanı sırtüstü yatarak dört buçuk senede ancak bitirmiş."..."Sensiz, dünyada artık bir tek emeli kalmıyan anacağının boşluk içinde hergün biraz daha azap ve yük olan hayatı sürüklemede çektiği ızdırap, emin ol ki, Michel-Ange'ın dört buçuk sene sırt üstü resim yapmasıyla ölçülemiyecek kadar ağır evlâdım. Eğer bir an için, tek ümitsiz ümidim olan, sana kavuşmak mümkün olsa, bütün Ömrümü sırt üstü geçirmeye çoktan razıyım. Yaman'cığım!..."Bugün senden ayrılalı tam bin gün oluyor, Yaman'cığım. Senin arkandan bin saat geçirmeden, yanına gelmeyi nasıl isterdim! Kahrın en ağırı bile şimdi anlıyorum ki. benim için azabların en büyüğü olan ömür yükünü, insanın sırtında da feci bir ağırlık haline getiriyor, fakat bitirmiyor, Yaman'cığırn. Her geç gün hasretini biraz daha alevlendiriyor."... "Bana zamanın senin ayrılığınla içimde yanan ateşi küllendireceğinden bahsettiler, Yaman. Bunu ilk duyduğum zaman isyanımdan yüzlerine kinimi haykırmak istedim... Ana duygusunu ve evlât sevgisini bu kadar hafife alıyorlardı."
"Bak bugün bininci gün. Nasıl yokluğunu içim sizli-yarak, beynim uyuşarak, seni ilk kaybettiğim günün hâlâ taptaze duran acısı ile anıyorum, arıyorum Yaman'cığım. Yanaklarımdan yuvarlanan göz yaşlarımda ilk günlerin yakıcılığı var..." ..."İnsan gücünün tabiatla mücadelesindeki bu hârikası, belki birçok kimselere hayret ve takdir hissi verir. Fakat o insanlığın, seni bana verememek aczi, gözümde insanlık gücüne verilen bütün kıymetleri kaybettiriyor." ... "Bu yolculuk bana her adımda senin hasretinin ateşini alevlemekten başka bir zevk vermiyor; bir külçe gibiyim. Herkesin neşe diyan bizim ızdırap kaynağımız..."..."Her adımda bin düşüncenin ızdırabı altında (Geneve şehrinin) bol ışıklı sokaklarında bir cehennem karanlığı sıkıntısı hissederek avare, perişan dolaştık."..."Geneve'de bir haftakaldık. Fakat şehirde gezemedim. Senin bastığın topraklarda her saniye seni arayarak, her an bir köşeden karşıma çıkacak hayalini bekliyerek harap oldum."..."Bir saniye bile bir tek yeniliğin gönlümü değil, gözümü olsun oyaladığını hatırlamıyorum."..."Nedenini bilirsin evlâdım. Görüyorum ki, şuursuz bir inanç,yine şuursuz bir isyan halinde. Ben ise, bütün isyanım ve tükenmez tahassürümle senin hayâline çevrilmiş eriyip duruyorum."..."Fakat benim bu çılgın hareketlerim sana olan hasretimin ve seni benden ayıran kuvvete karşı duyduğum isyan ve belki intikam hissinin zaman zaman bir volkan gibi patlamasından ileri geliyor."..."Mennagio şehrine gittik." ..."Otelin bir köşesinde müzik var. Zaman zaman kulağıma gelen caz parçalan benim de içime coşkunluk vererek, senin için hıçkırtıyor, Yaman'cığım."
Mehtaba, Boğaz Sularına Bile Düşmanlık!
"Göz yaşlarımızdan meydana gelen bulutlar, etrafı görmemize mani olduğu saatlerde, onüçüncü gecesinde olan bu insafsız ay, yalancı parıltısı ile sabaha kadar kara ve korkunç Boğaz sulan üzerinde parladı durdu."
"Onun için aya dargınım ve kinliyim, evladım. Bin günden fazladır, yalnız senin için ağladığım ve yalnız senin hasretinle çilemi doldurduğum evimde bile mehtablı gecelerde bu ışığı görmemek için perdemi kapatıyorum, Yaman'cığım."
"Boğaz nasıl sevgime ihanet etti? Ay nasıl bu insafsızlığı yaptı, Yaman'cığım."
"Gece sabaha yaklaşıyor. Gün ışıkları göle düşmeden bakalım biraz uyuyabilecek miyim, evlâdım, Yaman'cığım."
"Seninle son seyahatimizde motorle gezdiğimiz bir başka hayâl âlemi olan Lugano gölü kenarındayız. Bastığın toprakları koklamak ve elinin değdiği sularda kaybolmak arzusuyla sarsılıyorum, evlâdım."
