Temmuz 1984 · s. 2 · 4 dakikalık okuma
İlim
Günümüzde
ilmî gelişmeler görülmedik bir hız ve seviyeye ulaştı ve çağımız âdeta bir
sürprizler çağı hâline geldi. Diyebiliriz ki; şu son çeyrek asırda, ilmin
insanoğluna armağan ettiği yeni buluş ve keşifler, önceki devirlere ait bütün
buluş ve keşiflerden daha fazla olmuştur. Gün geçmiyor ki, mikro-âlemden
makro-âleme kadar çok geniş bir sahada, bir sürü yeni yeni şeyler ortaya
konmasın ve varlığa ait bir yığın meçhûl ve karanlık noktalar aydınlığa
kavuşturulmasın. Atomlar âleminden nebülozlara, canlılar âleminden insan uzviyatına '(organizma)', teknoloji ve elektronikten lazer'e kadar sayısız keşif ve tesbitlerin hemen hergün, gazete ve mecmualar vasıtasıyla dünyanın dört bir bucağına yayıldığını duyuyor, ya seviniyor veya korku ve paniğe kapılıyoruz.
Bu hız ve tempo ile gelişen ilim ve teknolojinin, çok yakın bir gelecekde, topyekün kanaat, düşünce ve ilim anlayışına te'sir edebilecek yeni keşifler ortaya koyacağı da, gözden ırak tutulmamalıdır. Dönüp yakın geçmişimize baktığımız zaman, dünden bugüne, çok şeyin değişmiş olduğunu görürüz. Daha dün, herkesçe değişmezliği kabul edilen Galileo'nun mekân telâkkisi, Newton'un câzibe-i umumiyesi "genel çekim" yerlerini "rölativizm"e terk ederek bugün tarihî birer faraziye (teori) hâline geldiler. Maddenin, herşeyin esası olma görüşü, bir hayli zamandan beri, herkesin kuşkuyla baktığı bir mevzu olmuştu. Bugün ise, artık madde kadar, madde ötesi şeylerin de kendilerine has çizgide, araştırıcının perspektifine girdiğini görüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, yakın bir gelecekte, madde kadar anti-madde, atom kadar anti-atom ilim mahfillerinin müşterek araştırma mevzuu hâline gelecek ve fiziğin, ele alındığı her yerde, mutlaka, metafizikten de bahsedilecek tir. İlim,"duyu organlarımızda kavranan nesnelerle meşgul olur. Bunun dışında kalan gerçekleri de, tecrübelere dayanılarak elde edilen neticelerin ışığı altında izah etmeye çalışır. Duyularla (hasse) tesbit edilememiş, doğruluğu ispatlanamamış bilgileri ise, ilmî metodolojiyle gerçek olduğu belirleneceği âna kadar, bünyesinde onlara yer vermez. Meselâ: Gözle gördüğümüz şeylerin keyfiyetleri bir tarafa, onların sabit birer hakikat olduğuna kimse tereddüt etmez. Keza; kulaklarımızla duyduğumuz, dokunarak hissettiğimiz ve diğer duyu organlarımızın sahasına giren eşya için de, aynı şeyleri düşünebiliriz... Duyu organlarımızla varlığını sezemediğimiz "manyetik" ve "elektronik" alanların mevcudiyetini ise, pusula ve benzeri aletlerle tesbite çalışırız. İlim, bugün sahip bulunduğu alet ve vasıtalarla, ancak bu kadarını tesbit edebilmekte "elektrik" "manyetik" ve "kütle-çekim" sahalarının dışına çıkamamaktadır. Bu alanların mevcudiyet ve keyfiyetini ispatlayacak alet ve vasıtalar keşfedildikçe, bunlar da ilmin araştırma mevzuu içine girecektir.
