Sızıntı Arşivi

Kasım 2003 · s. 488 · 5 dakikalık okuma

İhlas Bezginliği

Harun Avcı · Doç. Dr. · Edebiyat

Şimdilerde, yeryüzünün dört bir yanında, kendisini insanlığın kurtarılmasına adamış ve bu uğurda büyük bir fedakarlık yapan kudsiler topluluğu, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren, ihlastan ninnilerle sallana sallana büyüdü. Önlerinde ihlas timsali nice güzel insan vardı. Onların ihlas edalı altın nefesleriyle, samimiyet tüten türküleriyle yollarda yürüdü. Gıdalar, ihlasla ve ihlastan fem-i güherlerde veriliyordu her zaman. Tohumlar ihlasla atılıyor, yürekler ihlasla çarpıyordu. Ve gele gele mukaddes emanet, ihlas dualarıyla ayağa kalkan bu omuzlara kondu.
Evet; bir zamanlar "ihlas" deyip çıkmıştık yola, önümüzdeki güzide ihlas kahramanlarına özenerek. Onları görünce anlıyorduk ki, bizim de biricik yol azığımız ihlas olmalıydı; onunla doymalı, onunla kanmalı ve sadece onunla yaşamalıydık. Çaylarımız yudum yudum erirken sohbet meclislerinde, içtiğimiz sadece ve sadece ihlas ma-i zülali olsun istemeliydik. Dilimizden asla düşürmememiz gereken yegane şarkımız ihlas şarkısı olmalıydı. Her köşede onu aramalı ve bulduğumuza inandığımızda da onunla bütünleşmeye çalışmalıydık. Zira, o olmadan bu şerefli ve kudsi hizmet yolunda hiçbir adım atamayacağımızı, önümüzdeki ihlas önderlerinden biliyorduk. Çünkü, bu yolun adap ve erkanını, kendi mukaddes ve bereketli hayatından öğrendiğimiz Büyük Çilekeş, ihlasa büyük değer vermişti. Hayatı, serapa ihlastan ibaretti. İhlastan bir damlaya, bir kristale, bir altın külçeye dönüştürdüğü muazzam bir hayat bırakmıştı bizlere. Sade, katışıksız, dupduru ihlas abidesi bir hayat. 20. asrın riyakar dünyasına, taneleri ihlastan ibaret bir yağmur gibi düşmüştü. Ve arkasında öyle bir ihlas bırakmıştı ki, kıyamete kadar, ihlas sızıntılarıyla yer-yüzünü sulayabilecekti. Etrafındaki hasbilerin de ihlas dolu hayatları, bu meyanda bizlere birer örnekti. Onun, şu altın sözleri, ihlastan bir sütun halinde zihinlerimize dikilmiş yegane parolamız olmuştu: '…medar-ı necat ve halas, yalnız ihlastır. İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır. (…) Samimi ihlası kazanan adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.' (17. Lem'a)
İşte bu sesin yankıları bizlere de ulaştırıldı. Bir başka zamanda, bir başka gönülde önümüze düştü. Onun da hayatı ihlasla billurlaşmıştı adeta. İhlastan gür ve keskin bir çığlık koparmış bunu ihlasla kalblere duyurmaya çalışmıştı. Hayatının her anı, ihlas örnekleriyle doluydu. Mikrofonlarda, ihlastan hitap çiçekleri açıyordu rengarenk. Derken, gözler gönüller doluyor, ihlas türküsü korolaşıyordu. Altın bir nesil yetişiyordu, eczaları ihlastan ibaret.
Gün geldi bu feyizli maya, ihlas mayası, semerelerini vermeye başladı bereketle. İhlasla bezenen-bestelenen ve söylenen türkümüz dilden dile götürülüyordu. Artık zulmet diyarlarında da ışığın kavgası, ihlasın yankılanması vardı. Binlerce civciv ihlas folluklarından çıkıp, hicret yollarına koyuluvermişti, ilk muhacirler gibi. Yeryüzünün dört bir yanında ihlastan bal petekleri örülüyor, ihlasla atılan iman tohumları filize duruyordu. İhlastan çiçekler açıyor; meyveler devşiriliyordu. Neticede, binlerce ihlas çiçeği birden açıvermişti, bahara uyanan güller gibi. İhlastan meşale taşınıyordu elden ele, gönülden gönüle, dilden dile. Böyle oluyordu ve de böyle olmalıydı. İnsan, "Sadakat ve ihlas, Enbiya-i İzam için hayati birer sıfat oldukları kadar, da'va-yı nübüvvetin temsilcileri için de su kadar, hava kadar önemli birer vasıftır. Bu iki hususiyeti elde etmek ve bu nurani iki kanatla kanatlanmak, onların en ehemmiyetli güç kaynaklarıdır. Birinciler, ihlassız bir adım atamayacaklarına inanırlar; ikinciler de atamayacaklarına inanmalıdır." (Kalbin Zümrüt Tepelerinde-1) diyerek bu yolun olmazsa olmaz dinamiğini göstermişti.