Gördüğü Yerler de, Görmediği Yerler de Izdırap Kaynağı
"Senin görmediğin yerler, beni avutma yerine, bana yepyeni bir ızdırap kaynağı oluyor, evlâdım. "
"Senden sonra tarumar olan gönlüm ve kalbim gibi herşeyimi, elbiselerimi, şapkalarımı, papuçlarımı dağıttım. Artık sensiz dünyada sana akan göz yaşlarım için mendilden başka hiçbir şeye ihtiyacım yok."
"İşte şimdi hep beraber sevdiğimiz güzel şehirler, işte şimdi hep beraber hayranı olduğumuz rengârenk ufuklar, yeşil, koyu, nefti, karlı dağlar, işte müzeler ve şaheserler. İşte yine kapıları arkasına kadar açık operalar, tiyatrolar, revüler ortasındayım. Fakat neden şimdi bundan evvelki zamanlar gibi değilim, Yaman'cığım?"
"Saadet istemiyorum, neşe istemiyorum, fakat neden bunlar, benim en ufak bir oyalanmama bile yardım etmiyorlar?"
Hâtıralar Hatta Zaman Bile Düşman Gibi!
"Muhakkak ki, hâfıza ve hatıra insan için belki bir bakıma korkunç bir düşman, Yamancığım. Bunun en güzel çaresinin de unutma olduğundan daima bahsolunur. Fakat unutabilmenin yolu nedir? Bunu henüz bulan yok, evlâdım."
"Zaman dediler... Halbuki zaman, benim hasretimi körükleyen bir canavar, birbirine zincirlenen ve beni senden uzaklaştıran günlerin sayısı arttıkça sana olan iştiyakım durmadan beni kemiriyor. Hasretinle eriyorum ve seni her geçen gün bir gün evvelden daha büyük bir arzu ile, bir saat önceden daha büyük bir ihtiyaçla istiyorum, arıyorum, Yaman'cığım."
"Gezmek dediler. Yer ve muhit değiştirmek, değişik yüz, değişik memleket görmek. İşte onu da denedim..."
Toprağa Düşmek İsteyen Piza Kulesi de Kendisine Benziyor!
"Şimdi bu kuleye başka gözle bakıyorum, çocuğum! Asırlardır başı toprakta, hep yıkılmak ve bu rahatsız vaziyetinden kurtulmak için boylu boyuna uzanmak ihtiyacındaymış gibi zavallı bir hali var. Bugünkü benim halime ne kadar benzeyen bir görünüşü var, Yaman'cığım: Üç senedir gözüm toprakta, gönlüm selvilerin yeşil gölgesine hasrette, fakat bir türlü bitmeyen bu kara bahtlı ömrümün yükünü ben de böyle iki büklüm taşıyorum çocuğum."
"İçim,yine bu kulenin gölgesinde taşan hüzün coşkunluğu ile bol bol ağlamak ihtiyacında..."
Sihirli Roma Bile Derde Deva Değil!
"Romanın havasında garip bir sihir var, yahut Roma beni her defasında başka hislerle altüst eden bir şehir. Burada da daima boğazımda düğümlenen hıçkırıklar, içimi daraltan, beni yalnız ağlatan hislerle başbaşayım. Yine bir ay evvel geldiğim günler gibi otel bana kasvet veriyor, caddeler dar geliyor, kalabalık gönlümü karartıyor, bol ışıklı geceleri sona ermeyen bir zindan gölgesi halinde..."
"Her dakika gelmeyen ve —ah, ne yazık— hiç gelmeyecek olan, bir yolcu beklemenin heyecan ve telaşı içindeyim. Bir yerde durmama ve durduğum yerde rahat etmeme imkân yok. Daha yolculuğumun başında iken bu hislerin tazyikiyle üç günde Roma'yı terkettim."
"Çok talihsiz ve paramparça kalbimle haykırarak, ağlayarak, dağ, taş başı boş dolaşmak için
kıvranıyorum. Neden? Kaybettiğimi bulmak için mi? Yoksa günler ve aylardır bir tek cevap alamadığım haykırışlarıma, artık bana dar gelen bu dünyada, yeni ufuklar ve yeni dağlar arasından karşıma benim kadar talihsiz biri çıkar ümidiyle mi? Onu ben de bilmiyorum, Yaman'cığım. Sonra düşünüyorum, işte döndüm, dolaştım, dağlar, dereler, tepeler aştım, yine elim boş, kalbim boş, içim boş."
"Allah'tan başka çağırdıkları ise, kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Halbuki ona (su) gelmez. İşte inançsızların çağırması, böyle boşa gitmektedir. "(Ra'd/14)
"Allah kimi doğruyola ulaştırmak isterse onun göğsünü İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle sıkıntı ve musibet çökertir. "(En 'am/125) Bilgisiz İnanç
"Fakat isyanlarımı, henüz genç yaşımın tecrübesizliği içinde, düşünmeden kabul ettiğim bir tevekkül tahassüsü ile bastırmaya uğraşıyorum.