Bu itibarla günümüzde, ilmin herşeyi ihata ettiğini ve gidip nihaî hedefine ulaştığını iddia etmek hem büyük bir yanlışlık, hem de fennin ortaya koyduğu şeyleri görmemezlikten gelmenin ifadesidir. Aslında bugün, ilmin ortaya koyduğu keşif ve buluşlara bakıldığında, bildiğimiz şeylerin, bilmediklerimizin yanında "hiç" denecek kadar az olduğu görülecektir. Bunun aksini iddia etmek, hem realitelere aykırı, hem de mevcutla yetinme, bir himmet za'fı ve bir irticaî harekettir. Her devirde, ilmin ulaştığı noktaları, varılabilecek en son hedef telâkkî edenler, böyle düşünmekle ilmî araştırmaların yolunu tıkamış ve kültür hayatının simasını karartmışlardır. Onun için bizler, bugüne kadar öğrenip bildiklerimizin, yeni baştan kritiğe tâbi tutulmasını, eski bilgilerimizin, yeni keşiflerin ışığı altında tekrar ele alınmasını, hem yanlışlarımızın düzeltilmesi, hem de mevcut tıkanıklıkların açılması bakımından zaruri görmekteyiz. Evet, yeniden semâ ve yeryüzünün umumî durumları, birbirleriyle olan münasebetleri; gece ve gündüzün düzenli şekilde, ardarda gelmesi; canlı-cansız varlıkların kendi dünyaları içindeki hususiyetleri; insan ve hayvan organizmasının hareket, fonksiyon, hedef ve gayeleri, nihayet toprak - su, bunların terkipleri ve canlılarla olan münasebetleri, mutlaka ele alınmalı ve modern metodlarla tahlile tâbi tutulmalıdırlar. Bu suretle, ilmî araştırma usûlüne (ilmî metodoloji) göre ispatlanamamış nazariyeler, yanlış tesbitlerle ortaya konmuş kaideler, yeni baştan gözden geçirilecek ve yanlışlar düzeltilmeye çalışılacaktır. Bir ilim adamı için usûlüne göre araştırma yapmak, ilmin haysiyetine saygılı olmanın ifâdesidir. İlim yapıyorum diyerek, isbatlanamamış faraziyelerle, ilim yuvalarını meşgul edenler hem yığınları aldatmış, hem de ilmin haysiyetiyle oynamış olurlar.
En basit şekliyle ilmî bir araştırmada usûl şudur: Evvelâ mevzu belirlenerek, öğrenilmek istenen şey açık-seçik olarak ortaya konur; sonra o mevzuda, daha önce yapılmış araştırmaların neticeleri gözden geçirilir; daha sonra, toplanıp değerlendirilen bu bilgilerden elde edilen sonuçlar tesbit edilir; tecrübelerin ortaya koyduğu neticelerin, doğru olup olmadığını tam tayin etmek için, bir düzine yeni denemelere girişilir; bu denemelerle, ortaya konan nazariyenin doğrulanmadığı görülürse, yeniden başa dönülerek daha başka araştırmalar yapılır, bilgiler toplanır ve eski-yeni bilgiler bir araya getirilerek, bu bilgilerin ışığı altında nazariyeye yeni şekil verilir. Böylece, tecrübelerle gerçek olduğu ortaya konan şeyler kaydedilir; sonra da, sabit bir prensib hâline getirilmek istenen bu gerçeğin, umumileştirilip umumileştirilemiyeceği araştırılır; umumileştirilebilecekse, onunla benzeri hâdiseler arasındaki münasebetler değerlendirilerek bütünlük teminine gidilir.
Modern metodolojinin de, benimsediği bu araştırma usûlü, ilmî tesbitler için "objektif", bir usûldür. Binaenaleyh, böyle bir usûlle araştırmaya gidilmeden, bir şeyin doğru ve sabit olduğunu iddia etmek ve ona ters gelen şeyleri de red ve inkâr, katiyyen ilmî değildir. Zan ve tahminlere bina edilerek ortaya sürülen düşünceler, sadece birer nazariye ve bu nazariyelere dayanılarak elde edilen umumî kaideler de birer aldatmacadır. Bu türlü zan ve tahminlerle ilmî gerçeklere gidilemiyeceği gibi, bunlara dayanılarak, müşahade veya sıhhatli haberlerle te'yid edilmiş, yada usûlüne göre ispatlanmış hakikatlar da inkâr edilemez.
SIZINTI