Eylül 1990 · s. 376 · 4 dakikalık okuma
İkra Rotası

Okumak... Gerçeğin ışıklı yüzündeki peçeyi sıyırabilmek... Okumak ruhun hayat şartlarından kirlenmiş yüzünü yumak yıkamak.. Okumak gönüldeki sıkleti kaldırmak ve gönle kelimelerin burak-misal ikliminde bir miraç çizgisi göstermek... İç dünyayı nurlandırmak okumak.. Ümide fer vermektir; “Bak bu düşüncede binlerce insan var” demektir. “Ben yalnız değilim” diyebilmektir. Yalnız ve mükedder kalmamak ve önüne çıkan bencillik setini yıkıp geçmek binlerce düşünceyle sarmaş dolaş olmaktır..
Fakat neyi okumalı. Hangi eserleri massetmeli kristal kadehlerdeki iksir gibi. Hangi efsunlu dünyalara sürmeli nefis atını. Hangi rahlen tedrisin önünde diz kırıp boyun bükmeli.
Okumak iç dünyayı nurlandırır ama, gayesiz okumak öze zincir ve pranga vurmaya bire birdir. Ruha kement atmaya, aklı perişan ve derbeder etmeye, isterseniz elinize iç dünyanızı kurutacak bir kitap alınız. Onun iklimine giriniz. Benliğinizi okşayan, egonuzu kamçılayan, sizi şehvet iklimlerine çeken bu kitabı bıraktıktan sonra gözlerinizi yumunuz ve içinizdeki karanlık kaosları seyrediniz. Uçsuz, bucaksız çölleri seyrediniz bitkin ve bîtâb. İşte sizin kârınız: Kendi kendinizi idam sehbasına çıkarıp, kendi elinizle ölüm yaftasını boyunuza asıp, yağlı ipi narin boynunuza geçirmek gibi...
Çiçero: “Kitabsız bir ev ruhsuz bir cesete benzer” derken, ümitsizliğe bedbinliğe çeken, insanı elem selinde boğan, keder ikliminde eriten, boynuna kölelik zincirini dolayan böyle kitapları kitaptan saymıyor. İyi kitabların nur-efşân iklimiyle evlerinizi tatlı ve revnektâr kılmanızı, nur ve ışığa kavuşturmanızı öğütlüyor.
Ya dostsuz kalmış insanlar, özleri yalnızlık ikliminde nefis ve benlik vahşilerinin elinde melâbe olmuş zavallı ruhlar. Zira yalnızlık insandaki iyi hasletlerin güleç yüzünü kap karanlık bir renkte âdeta karartır, köreltir, “iyi bir kitab iyi bir arkadaştır” diyen BERNARDİN DE SAİNT dostsuz kalmış insanlara ne güzide bir reçete sunuyor değil mi? O iyi bir kitabın efsunlu dünyasında yalnızlık iplerinden ve onun kör düğüm atan öldürücü bağlarından kurtulmanın yolunu çiziyor bize bir cümleyle..
Bir de hiç solmayana, pörsüme-yene gönlünü verenler var. Ebedmüddet diri ve ceyyit kalmayı özleyenler var. Hiç solmayan iklimlere kanatlanmak ve ruhunu ölümsüzlük bengisuyla kana kana doyurmak isteyenler var Aslında her insanın gayesi biraz da ölümsüzlük değil mi? Seneca: “Kitablar hiç solmayan bitkilerdir” diyor iste bu fıtrî meyille.. İnsanı solgunluk sonbaharından ölümsüzlük baharına çekiyor, içe sam rüzgârının öldürücü, derbeder edici, kökleyip savuran feci yıkımından ziyâde bahar melteminin ipek gibi dokunan ve ruhları dirilişe erdiren, sonsuzluk ışıklarıyla ruhu aydınlığa kavuşturan iklimini doldurmak istiyor.