Zaman geldi, çok şey manasını yitirdiği gibi, bazı hayati prensiplerimiz de duygu ve düşünce dünyamızda renk atmaya, sararıp solmaya başladı sanki. Yılların acımasızlığı, çok şeyi çürüttüğü gibi, can damarımız ölçüsündeki ihlasımızı da eritiyor. Dudağımızdaki türkümüzün sesi kesiliyor muydu, aylar/yıllar geçtikçe? Öğütüyor muydu yoksa zaman, bu en büyük değerimizi, o çelikten çarkları arasında? İnsan, her ne kadar bu sevimsiz, olumsuz ve endişe yüklü cümleleri kendi adına kabullenip söylese de; ihlasla bu yolda devam eden kardeşlerini düşünerek ihtimalli konuşmada fayda mülahaza ediyor. Ancak bu konuda gönlümüz tam anlamıyla rahat da olamıyor…
Çünkü; sene 2002, aylardan Aralık... Hak adına hayatını 'insan'a adayan o gönül insanı, gurbetten gönderdiği mesaj yüklü mektubunda: "Sen biliyorsun, biz de bunun farkındayız; ömrümüzün hasenat kefesi bomboş, pek çoğumuz itibariyle bir ihlas bezginliği içindeyiz." diyerek, her zaman olduğu gibi, bir kez daha bizleri uyarıyor. Evet, 'ihlas bezginliği' diyor, bundan yakınıp, bizar olduğunu dile getiriyor. Ruh ve mana dünyamız adına daha birçok ikaz edici sinyalin bulunduğu bu kudsi namede, özellikle bu konuya değiniyor.
Demek ki, yetişmesine vesile olduğu fidanlarda, böyle sevimsiz bir durum müşahede ediyor. Demek ki, her tuğlasına ihlasla harç koyduğu altın nesilde, böyle bir eksiklik görüyor. Demek ki, her zaman, tekrar tekrar, bizim için hayati önem arz eden konularda bizleri uyardığı gibi, kulluğumuzun/hizmetimizin en önemli yanı olan bu ölümsüz prensibe dikkatlerimizi çekiyor; kesinlikle bezginliğe düşmeden, ihlasın tazeliğini her dem koruyarak, pörsümeden, renk atmadan tekrar ihlas pınarına dönmemizi istiyor.
Öyleyse; zaman, 'vira ihlas…' deyip, ayağa kalkma zamanıdır. Zaman, yılgınlığa, yorgunluğa, bıkkınlığa ve bezginliğe asla düşmeden, ihlasla hedefe, yani Rabb'imizin rızasına talip olma ve ona doğru yürüme zamanıdır. Zaman, yenilenme, ihlasla donanma, muhlislikten muhlaslığa terakki ve terfi etme zamanıdır. Zaman, tepeden tırnağa ihlas kesilme ve iliklerimize kadar onu hissetme zamanıdır. Zaman ihlas kulesine, ahesterevlik etmeden, tırmanma zamanıdır. Zaman, adeta çeliğe çifte su verir gibi, gönül dünyamıza ihlası tekrar tekrar yudumlatma zamanıdır. Zaman ihlasın çelikten zırhına bürünme zamanıdır. Zaman nice yıldır ağlayan ve bu işi ihlasla başlatıp devam ettirenlerin mahzun yüzünü, yine ihlasımızla güldürme, sevindirme zamanıdır. Zaman, Rabb'imize ihlaslıca kulluk ve hizmet etme zamanıdır. Zaman, İhlas Nebisi'ne (sas) ihlaslıca ümmet olabilme vaktidir.
Elbette ki, ihlassızlığı bir çeşit ölüm bilen ve bu konuda asla bezginliğe düşmeden yoluna devam edenler çoktur. Ve bundan dolayıdır ki, güzellikler peşi peşine sökün etmektedir, dünyanın dört bir yanında.
Rabb'im, en küçüğümüzden en büyüğümüze kadar hepimizi, dünyanın dört bir yanındaki ihlas yolcularını, ihlas bezginliğine düşürmesin; düşenlerimizi kurtarsın ve gerçek ihlasa kavuştursun. İhlasla, yolunda hizmet etmeyi ve bu şekilde bereketli bir ömür geçirmeyi nasip ve müyesser kılsın. Bezgin ve derbeder yığınlardan olmaktan; yeis, atalet ve bezginliğe düşmekten muhafaza buyursun. "Dini hayatında ihlaslı ol, böyle olursa az bir amel bile sana yeter." buyuran İhlas Peygamberi Kainat'ın Efendisi'nin (sas) şefaatine mazhar eylesin.
Sözü, bu konudaki sözlerin en güzeline işaret eden Kalbin Zümrüt Tepeleri'ne bırakıyorum: "İşin daha doğrusu ihlas, kul ile Ma'bud arasında bir sırdır ve bu sırrı Allah sevdiklerinin kalbine koymuştur. Kalbi ihlasa uyanmış bir insanın nazarında, medh u zem, ta'zim ü tahkir ve yaptığı işlerle bilinip bilinmemesi, hatta sevap ve mükafat mülahazası kat'iyyen söz konusu değildir. Ve böylelerinin gizli açık her halleri aynı çizgidedir…"