Ama ne çare ki, talih denen, kader denen o bozulması imkânsız kuvvet beni çizdiği yol üzerinden bir türlü ayırmıyordu. Ve bu kara talihime ortaklık edecek bir tek kuvvetim de yoktu, evlâdım."
"Günlerimi ve gecelerimi çılgınlık buhranları içinde geçirten ne acılar çektim. Bunların hepsini ayrı ayrı kanayan birer yara halinde, gönlümün binbir ızdıraba yataklık eden boşlukları içinde kendime saklıyordum.''
Öyleyse Niçin Teslim Olmuyoruz?
"Ne yapmalı ki, bir yerde okuduğum gibi, bütün ömrümüz yazılmış ve önümüze konmuş bir nota ... Biz ancak piyano tuşları üzerine dokunarak bu notayı çalıyoruz, Yaman'cığım."
"Şimdi ben de, baban da Yunus Emre'ye çok düşkünüz, evlâdım."
"Taşkın ve coşkun hislerin ortasında bu mistik şairi seçerken acaba hangi tesirler altındayım, Yaman'cığım?"
"İşte baban da bana bu şâirden "Üzülme artık: Dertler derdini gördün, koy gönlün viran olsun!" der, ben de bütün isyanlarım ortasında, inanır mısın Yaman, hemen kuvvetlenirim bu sözden. ''
"Seyahatten dönüşümde, bütün ömür ve gönlü bir zindan yalnızlığı içinde geçen ananın, yalnız seninle, senin bitmez tükenmezliğinle dolu iç âleminin bu seslerini duyanlar, hâzin hikâyenin olsun gündüz ışığına çıkmasını istediler."
"Bu, içimi altüst eden tufanın ancak bir kaç damlasını aksettirmeye uğraşan satırlar..."
"Bundan duyduğum vahşi zevk, hasretinin gönlümde alevlediği cehennemden bu kadarını olsun duyurabildiğimden..."
"Dünyamı kaplayan boşluk aynı korkunç ızdırabla beni sarıyor ve bu boşluğa, hatta bir gölge halinde, renk ve hareket verecek hiçbir şey de yok canım evlâdım."
"Bütün konuşmalarımda, senden sonra, gönlümün tek arzusunun ÖLÜM olduğunu tekrarladım durdum."
"Fakat senelerdir beklediğim, hasretini çektiğim, seninle kader birliği edeceğim için her dakika aradığım ölümü de, beni sana kavuşturacak bir çâre olmadığı için, bugünkü ruh perişanlığım içinde, mânâsız buluyorum, onu da sevmiyorum Yaman'cığım. Kapanan gözlerimle ancak yokluğunun muazzam ızdırabını duymayacağım, işte o kadar."
"Halbuki ben, senden kaçmak değil, seni bağrıma basmak, seni var olan Yaman'ımı öpmek, koklamak istiyorum Yaman'cığım."
Birde inanç dolu bir gönüle bakın:
— Başıma gelenleri benimsiyorum, seviyorum. Zira Allah'ın benim için istediği şey, benim istediklerimden daha iyidir. (Epiktetos)
— Her ne hakkında olursa olsun "Onu kaybettim" deme, fakat "Onu geri verdim" de. Çocuğun mu öldü? Onu geri verdin. Tarlanı mı elinden aldılar? Onu geri verdin. Lâkin onu elimden alan kötü bir adamdı. Onu sana verenin şu veya bu elle geri almasının ne ehemmiyeti var. Onu sende bıraktığı müddetçe, yolcuların otellerden faydalandıkları gibi, senin olan bir şey değilmiş gibi faydalan. Çünkü dünya bir misafirhanedir. Ve hayat bir ziyafetten başka birşey değildir. Unutma ki, hayatta, bir ziyafette bulunuyor gibi davranman lazımdır. Bir yemek tabağı sana kadar geldi mi? Elini kibarca uzatarak ölçü ile bir parça al. Önünden kaldırıyorlar mı? İlle da almak isteme. Henüz önüne gelmedi mi? İsteklerin uzaklara gitmesin,tabağın kendi tarafına gelmesini bekle. Çocuklarına, karına, memurlara, yüceliklere, servete, makama karşı da böyle hareket et. (Epiktetos)
— Herkese yeryüzünde oynayacağı rolü dağıtan İlâhi hikmettir. Hatırla ki, uzun veyahut kısa bir piyeste müellifin sana verdiği rolü oynayacak bir aktörsün. Eğer senin bir dilenci rolü oynamanı istiyorsa elinden geldiği kadar iyi oynaman lazımdır. Eğer bir topal yahut bir prens veyahut daha değişik birinin rolünü oynamanı isterse, yine başka türlü hareket edecek değilsin. Hâdiselerin dilediğin şekilde gelmesini bekleme. Nasıl geliyorsa ona göre vaziyet al. (Epiktetos)
(X) (Bir Yaman Vardı, Vecihe Şerif Egeli)
Derleyen Safvet Senih