Bunu nasıl anlayacağız? diyeceksiniz. İyi bir kitab hangi özelliklere sahihtir. Bunun mihengi nedir? diyeceksiniz. Ne güzel bir soru. Biz okuduğumuz kitabta neleri arayacağız? Neleri...? Elbette neyin sancısını çekiyorsak onu. Çölde kalmış bir yolcuya su bulmak bayramdır. Aç olana bir parça ekmek kokusu cismini dirilten tütsü kokusu gibidir. Yıllar yılı gerçeğin arayışı içinde kıvranan bir insanı da o şafağa ermek, Hakikat güneşiyle karşılaşmak bir bahar dirilişiyle mest edecektir. Zira arayış zevkli de olsa mutlak bir kış mevsimini hatırlatır. Hedefe ulaşmak bütün çile ve ızdırabtan sonra ruhun açlığını gidereceğinden, vicdanın susuzluğuna kadeh kadeh mânâ sunacağından en güzide mevsimler gibidir, insan bu hususta vicdanını Ölçü olarak kullanmalı, içine ilâhî meltem gibi esen bir kitabın her cümlesini içmeli, iksir gibi tiryak gibi. Özüne diriliş fiskesi konduran iklime koşmalı. Onun sayfaları içinde erimeli. Tıpkı bir potada eriyiş gibi. Sonra en güzide şekli almalı ruh. Sonra kendini aşmalı ve yüce idealine ulaşmalı.
Bakın Alaxandre Pope bu mevzuda ne diyor: “Okuduğunuz eser sizi fikren yükseltir, içinizi iyi ve mert duygularla doldurursa, onun hakkında karar vermek için bu duygu yeterlidir”. Bize gerçeği, doğruyu gösteren kitap düşünce yapımızdaki çarpıklıkları gideren kitap ne yüksek bir seviyeye haizdir. İnsana insan olmanın yollarını öğreten, onu mutluluk ülkesine kanatlandıran, özünde iyilik ve güzellik duygularını çimlendiren ve iç dünyayı firuze yeşil körpe fidanlarla dolduran, yasemen, gül, sümbül gibi kokan hakikat ufkunun en iç açıcı meyveleriyle ruhu doyurup itminana kavuşturan her satırında miraç arşiyesinin çizgilerini taşıyan kitap ne ulvî bir atmosfere sahiptir, işte Sözler, işte Lem'alar, işte Asrın Getirdiği Tereddütler, işte Çağ ve Nesil bizim bu fikrimizi teyit etmiyor mu?
Uzun söze ne hacet. Bizi ümit ve inanç iklimine çekip, gerçeğin yüzündeki tülleri kaldırarak, nurlu şafaklara ulaştırmak isteyen, ister gökte, ister yerde, isterse yerin yedi kat dibinde olsak bizi “Kullarım” diyerek şefkat sinesine basan, merhamet kucağına çeken ve dağılmış zülüflerimizi okşayan Yüce Yaratıcı zaten ilk emir olarak bize “Oku” demiyor mu? ”Okumasını bilmiyorsan öğren der” gibi bu iyi hasletin üstünde israrla durmuyor mu? Gözünü vahyin nurlu ufkuna açan Nebiler Nebisine gelen bu “ilk emir” bir çekirdek gibi sümbüllenmiş ve her yükselişin ilk mâyesi olmuştur.
Öyleşe okumak gerek, Kitab dünyasına girmek, iyi devşirmek onları. En iyilerini dermek, ölümsüzlük aşılayanları öze sunmak gerek. Sonra yaşamak onların çizdiği buutları. “Onların ruhun gözlerinden perdeyi kaldırmakla gerçeğe eritebileceği” fikrini öze işlemek, kalbe nakış nakış dokumak gerek. İçe en güzide ab-ı hayat sunan kitabın sahiline koşmalı her an. Eğilmek nefsin sultasından kurtulup, eğilmek benliği yere vurup egoyu kırıp eğilmek.. O nur ve ışık dünyasının diriltici iksirinden içip doymak. Sonra o fikirleri yaşamak. Sonra yaşatmak, diğergâmlık ilkesinin ayağı zincirli, boynu tasmalı kölesi olmak gerek.
Ey insan oku! İyi, güzel, fikri yükseltici, kalbi kanatlandırıcı sonsuzluk yamaçlarında dolastırıçı kitaplarla dost ol!.. Yalnızlığın zifiri karanlığından “okumak” ışığı ile kurtul. Kendini belirsizlik ve şüphe okyanusundan oku pusulasıyla kurtar ve akıl, fikir, gönül gemini “ikra rotası”yla huzur sahillerine erdir..